Welatparez.com 

KONGRA GEL ÇİZGİSİNDE BİRLEŞELİM

BAHAR SERHİLDAN HAMLESİNİ GELİŞTİRELİM

Tüm Komite ve Koordinasyonlara!

Tüm Kadro ve Çalışanlara!

Yürütme Konseyimizin ikinci toplantısını 9-10 Şubat günlerinde yaptık. Toplantıya Konsey üyelerinin yarıya yakını doğrudan katıldı. Diğer üyelerin bir kısmının görüşleri cihazlarla alınırken, Avrupa alanında bir grup arkadaş paralel toplantı halinde oldu. Böylece yönetimimizin çoğunluğunun katılımını sağlayan ve dolayısıyla görüşlerini birleştiren bir toplantı yapmış olduk.

Toplantımız Önderliğin son üç görüşme notunun okunmasıyla başladı. Tartışmalar bu notlardaki çözüm yolları ve değerlendirmeleri esas alarak yürütüldü. Bu çerçevede öncelikle Kongra Gel kuruluşuyla yaşanan ve hem kongre sürecinde hem de sonrasında çalışmalarımızın önünde engel oluşturan örgütsel sorunlarımızın tartışılmasını esas aldık. Önderliğin görüşmelerde yaptığı değerlendirmeler ve önerdiği çözüm yolları temelinde bu sorunların çözümünü pratikte gerçekleştirme üzerinde durduk. Bu bakımdan sorunların çözüm yolunu Önderlik çizmiş, dolayısıyla da toplantımızın hem yapılmasını hem de gündemini bizzat Önderlik belirlemiş oldu.

Yaşanan sorunlar, yürütülen tartışmalar kendi çözüm düzeyimizi aşarak bizzat Önderliği çözüm gücü haline getirmişti. Çok zor koşullarda olsa da Önderlik, yapılan görüşmelerde çözüm iradesini ortaya koyup çözüm yolunu göstererek, bunun pratikte gerçekleştirilmesini istedi. Bu temelde görüşme notlarının değerlendirilmesinden yola çıkarak Başkanlığın, yaşanan sorunlara çözüm bulmak amacıyla geliştirdiği bir inisiyatif ve yürüttüğü bir çalışma oldu. Bu çabalar, sonunda 9-10 şubat günlerinde gerçekleşen Yürütme Konseyi toplantımıza bizi götürdü.

Önderliğin çizdiği çözüm yolu çerçevesinde Başkanlığın farklı alanlarda ve değişik düzeylerde yaptığı toplantı, tartışma ve görüşmelerle sürdürdüğü çabalar Yürütme Konseyimizin ikinci toplantısıyla bağlayıcı ve kalıcı bir sonuca ulaştırılmıştır. Bu bakımdan toplantımız, sorunlarımızın çözümü ve mücadelemizin geliştirilmesi açısından önemli olmuş, bir dönemeci oluşturmuştur. Hareketimizin kendi sorunlarını tartışmalarla ve kendi yöntemleriyle çözme ve bu temelde kendini yenileyip pratik mücadeleyi geliştirme kabiliyetini bir kez daha göstermiştir.

Toplantımızın en önemli gündem maddesi olan örgütsel sorunlarımızın çözümünde düşüncelerin içeriği üzerinde durmak ve yine yaşananları hikayesiyle irdelemek yerine, Önderliğin gösterdiği çözüm yolu ve yaklaşımlar çerçevesinde herkesin yaşananlardan ders çıkartması, yanlışları özeleştirel bir yaklaşımla düzelterek çözüm yoluna girip örgütün Kongra Gel çizgisinde birliğini sağlaması ve bu temelde pratikleşmesinin önünün açılması esas alınmıştır. Zaten hem kongre süreci hem de sonrasında yaşanan tartışmalar, savunulan düşüncelerin içeriğini ve farklılıkları epeyce ortaya çıkartmıştı. Kendisine yansıyınca Önderliğimiz de bu düşüncelerin ne anlama geldiğini ve Önderlik çizgisi karşısında neyi ifade ettiğini net olarak ortaya koydu. Bu çözüm çerçevesinde herkesin kendi düşüncesini ve tutumunu gözden geçirerek örgüte ve mücadeleye doğru ve yeterli katılım sağlamasını toplantıda esas aldık. Bu da bizi hem kendimizi yeterince ifade etme, hem birbirimizi daha iyi anlama, hem de birleşme noktalarını ve birlik esaslarını öne çıkartarak onlarda birlik sağlama ve bu temelde hareketin Kongra Gel birliğini ve örgütlülüğünü yaratıp pratik mücadeleyi geliştirmek için yeterli kararlılık ve iddia sahibi kılmaya götürdü.

Bu çerçevede sorunların geçen beş yıldaki değişim ve dönüşüm sürecinde yürütülen çalışmalarla, stratejik değişim ve yeniden yapılanmada atılan adımlarla, bu süreçte gösterilen yönetim tarzıyla ve tüm bunlarda yaşanan yetersizlikler ve hatalı tutumlarla olan bağını kurduk. Yine sorunların bir bütün mücadele tarihimizle bağlantılarını da Önderliğin çizdiği çerçevede kurduk. Şu zaten tartışmalar içinde ortaya çıkmıştı: Farklı düşünceler var, değişik konularda farklı düşünen, kendi düşüncesinin doğru olduğuna inanan ve onu savunan, hareketin bu temelde yürümesini isteyen arkadaşlar var. Önderlik de bunun olabileceğini, olmasının doğal olduğunu, doğru yöntemlerle ele alınır ve farklı düşünceler doğru yöntemlerle tartıştırılır ise bunun bir zenginlik olacağını, hareketin pratikleşmesinde güçlü bir dinamizm ortaya çıkartacağını belirtmişti. Bu farklı düşüncelerin Kongra Gel içinde çalışmalara katılımını, birleşmesini, mücadeleyi böyle bir yaklaşımla ele almamız gerektiğini, çözüm yolunun bu temelde bulunabileceğini, eğer bir düşünce birliği, ideolojik birlik yaratılamıyorsa düşünce farklılıkları belirlenerek Kongra Gel çizgisinde mücadele birliğinin yaratılabileceğini, mutlaka böyle bir birleşmenin olması gerektiğini ifade etmişti.

Toplantımız Önderliğimizin bu yaklaşımlarını esas aldı. Sorunların çözümünde Önderliğin gösterdiği bu yöntem düzeltmesini ve Kongra Gel’in demokratik yapısının bu temelde geliştirilmesini sağlamaya çalıştık. Bu, bizim için somut çözüm yolunu gösterdi. Bu temelde farklılıkları, düşüncelerde oluşmuş ayrılıkları görmezden gelen, reddeden ya da suçlayan değil de, dikkate alan, gören, kabullenen, onları Kongra Gel çizgisinde birleştirmenin yollarını arayan, böylece farklı düşünceler arasındaki mücadeleyi, yani Kongra Gel içindeki ideolojik mücadeleyi Önderlik tarzına uygun ve demokratik kurallara bağlı, yine mücadele birliği esprisine uygun yöntemlerle yürütmenin doğru ve gerekli olduğu noktasında birleştik. Bu temelde bununla çelişen anlayış ve tutumları eleştirdik, mahkum ettik. İster kongre öncesi ve sırasında olsun, ister kongre sonrasında olsun yürütülen tartışmalar içerisinde ortaya çıkan farklı düşünceleri kabul etmeme, reddetme, onun üzerinde baskı uygulama, teşhiri geliştirme, tek doğru olarak kendini görme, kendi düşüncesiyle kadro üzerinde baskı uygulama gibi yöntemlerin demokratik olmadığını, Önderlik düşünceleriyle ve Kongra Gel esprisiyle uyuşmadığını belirleyerek mahkum ettik. Bu çerçevede hareketimizin içindeki iç tartışmayı ve ideolojik mücadeleyi kuralsız, yöntemsiz, deyim yerindeyse kör dövüşü biçimine dönüştüren tutumların geri ve demokratik olmayan tutumlar olduğunu tespit ederek, bundan böyle kendi içimizdeki ideolojik mücadeleyi demokratik kurallara uygun, Kongra Gel siyasetinde ve örgütünde birliği ve ortak mücadeleyi esas alan bir çerçevede yürütmeyi, hareketimizin büyümesi, gelişmesi ve kendini pratikleştirmesi açısından gerekli gördük.

Bu bizde önemli bir çözüm düzeyi ortaya çıkarttı. Hem geçen altı ay içerisinde yaşananların doğru anlaşılması ve çözümlenmesi gücünü yarattı ve hem de bu süreçte yapılan hata ve eksiklikleri ortaya çıkarıp aşma, giderme, kendini doğruya çekme gücünü geliştirdi. Yani süreci değerlendirme ve çözümleme kabiliyetimizi arttırdığı gibi, hata ve eksiklikler karşısında eleştirel ve özeleştirel bir yaklaşım göstererek, kendimizi yenileyip yeni sürece katma gücünü de ortaya çıkardı. Bütün olarak toplantıya katılan Konsey üyelerimizde bir düşünce yoğunluğu, sistemi, yakınlığı ve yine pratik çalışmalara katılmada bir inisiyatif ve rahatlama bu gelişmeler temelinde ortaya çıktı. Bu konuda net olduk, açık davrandık.

Daha önce belirttiğimiz gibi ideolojik tartışmalara girmedik. Zaten buna gerek de yoktu. Az-çok ne düşündüğümüzü, süreci nasıl anladığımızı, birbirimizin neyi öngördüğünü geçen tartışma döneminde anlamıştık. Dolayısıyla farklılıkların olduğunu baştan tespit ettik ve bu konuda hayalci davranmadık. “Her şey çözümlendi, tam bir görüş birliği içindeyiz” demiyoruz. Toplantıda farklılıkların kabulünün gerektiğini, demokratik tutumun bunu içerdiğini tespit ettik. Farklı düşüncelerin birbiriyle ilişki ve mücadelesinin hangi yöntemlerle ele alınması gerektiğini belirledik. Bu noktalarda açık olduk. Ayrımları, farklılıkları ve birlik noktalarını belirledik. Farklı düşüncelerin bir arada olma ve mücadele etme yöntemlerini, yani bizim örgüt içi demokrasimizin nasıl olması gerektiğini tartışıp değerlendirdik. Ve bu çerçevede Kongra Gel çizgisinde bir birliğe ulaştık. Kongra Gel çizgisinde birlik olmak bütün üyelerimizin, katılan ve görüş belirten bütün Konsey üyelerimizin genel eğilimiydi. Toplantıya ulaştığı kadarıyla bir bütün olarak Konseyde yer alan arkadaşlarımızın genel eğilimi buydu.

Bu çerçevede Önderliğin çizdiği doğrultuyu esas almak, kendini de ona ulaştırmak üzere kendi iç yapımızı ve duruşumuzu netleştirme temelinde örgütsel sorunlarımızın çözümü için bazı önemli kararlar aldık. Bunlardan birincisi, özeleştirel bir yaklaşımla Önderlik çizgisi ve Kongra Gel oluşumuyla uyuşmayan, çelişen, ona zarar veren anlayış ve tutumlardan kendimizi kurtarıp yenileyerek, yeni süreçte örgütlü çalışmalarımıza bu temelde katılım sağlamaktır. Bu çerçevede bir özeleştiri süreci başlattık. İki aylık süre içerisinde KADEK Yönetim Kurulu ile Kongra Gel Yürütme Konseyinde yer alan arkadaşlarımızın yazılı olarak bu sürece ilişkin özeleştiri raporlarını hazırlayıp Kongra Gel Başkanlığına vermesini kararlaştırdık. Daha sonraki sürece katılım açısından böyle bir özeleştirel yaklaşım esas olacaktır. Özeleştirinin kuşkusuz kendine göre ve kendi anladığı gibi yapılması olmaz. Bu konuda da bir muğlaklık ve kendine görelik değil, Önderliğin ortaya koyduğu eleştiri-özeleştiri çizgisi temelinde bu özeleştirilerin yapılması gerektiğini tespit ettik. Önderlik son notlarda çizgiyi netleştirmiş, özeleştirilen Önderlik çizgisinde yenilenme, netleşme ve kararlaşma temelinde verilmesini gerekli görmüştü. Bu çizgiyi biliyoruz. Bu çizgiye göre eleştirilen, bununla çelişik görülen farklı eğilimler, yaklaşımlar vardı. Önderlik bir tanesini “sağ teslimiyetçi çizgi” olarak tanımladı. Bu tür eğilim ve yaklaşımların aşılması, Önderliğin devrimci mücadele çizgisi temelinde bir özeleştirel yaklaşımla giderilmesi gereği vardır. Yine “Sol, öl öldür çizgisi” olarak Önderlik çizgisinden uzaklaşma, onunla tam uyuşmama tutumunu belirlemişti. Bundan da köklü bir özeleştirel yaklaşımla kurtulmak, Önderlik çizgisine ulaşmak gereği vardır. Yine sağ ve sol uçlar arasında kalan, zaman zaman birinden diğerine kayan ortayolcu tutumu, çizgiyi Önderlik eleştirmişti. Bu tutumdan da uzaklaşmak, Önderlik çizgisini daha doğru özümsemek ve çizgiye katılmak gereği vardır. Özeleştiriler, Önderlik çizgisiyle çelişen, ondan uzaklaşan bu tür anlayış ve tutumlardan kendini kurtararak, Önderlik çizgisine ulaşma ve onunla birleşme doğrultusunda olmak durumundadır. Tabii bu anlayışlara bakıldığında neredeyse bizim örgüt duruşumuzu ifade etmektedir. Yönetim duruşumuzun Önderlik çizgisi karşısındaki tahlilini veriyor. Yönetim duruşumuz da bu geçen süreçte örgüt yapılanmamızı, örgütsel duruşumuzu ifade ettiğine göre, aslında özeleştiri bir bütün olarak örgütsel duruşumuzun çizgiden sağa ve sola uzaklaşmak durumlarından kendini kurtararak, Önderlik çizgisine çekilmesini ifade ediyor. Bu çerçevede tüm örgütümüz açısından geneldir. Yönetimlerimizin şahsında bütün kadro yapımızın, örgütümüzün yenilenmesini, Önderlik çizgisinde düzeltilmesini, hem bireysel ve hem de örgütsel düzeyde çizgiye çekilmesini ifade etmektedir. Birinci kararlaştırdığımız husus bu olmuştur.

İkincisi, ideolojik çizginin yeniden inşası tartışmalarının bu Yürütme Konseyi toplantımızla başlatılmasını uygun gördük. Önderlik buna “PKK’nın yeniden inşasının gerçekleştirilmesi” dedi; kendine felsefik, ideolojik olarak bağlı olanların, kendisi gibi yaşamakta sonuna kadar kararlı ve tutarlı olanların birleşmesi ve kendilerini tanımlaması olarak belirtti. Bu çerçevede toplantımız da bir tartışma yürüterek, ideolojik çizginin yeniden inşasının nasıl olacağı, kendini nasıl şekillendireceği, ifade edeceği, örgüt yapımız ve mücadelemiz içerisindeki rolünün ve katılımının nasıl sağlanacağı hususlarını netleştirmek ve bir çözüme kavuşturmak üzere genel bütün kadro yapısında bir tartışma sürecini geliştirmeyi gerekli gördü. Böylece bu toplantıyla birlikte ideolojik çizginin inşa tartışmalarını başlatıyoruz. Her alanda bulunan kadrolar tarafından bireysel yoğunlaşma, değişik biçimlerdeki toplantılar ile tartışarak bu konularda düşünce üretiminin yapılması gerekiyor. Bu tartışmaya herkes katılmalıdır. Bunda Demokratik Uygarlık Manifestosuyla, Önderliğin İmralı ve Atina mahkemeleri için hazırladığı Savunmalar, yine görüşme notları esas doğrultuyu vermektedir. Önümüzdeki iki veya en geç üç ay içerisinde bütün alanlardaki kadrolar hem kendi yoğunlaşmalarını geliştirebilir, hem de uygun biçimlerde gerçekleştirecekleri toplantılarda ideolojik çizginin yeniden inşasının nasıl olacağına dair görüşlerini netleştirerek, ortaya çıkardıkları görüş ve önerileri Bilim ve Sanat Komitesine ulaştırmalıdırlar. Bu tartışmaları Bilim ve Sanat Komitesi koordine edecek ve sonuçlarını derleyecektir. Önderliğin bu biçimdeki belirlemesi doğrultusunda toplantımız böyle kararlaştırdı. Bu çerçevede her alandan bütün kadroların katılımıyla yürütülen tartışmaların sonuçları Bilim ve Sanat Komitesinde en geç üç ay içerisinde birleşirse, Bilim ve Sanat Komitesi de onlar üzerinde çalışma yaparak, genel görüşün hangi yönde olduğunu ortaya çıkartıp bir taslağa kavuşturabilir. Daha sonra bu taslağı bütün kadro yapısına sunarak, yeniden bir değerlendirme, toplantılarla taslak üzerinde görüş ve önerileri ortaya çıkartma ve böylece sonuçlarını yeniden uygun bir toplantıda birleştirip ideolojik çizginin yeniden inşasına dair gerekli kararlaşmayı ve netleşmeyi ortaya çıkartmak gerçekleşebilir.

Örgütsel gündeme ilişkin tartışmalarda ulaştığımız üçüncü karar düzeyi, yönetim çalışmalarımızın geliştirilmesi ve işletilmesidir. Bu çerçevede öncelikle Başkanlığın işler hale getirilmesi ve görevlerini yürütür kılınması gerekiyor. Geçen üç aylık dönemde Başkanlık kurumu kendini sağlıklı bir biçimde örgütleyemedi, işletemedi ve çalışmaları yönlendiremedi. Tek ve esas etken olmazsa da sorunların ortaya çıkmasında bu da bir etkendi. Toplantımız bu husus üzerinde de durdu. Bu temelde, bu toplantıyla birlikte Başkanlık kurumunun kendisini örgütlü kılmasını ve işler hale getirmesini gerekli görüp kararlaştırdı. Başkanlığın sistem kazanması, örgütlenmesi ve işlemesi bütün yönetimin, giderek örgüt yapımızın işler kılınması demektir. Başkanlık kurumunun çalışmasıyla birlikte oluşan komitelerimizin de işlevsel hale getirilmesi yönünde pratik adımlar atılacaktır. Yine örgüt sistemimizin geliştirilmesi yönünde çalışmalar yürütülecektir.

Başkanlığın ve komitelerin işler kılınması, Konseyimizin görevlerini Kongra Gel çizgisinde daha etkili yürütür hale getirilmesi ve bu çerçevede Kongra Gel örgütsel sisteminin geliştirilmesi yönünde daha yoğun, dinamik ve disiplinli bir çalışmayı bu toplantıyla birlikte yürüteceğiz. Bunda hem Başkanlığın ve hem de Konseyimizin bu toplantıyla birlikte bir kararlılığı, bir mutabakatı ve çalışma isteği ortaya çıkarılmıştır. Ancak sistem konusunda yapılamayan görevler var. Yine Önderliğin “içi boşaltıldığı” biçiminde değerlendirmesine konu olan hatalar var. Bu hata ve eksikliklerin düzeltilmesi gerekiyor. Bunun bir kısmını pratik çalışma içinde düzeltirken, karar gerektiren ve tüzüksel düzeltmeler içeren kısımlarının da baharda gerçekleşecek yeni Genel Kurul toplantısında yapılmasını toplantımız uygun gördü. Bu önümüzdeki süreç hem pratikte örgüt yapımızı işler kılıp mücadele görevlerini yerine getirmeyi sürdürme, hem de bu çalışmalarla birlikte yeni bir Genel Kurula hazırlanma süreci olacak. Pratikten çıkartılan derslerle örgüt sistemimizin hata ve eksikliklerinin önümüzdeki Genel Kurul çalışmaları içinde düzeltilmesi sağlanacaktır.

Toplantımızın örgütsel sorunlar ve çözüm yollarını geliştirme yönündeki gündeminden sonraki önemli gündemi siyasal gelişmelerin değerlendirilmesi ve bahar dönemi mücadelesinin planlanması olmuştur. Bu da bizim için yapılması gereken önemli bir çalışmaydı. Yine Yürütme Konseyimizi böyle bir toplantıyı yapmaya götüren temel nedenlerden birisiydi. Belki örgütsel sorunlar daha çok aciliyet kazanıyordu; hızlı davranmayı, erken müdahale etmeyi ve mutlaka çözüm üretmeyi gerektiriyordu. Ama en az onun kadar siyasal gelişmeler, yaşanan mücadele önümüzdeki haftalarda ve aylarda hareket olarak kendimizi planlı bir mücadele içerisine çekmemiz de büyük önem taşıyordu. Örgütsel sorunlarımız olmasa bile bu hususları gündemleştirip tartışarak yeni kararlar ortaya çıkartmak üzere Yürütme Konseyimizin toplantı yapması gereği vardı. Çünkü bu kadar önemli ve yakıcı bir siyasal mücadele sürecinden geçiyoruz. İkinci Konsey Toplantımız bu durumu görerek ve böyle bir yaklaşımla bu hususu ele alarak gündemleştirmiş ve tartışmıştır.

Siyasal gelişmeler ve yürüttüğümüz mücadele çerçevesinde en çok ve öncelikle üzerinde durulan, kuşkusuz ağustos ayından beri geçen altı aylık süre içerisinde pişmanlık kanunu çevresinde geliştirilen ve hareketimizi tasfiye etmeyi amaçlayan uluslararası komplonun planlı saldırısının ve ona karşı yürütülen mücadelenin değerlendirilmesi olmuştur. Toplantımız, bu geçen altı ayda değişik güçlerin yaklaşımlarını, örgütümüze ve mücadelemize yönelik geliştirdikleri politikaları, izledikleri baskı ve saldırı yöntemlerini çok yönlü değerlendirmiştir. Yine bunun karşısında yürütülen mücadelenin yöntemlerini belirleme ve önemini ortaya çıkartma yönünde değerlendirmeler yapmıştır. Süreç içerisinde de hep değerlendirdiğimiz bir gerçek şudur: Uluslararası gericilik 9 Ekim ve 15 şubat komplolarıyla ’98 ve ’99’da Önderliğe yönelttiği saldırıyı Ağustos 2003’te pişmanlık kanunu etrafında geliştirdiği kapsamlı planlamayla Önderliği siyasetten uzaklaştırma, gerillayı dağıtma ve örgütü tasfiye etme amacıyla yeniden planlayıp harekete geçirmiştir. Geçen altı aylık süreç hareketimiz açısından oldukça kritik, tehlikelerle dolu, dış saldırılara yoğunca maruz kalınan, tasfiye, dağıtma ve imha etme amacıyla uluslararası ve bölgesel gericiliğin AKP hükümeti koordinasyonunda birlik halinde saldırı yürüttüğü bir süreçti.

Biz geçen altı ayda böyle kapsamlı bir siyasal ve örgütsel mücadele içinde olduk. Bu yaşanan mücadeleler, hareketimizin varlığı ve geleceği açısından önemliydi. Tehlike en az 15 Şubat’taki kadar vardı. Bu bakımdan komplo, her ne kadar geçen beş yıl içerisinde başarısız kılınmış, geriletilmiş olsa da, yenilgiye uğratılamamış ve amacını gerçekleştirme iddiasından da vazgeçmemiştir. Yani uluslararası komplo devam etmektedir.

Türkiye yönetimi, ABD’nin Irak’a müdahalesinin ortaya çıkardığı zemine dayanarak, genelde de 11 Eylül sürecini kendine göre değerlendirip ondan bazı sonuçlar çıkartarak, bütün bunları kendine dayanak yapıp ve bu gelişmeleri fırsat bilip ortaya çıkan bazı imkanları da esas alarak, hareketimizi tıpkı 15 Şubat’taki gibi imha ve tasfiye etme amacını gerçekleştirmek için saldırı yürütmüştür. Bunun böyle görülmesi ve anlaşılması gerekir. Bu, aslında bir değerlendirme de değil, saldırıyı yürüten birçok gücün aleni olarak ifade ettiği, en resmi organlarında kararlaştırdığı bir gerçektir. Türkiye yönetimi bunu birçok kez açıkça ifade etti, Meclisten PKK-KADEK’in tasfiye edilmesi kararını çıkarttı. Bu yazılı bir karardır. AKP hükümetinin sözcüleri her fırsatta PKK-KADEK’in tasfiye edileceği, bunda kararlı oldukları hususunu ifade ettiler. Bölgenin diğer devletleriyle, başta İran ve Suriye olmak üzere diğer devletlerle bu amaca yönelik çok yönlü ilişki ve anlaşma içinde oldular. İkili ilişkilerini geliştirdiler. Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanması propagandası etrafında aslında Kürt Özgürlük Hareketinin tasfiye edilmesini amaçlayan bölgesel toplantılar yaptılar. Bunun en somut örneği Irak’a komşu ülkeler toplantılarıdır. Ki bu düzenli olarak yapılıyor ve hala devam da ediyor. AKP hükümetinin bütün Ortadoğu devletleri nezdinde yoğun diplomasi faaliyeti de olmuştur. İran ve Suriye ile pişmanlık kanununda bir mutabakat da sağlanmıştır. Pişmanlık kanununu sadece Türkiye yönetimi yürütmedi, benzer şekilde İran ve Suriye yönetimleri de yürüttüler. Pişmanlık kanununun başarısı için Türkiye hükümetiyle birlikte çaba harcadılar.

Tabii tasfiye amaçlı bize yönelen saldırı sadece bölgesel ilişki ve ittifaklarla, bölge gericiliğinin birliğiyle sınırlı kalmadı. Türkiye yönetimi, aynı şekilde Avrupa’dan da destek almaya ve daha çok da Amerika’yla ilişki ve birlik içinde olmaya çalıştı. Aynı amaç, ABD’nin de amacıydı. Birçok ABD sözcüsü, PKK-KADEK’in tasfiye edilmesi konusunda Türkiye hükümetiyle görüş birliği içinde olduklarını, ancak zamanlama ve yöntem farklılıklarının bulunduğunu resmen ifade etti. Zaten Pişmanlık kanununa giden süreci biraz da ABD yönlendirdi. Böylece belki 15 Şubat sürecindeki kadar örgütlü ve saldırgan değildi, ancak yine de uluslararası ve bölgesel gericiliğin bu geçen altı ayda yürütülen tasfiye amaçlı saldırılarda genel bir mutabakatı vardı.

Biz böyle bir saldırıya maruz kaldık. Uluslararası gericilik 2003 yılının ikinci yarısında komployu yeniden bu temelde planlayarak harekete geçirdi ve hareketimiz üzerinde bir saldırı yürüttü. Bu saldırı süreci tehlikeliydi ve bütün cephelerden saldırıyı içeriyordu. İdeolojik, siyasi, askeri, ekonomik, diplomatik bütün alanlarda bu saldırı yürütüldü. Dolayısıyla bu saldırılar karşısında durmanın, direnmenin, mücadele etmenin ve bunları boşa çıkartmanın ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor.

Geçen altı ay içerisinde en başta bu tehlikeye Önderlik dikkat çekerek, tehlikenin önemine işaret edip boyutlarını, ve yöntemlerini bize gösterdi. Bu tasfiye amaçlı saldırıyı boşa çıkartmak için nasıl bir taktik çalışma ve mücadele içerisinde olmamız gerektiğini belirtti. Bununla da yetinmedi; her anı bir işkence olan İmralı yaşamının direnişiyle de sınırlı kalmayarak, fiilen bu komplo saldırısını boşa çıkartmak için eylemsel tutum içerisine girdi. Önderliğin bu tutumu ve direnişine paralel, onunla birleşen bir direnişi süreklileşen serhildanlarıyla halk gösterdi. Kürdistan’da ve yurtdışında bu süreçte gelişen kitle eylemleri hem Önderlik direnişiyle birleşen hem de uluslararası komplonun saldırıları karşısında duran, onları boşa çıkartmayı esas alan bir mücadeleydi. Kuşkusuz bu süreçte örgütümüzün de direnişi oldu. Halk hareketini yönlendirmeye, yoğun toplantılarla yeni sürecin gereklerine uygun bir örgütsel yapıya kendini kavuşturmaya çalıştı. Kongra Gel kuruluşu bu dönemde gerçekleşti. Bu kuruluş, örgütsel yeniden yapılanmamızda varolan eksikliğin ve hatalı tutumun giderilmesi olduğu kadar, aynı zamanda bu siyasal sürece de önemli bir müdahaleyi ifade ediyordu. Uluslararası gericiliğin komplo düzeyinde geliştirdiği saldırı karşısında Özgürlük Hareketimizin siyasal direnişini, ayakta kalmasını komployu boşa çıkartacak bir yapılanmaya kendisini kavuşturmasını içeriyordu. Bu bakımdan Kongra Gel kuruluşu bir örgütsel yeniden yapılanma olduğu kadar, uluslararası gericiliğin saldırıları karşısında siyasal bir direniş anlamına da gelmiştir. Bu dönemde gerillanın da önemli direnişi oldu. Özellikle Kuzeyde Türk ordusunun geliştirdiği operasyon ve saldırılar karşısında onlarca şehit vermeyi göze alan kahramanca bir direnişi gerilla güçlerimiz yeniden gösterdi. Saldırılar karşısında kendini, Önderliği ve halkı kahramanca savunacağını bir kere daha ilan etti.

Bütün bunlar, pişmanlık kanunu etrafında planlanan uluslararası komplo saldırısının boşa çıkartılıp başarısız kılınmasını sağladı. Zorlandık, kayıplar verdik, kendimizi yeniler ve geliştirirken hatalar yaptık, yanlış anlayışlara saplandık, yıpratıcı tartışmalar içinde olduk, ancak bunların hepsinin bu temelde bir anlamı ve süreçle bağlantısı vardı. Sonuçta uluslararası komplo ile Önderliğimizin yürüttüğü demokrasi ve özgürlük hareketimiz arasındaki bir mücadeleydi. Hem de çok şiddetli, imhayı içeren bir mücadeleydi. Bu geçen süreçte söylenen her sözün, her tutumun, gösterilen her davranışın böyle bir mücadele içerisinde anlamı oldu. Başka türlü değerlendirmek, insanı yanlışa götürür. Sonuç, kayıplar vermiş ve zorlanmış da olsak, ciddi yıpranmalar yaşanmış da olsa, uluslararası komplonun bu planlı saldırısının da en azından şimdiye kadar boşa çıkartılmış olmasıdır. Yürütme Konseyi Toplantımız bu sonucu böyle tespit etmiş ve büyük önemine dikkat çekmiştir.

Kuşkusuz sona ermemiş bir mücadele durumudur bu. Uluslararası komplo devam ediyor, uluslararası ve bölgesel gericiliği hareketimizi imha ve tasfiye amaçlı saldırıları sürüyor. Bu çerçevede tasfiye tehdidi devam ediyor. Geçen altı aylık süre içerisinde bu saldırıların başarısız kılınması da demokrasi ve özgürlük mücadelemiz açısından büyük önem arz ediyor, büyük bir gelişmeyi ifade ediyor. Ciddi bir durumu ve önemli bir sonuç almayı içeriyor.

Bu altı aylık süreç, pişmanlık kanununun yürürlükteki süreciydi ve daha çok komplonun planlaması buna dayanıyordu. 6 Şubat itibariyle pişmanlık kanunun süresi son buldu ve başarısız kaldığını Amerika ve Türkiye yönetimleri de itiraf ettiler. Şimdi Türkiye basını “Amacını gerçekleştiremediyse de, pişmanlık kanunu iç tartışmaları ve bölünmeleri ortaya çıkardı” diyor. Ona böyle bir rol atfediyorlar. Yürütme Konseyi Toplantımız, Türkiye yönetiminin ve uluslararası gericiliğin umudu ve beklentisi olan iç tartışma ve bölünmeleri ortadan kaldırarak, örgüt içi görüş ayrılıklarını ve sorunları demokratik yöntemlerle çözme gücünü ve temayülünü göstererek bu beklentileri de boşa çıkartmış, onlara mücadelemizin birliği ve gelişimi yönünde güçlü bir cevap vermeyi ifade etmiştir. Bu bakımdan öncelikle geçmiş sürecin bu biçimde doğru anlaşılmasına ihtiyaç var. Hem uluslararası komplonun yeni sürece özgü kendini planlayıp saldırması, hem de onun karşısında Önderliğimizin, halkımızın ve örgütümüzün yürüttüğü direnişin tarihsel anlamını, saldırıların boşa çıkartılmasının özgürlük ve demokrasi mücadelemizin gelişimi açısından taşıdığı büyük önemin kavranmasını toplantımız önemle ele alıp vurgulamıştır.

Toplantımız devamla 2004 baharındaki siyasi gelişme durumunu, uluslararası gericiliğin pişmanlık kanununun boşa çıkarılması ardından geliştireceği yeni yöntemleri, hareketimizin ne tür saldırı tehditleriyle karşı karşıya bulunduğu hususlarını çok yönlü değerlendirerek, buna göre bir kararlaşma ve mücadelemizi yeniden planlama içine girmiştir. Bu noktada öncelikle belirtilebilecek hususlar, bölgede ABD’nin Irak müdahalesiyle çok yoğunlaşmış olan siyasi ve askeri mücadelenin devam ettiği ve önümüzdeki süreçte de edeceği, ABD’nin bölge devletleriyle çelişkilerinin sürdüğü, bölge devletlerinin ve siyasi güçlerinin çeşitli biçimlerde birbiriyle ilişkili olsalar da yine de kendi aralarındaki çelişkilerin devam ediyor olduğu, bundan zarar gören halkların yeni arayışlar içinde bulunduğu gerçeğidir. Bir yandan ABD’nin bölge çapındaki müdahalesi sürerken, diğer yandan da başta Türkiye olmak üzere bölgenin diğer devletleri Irak’taki çatışmalı sürece müdahale etmeye, yaşanan gelişmeleri kendi politikalarına uygun yönlendirmeye çalışıyorlar. Bütün bunlar da Kürdistan’ı çok yakından ve derinden etkiliyor.

Çok açık ki Kürdistan bütün bu mücadelelerin merkezinde yer almaktadır. Kürt sorunu bütün bu çatışmaların giderek odağı haline geliyor. Dolayısıyla Kürt sorununun çözümü bölge çapında yaşanan bu mücadelede önemli bir siyasal olgu haline gelmiş durumdadır. Bu çerçevede özellikle AKP hükümetinin Kürt karşıtı politikaları yeniden üretme, bölgesel ve uluslararası düzeyde böyle bir politik birlik yaratma çabaları öne çıkıyor. Öyle ki, hükümet kendi varlığını Kürt karşıtı mücadeleye bağlamış bulunuyor. Adeta Kürt karşıtı politik yörüngeye kendini oturtmuş durumdadır. Özellikle pişmanlık kanununun ve onun etrafında geliştirilen komplocu saldırının başarısız kılınmasının yarattığı hırçınlıkla bölgede ve uluslararası zeminde bir Kürt karşıtı politik kampanya örgütleyip yürütmeye çalışıyor. Bu açık bir durumdur. ABD ile ilişkileri tamamen böyle bir politik eksene oturmuş durumdadır. AB’ne girişi tamamen buna bağlamıştır. Kıbrıs sorunu üzerindeki çekişmelerin arkasında yine izlediği Kürt politikası var. Bölge düzeyinde İran, Suriye, diğer Arap devletleri ve hatta İsrail’le ilişkilerini tamamen Kürt karşıtı politik eksene oturtarak yürütüyor. Aynı şekilde KDP, YNK ve farklı Kürt gruplaşmalarıyla da bu eksende ilişki geliştirmeye çalışıyor. Bu açık bir durumdur. Bu da uluslararası komplonun devam ettirilmeye çalışıldığı, dolayısıyla hareketimiz üzerinde imha ve tasfiye tehdidinin sürdürüldüğü anlamına gelir. Bunu hiçbir zaman görmezden gelmemeli ve göz ardı etmemeliyiz. Bu konuda Türkiye yönetimi, mevcut AKP hükümeti değişik güçlere gerekli olan her tür tavizi veriyor. Türkiye’nin her tür imkanı peşkeş çekiliyor. Neredeyse ABD yanında bölgesel bir savaşa katılma kararına bile ulaşmaya çalışılıyor. AKP hükümetinin geldiği nokta budur.

Buna Kürt sorunuyla bağlı olan, Kürt sorununun çözümünü istemeyen, Kürt sorununun demokratik çözümü temelinde gelişecek olan bölgesel değişimden korkan çevreler de destek veriyorlar. İran ve Suriye her ne kadar çok zorlanıyor olsalar da, yaşadıkları Kürt sorunu nedeniyle bir yerde Türkiye’yle uzlaşan, destek veren, işbirliği yapan bir konumda bulunuyorlar. Türkiye ile hem çelişki hem de işbirliğini bir arada yaşıyorlar. AB’nin henüz yeni bir politika üretme durumu yoktur. İnsan hakları çerçevesinde Kürt sorununun çözümünü Türkiye’den istiyor, ancak gerçekten çözümün nasıl olacağı konusunda net demokratik muhtevalı bir politik yaklaşımı da henüz mevcut değil. Bu konuda aslında bir dayatıcılığı da yok. AB aslında Kürt sorununu Türkiye’den çıkar sağlama kartı olarak kullanma politikasını hala devam ettiriyor. Oysa 2004 yılı AB ve Türkiye ilişkilerinin geleceğinin belirlenmesinde önemli bir yıldır. Birliğe giriş için müzakereler başlayacak mı, başlamayacak mı? Bu soru cevaplanacak ve yıl sonunda böyle bir netlik ortaya çıkacaktır. Ama hala AB’nin ne istediği belli değildir. ABD ise, Irak’ta bir askeri başarı kazanmakla birlikte, ondan öteye gidememiştir. Ciddi bir direnişle, çatışmayla yüz yüze bulunuyor. Dolayısıyla yeni bir Irak sistemi oluşturmada zorlanıyor ve bölgenin diğer alanlarında gerekli adımları atamıyor. Oysaki amacı böyle adımlar atmaktı. Bu durum, yani Irak’taki zorlanma kendisine daha fazla müttefik aramaya itiyor. Avrupa’yla yeniden ilişki araması, Birleşmiş Milletler’e sorunu götürmeye çalışması, yeniden Türkiye’ye büyük önem veriyor görünmesi buradan kaynaklanıyor. Bu, Amerikanın giderek Türkiye’yle ilişkilerini düzeltme, Irak’ta ve Ortadoğu’daki zorlanmasını Türkiye’den aldığı destekle aşma anlayışlarını güçlendiriyor. Böyle bir ilişki arayışı var ve bunun da temel sorunu Kürt sorunudur. Yani Türkiye’nin Kürt karşıtı duruşunun dayatmasıdır.

ABD her ne kadar Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin çözülüşünde Kürtlerle bir ilişki geliştirmiş olsa da, bunu Kürt sorununa genel bir yaklaşım, Kürt sorununa çözüm politikası haline getirmiş değildir. Kürtlere ve Kürdistan’a bütünlüklü bakmıyor, parçalı bakıyor. Kürtleri sadece Güney’de görüyor; Kuzey’deki ve diğer parçalardaki Kürtler için herhangi bir politik yaklaşımı yok ve Kürt Özgürlük Hareketinin tasfiye edilmesinde Türkiye yönetimiyle mutabakatını sürdürüyor. Bu şu anlama geliyor: ABD de henüz Kürt inkarı sistemini aşmış değil. Her ne kadar bölgedeki eski gerici statükoyla çelişkili ve çatışmalı olsa da, bir bütün olarak bu statükonun oturduğu temel husus olan Kürt karşıtlığı ve Kürt inkarı politikasını da aşmış değildir. Bu durum ve bölgede yaşadığı zorlanma ABD’yi de Türkiye ile ilişkiye itiyor, bu ilişkiyi önemli hale getiriyor.

Bütün bunlardan çıkan önemli sonuçlar, bölgede yaşanan politik-askeri mücadelenin derinleşerek devam ettiğidir. Kürt sorunu ve Kürdistan üzerindeki mücadelenin böyle bir gelişmede temel rol oynadığı ve daha fazla oynayacağıdır. Yani Kürdistan böyle uluslararası çerçevesi olan büyük bir bölgesel mücadeleye sahne oluyor. Bu mücadele içerisinde de eskinin inkar ve imha sistemi bölge gericiliği ve uluslararası bağlantıları tarafından korunmaya ve yaşatılmaya, Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesini yine bu inkar eksenine oturtma çabasını sürdürmeye götürüyor. Buda bölgesel demokrasiyi geliştirme gücünde olan Kürt Özgürlük Hareketinin tasfiye edilmesini gerektiriyor. Bu çerçevede bölgesel ve uluslararası gericilik, Özgürlük Hareketimize karşı komplocu saldırılar planlıyor ve yürütüyor. Hareketimiz üzerinde bu tehdit devam ediyor.

Bu tehdit içine bazı Kürt çevreler de katılmaya çalışılıyor. 1991‘den sonra 36. paralel kuzeyindeki oluşumu kabul ederek, KDP ve YNK’yi Kürt Özgürlük Hareketine karşı mücadele cephesi içinde tutmayı başardılar. Şimdi Güney Kürdistan’a yeni bir statü kazandırarak, bu güçlere belli tavizler vererek, yeniden ABD-Türkiye ittifakı içerisine Güney’deki Kürt örgütleri de alınmaya çalışılıyor. Böyle yoğun bir diplomatik faaliyetin ve siyasal mücadelenin yaşandığından asla kuşku duymamak gerekir. Bu da uluslararası komplonun devam etmesi, komplocu tehdidin sürmesi anlamına geliyor. Bizim böyle bir tehditle yüz yüze olduğumuz açıktır ve bu saldırıları boşa çıkartacak, yaşanan bölgesel mücadelenin ortaya çıkardığı fırsatları değerlendirecek, yine uluslararası ve bölgesel güçler arasındaki çok yönlü çelişkilerden yararlanacak bir siyasal mücadeleyi örgütleyip yürütmemiz, Özgürlük Mücadelemizi böyle bir yaklaşımla ele alıp geliştirmemizin gereği vardır. Toplantımız bütün bunları değerlendirerek, önümüzdeki iki ay içerisinde hem bu imha amacı temelinde gelişecek saldırıları boşa çıkartacak ve hem de hareketimizi ve mücadelemizi güçlendirecek bazı önemli çalışmalar yürütülmesini kararlaştırmıştır. Bu konuda alınan ve yeni planlamamızı da içeren bazı temel kararlar şöyledir:

1-Özgürlük Hareketimizi imha amaçlı saldırılara karşı halkın topyekün siyasi eylemliliğiyle, direnişiyle cevap vermek. Bahar serhildan hamlemizi bu temelde geliştirmektir. Bunu Yürütme Konseyimizin Birinci Toplantısı da kararlaştırmıştı. Oluşturulan “Önderliğe Özgürlük Komitemiz” geçen dönemde böyle bir halk serhıldanını planlamaya çalıştı. Yürütme Konseyi İkinci Toplantımız da bunu daha da ayrıntılandırdı ve somutlaştırdı. Bu temelde 15 Şubat’la birlikte Kürdistan’ın dört parçasında ve Kürtlerin yaşadığı her yerde komployu lanetleyen, Önderliği sahiplenen, Önderlikle birleşmeyi ve bütünleşmeyi esas alan bir halk serhıldanını geliştirmeyi ve başarıyla yürütmeyi esas alıyoruz. Bunu Başkan Abdullah Öcalan’a Özgürlük kampanyası olarak geliştiriyoruz. Bu kampanyanın, yöneltilen saldırırları karşılayacak, halkımızın tutumunu ve iradesini ortaya çıkaracak, gericiliği parçalayacak, bölgesel ve uluslararası güçlere Kürt halkının birliğini ve iradesini gösterecek bir eylemlilik olmasını istiyoruz. Bahar hamlemizi böyle bir özgürlük kampanyası biçiminde yürütmeyi esas alıyoruz. Bu konuda 15 Şubat’ı komployu lanetleme ve ulusal birliği gösterme yönünde genel bir eylemlilikle karşılamayı öngörüyoruz. Genel boykot ve ulusal oruç gününün gereğini yerine getirerek, halkın en geniş birliğini yaratmayı ve bunu herkese göstermeyi esas alıyoruz. Buna bağlı 8 Mart, Newroz, yine 4 Nisan gibi önemli tarihsel günlerimizde bu halk serhıldanı kampanyamızı doruğa çıkartarak, hem mevcut imkanlardan yararlanarak halk mücadelemizi daha örgütlü ve gelişkin kılmayı, hem de gericiliğin hareketimizi tasfiye etmek amacıyla yürüttüğü saldırıları boşa çıkartmayı hedefliyoruz.

2-Kuzey Kürdistan’da ve Türkiye’de böyle bir serhıldan hamlesini mevcut seçim süreciyle birleştirmeyi esas alıyoruz. Biliniyor 28 Mart’ta yerel seçimler var ve bu seçimler yerel yönetimlerin belirlenmesinden öteye, Türkiye’nin genel siyaseti üzerinde söz sahibi olacak sonuçları ortaya çıkarma özelliği taşıyor. Bir yerde Türkiye’nin siyasal doğrultusu belirlenecektir. Türkiye’nin mevcut siyasal durumu bunu gösteriyor. AKP hükümetinin yaklaşımları da bunu içeriyor. ABD’nin Türkiye’ye yaklaşımları da bunu gösteriyor. AKP’ye yeni bir seçim zaferi yaşatılarak Türkiye tümüyle ABD’nin güdümüne sokulan, ABD’nin istemi doğrultusunda bölge güçlerine karşı yürütülen savaşa itirazsız katılan bir çizgiye çekilmek isteniyor. Bunun da saldırı savaşı olduğu, halkların ve en başta da Kürtlerin ezilmesi olduğu açıktır. Dolayısıyla Türkiye’de böyle bir siyasi gelişmenin önlenmesi gerekiyor. AKP’nin böyle bir güce ve siyasi karara ulaşmasına “dur” demek gerekiyor. Bunu ancak demokratik güçler yapabilir. Türkiye’deki en büyük demokrasi dinamiği de Kürt Özgürlük Hareketidir. Dolayısıyla sadece bir yerel seçime katılma, yerel yönetimler bazında önemli sonuçlar almaktan öteye, Türkiye’nin çok gerici, dışa çok bağlanmış, çatışmalı bir karanlık sürece çekilmesini önleyen, tersine demokratik değişim sürecini adım adım geliştiren bir siyasi yörüngeye çekilmesi gerekiyor. 28 Mart seçimlerinde böyle bir siyasi sonucun elde edilmesi gerekiyor. Bu da seçimlerin demokratik siyaset, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik çözümü açısından büyük önem taşıdığını gösteriyor. Şimdiye kadar bu çerçevede yaklaştık ve bundan sonra da bu temelde yaklaşacağız. Demokratik güçlerin ağırlığının daha da arttığı, demokratikleşmeyi Türkiye’ye dayatan bir siyasi doğrultuyu 28 Mart seçimleriyle ortaya çıkartmayı hedefliyoruz. Bunun için demokratik güçlerin en geniş ittifakını ve birliğini yaratmayı temel siyaset olarak benimsedik. Bu doğrultuda yürütülen ilişki ve ittifak çalışmalarına destek verdik ve bu desteğimizi sürdüreceğiz. Bunun en demokratik tutum ve en doğru siyaset olduğuna inanıyoruz. Önderlik de bu siyasi tutumu onayladı ve doğru buldu. Önemi üzerinde derin değerlendirmeler yaptı. Yine seçimlerden en başarılı sonucu alan yerel yönetimlerde halka hizmet edecek özgürlükçü yerel yöneticiliği geliştiren bir düzeyi yakalamaya çalışıyoruz. Böyle politik bir çerçevemiz var. Yerel yöneticilerin özelliklerini, yerel yönetim anlayışını geçmişe göre daha net tespit ettik. Bu doğrultuda da bir çalışma yürütüyoruz. Kuşkusuz bu konuda sorunlar ve zorluklar var. Dar, mahalli, çıkarcı, bireyci ve rantçı yaklaşımlar zorluyor. Fakat bütün bu zorlanmaları aşan, mümkün olanın en iyisine ulaşmayı hedefleyen bir çaba yürütüyoruz. Bu temelde başlatılan bahar serhildanında ve seçim sonuçlarında en başarılı noktaya ulaşmayı hedefliyoruz.

3-Güney Kürdistan ve Irak’taki durum da önemini korumaya devam ediyor. Bu alanda çatışmalar sürüyor ve bazı çevreler bu çatışmaları giderek Güney Kürdistan’a yaymaya da çalışıyor. Çözümsüzlük böylece derinleştirilmek isteniyor. İstikrar bozulup şiddet yaygınlaştırılarak Kürt sorununa demokratik çözüm tehdit edilmek isteniyor. Mahalli, etnik ve aşiretçi özellikler, daha çok da milliyetçilik derinleştirilerek yaşanan çatışmalı durum böyle tehlikeli bir çizgiyi çekilmeye çalışılıyor. Bu hususlar önemlidir. Öncelikle burada Arap ve Kürt milliyetçiliklerini karşı karşıya getirme, tırmandırma ve çatışmaya dönüştürme çabaları var. Bazı dış ve bölgesel güçler bundan yarar görüyorlar. Bu tehlikeyi önleyen, halkların demokratik birliğini ve ortak yaşamını esas alan bir anlayışı, çizgiyi burada geliştirme gereği var. Önderlik çizgisi, yani halkların demokratik birlik çizgisi böyle bir tehlikeyi önleyecek tek çizgidir. Bir defa bizim Önderlik çizgisini, milliyetçiliğin derinleştirilmesine ve çatışmaya karşı demokratik birliği ve barışı geliştiren bir anlayışı tüm Irak’ta oturtmamızın gereği var. Diğer yandan yeniden yapılanma yönünde federasyon tartışmaları sürüyor. Kuşkusuz çözüm bölgesel çapta olacak. Fakat her alanın kendi çözümü yönünde de arayışlar, tartışmalar sürecek ve bazı adımlar atılacaktır. Bu çerçevede Kürt sorunun demokratik çözümünü içeren Demokratik Federal Irak’tan yana olma, bu çizgiyi savunma, Irak’ın yeni siyasal yapılanmasını böyle bir çizgide gerçekleştirmek için çaba harcama doğru bir tutumdur. Bunu geliştirmemiz gerekiyor. Bunları sürdürebilmek, bu konularda etkili hale gelebilmek için hem Güney Kürdistan’da ve hem de Irak’ta pratik örgütsel faaliyetlerimizi geliştirmemiz gerekiyor. Giderek bir kitle eylemliliği çizgisine ulaşma ihtiyacımız var. Henüz böyle bir durum oluşmadı, demokratik değişim ve yeniden yapılanma çizgisi doğrultusunda bir kitle eylemliliğini bu sahada oturtamadık. Ancak bu bahar hamlesiyle birlikte Güney’de ve Irak’ta da böyle bir eylem çizgisine ulaşma gereği vardır. Toplantımız bunun önemine dikkat çekmiştir. Yine diplomatik faaliyetleri siyasal kitle eylemliliğine paralel geliştirmenin gereği vardır. Hem Kürt örgütleriyle ve hem de Irak’taki bütün siyasi güçlerle uygun bir diplomatik ilişki ve ittifak çalışması içerisinde olmanın yararı vardır. Bu konuda zayıflıkları aşmamız gerekiyor. Sadece Kürdistan’la sınırlı kalmayıp, Irak çapında bu faaliyetlerimizi yaygınlaştırmamız gerekiyor. Toplantımız bu hususlara da işaret etmiştir. Bunları sürdürecek şekilde bir örgütsel ve pratik çalışmayı Güney’de ve Irak’ta geliştirme ve yaygınlaştırma gereği vardır. Toplantımız bunların üzerinde durmuş, partileşme çalışmalarını sürdürmeyi, yine kadın ve gençlik kongreleriyle kitle örgütlenmesini geliştirmeyi, basın ve kültür faaliyetlerini ilerletmeyi önemli bulmuştur. Yine toplantımız Kamptaki halk meclisinin güçlendirilmesi ve halkın demokratik yaşamının geliştirilmesi yönünde çalışma yapmayı önemli görmüştür. Bu çerçevede bu toplantıyla birlikte Güney ve Irak çalışmalarında daha çok halka dayanmayı, kitleleri harekete geçirmeyi, sadece kadroya dayanan çalışma olmaktan çıkarmayı, fazla kadro birikimini değişik sahalara çekerek alanı kadrosal birikim bakımından hafifletmeyi uygun bulmuş durumdayız.

4-Bu süreçte önemle ele alacağımız bir çalışma olarak da diplomatik çalışmaları belirledik. Zaten Kongra Gel siyasal planlamasının önemli bir alanıydı bu. Diplomasi çalışmalarının hem Ortadoğu’da hem de dış alanlarda daha örgütlü, birleşik, yöntemli ve sonuç alıcı biçimde geliştirilmesinin gereği üzerinde durulmuştur. Zorluklar var diye bu çalışmayı yürütmemek, kısmi çalışmalarla sınırlı kalmak doğru değildir. Zorluklar ve engeller her zaman olacaktır. Önemli olan doğru bir yaklaşım ve yöntemle bunları aşarak çalışmayı ilerletebilmek ve geliştirebilmektir. Biz bu dönemde bunu sağlayacağız. Diğer yandan parçalılık ve çok başlılık var. Sonuçlar birleştirilmiyor ve bir çizgi doğrultusunda bir hedefe kanalize edilemiyor. Bunun aşılması, Başkanlığın, iç ve dış siyasi komitelerin bu çerçevede diplomasi faaliyetlerini çizgiye daha uygun, daha örgütlü ve sonuç alıcı yürütmeleri gereği üzerinde durulmuştur. Bu doğrultuda da hem Türkiye ve Irak örneklerinde olduğu gibi, Doğu’da ve Küçük Güney’de bölge güçleriyle ve içinde yer alınan devletlerin halklarıyla demokratik ilişki ve ittifakı geliştirme, hem de AB, ABD ve hatta Asya devletleri nezdinde mümkün olduğu ölçüde diplomatik çalışmaları geliştirme yönünde daha yoğun bir çabamız olacaktır.

5-Siyasi, örgütsel ve diplomatik çalışmalara bağlı ve gelişebilecek saldırıları karşılayacak, imha ve tasfiye tehditleri karşısında hareketimizi sağlam ve güvenli kılacak bir şekilde Meşru Savunmanın geliştirilmesini, bu konuda yürütülen çalışmaların tekrar tekrar gözden geçirilerek Önderliğin öngördüğü ve işaret ettiği çerçevede eksikliklerinin giderilip daha yeterli ve derin hale getirilmesi yönünde çalışılmasını gerekli gördük. Bu anlamda, Savunma Komitesinin mevcut gerilla mevzilenmesini Kuzey, Güney ve Doğu’ya yönelik dengeli bir biçimde daha sistemli ve örgütlü kılmasını, yeniden mevcut durumu gözden geçirerek, varsa eksikliklerini gidermesini, mevzilenmenin olabilecek her türlü saldırı karşısında hareketimizi savunacak bir düzeye ulaştırılmasını, bu temelde gereken çalışmaları yürütmesini kararlaştırdık. Aynı zamanda Önderliğin çokça işaret ettiği doğrultuda gerillanın büyütülmesi, eğitiminin ve örgütlülüğünün geliştirilmesi çalışmalarının da aksatılmadan yürütülmesini, bu konuda gerillayı büyütmeyen, hatta çekiştiren, gerillaya katılımı engelleyen ve katılımı geliştirmek doğrultusunda çalışmayan anlayışların mahkum edilmesini de kararlaştırdık.

6-Bu dönemde siyasal ve örgütsel çalışmalarla birlikte yeni bir Genel Kurul hazırlama çalışmalarının yürütülmesini de kararlaştırdık. Önderlik baharda Genel Kurulun yeniden toplanarak çalışmasının gerektiğini belirtmişti. Bunu değerlendirerek baharda yeni bir Genel Kurul toplamayı uygun gördük. Onun için bu dönemi siyasal ve örgütsel çalışmalarla birlikte aynı zamanda bir Genel Kurul hazırlama dönemi olarak da ele alıyoruz. Bu doğrultuda Başkanlık ve komiteler düzeyinde yeni bir Genel Kurula sunulacak projelerin neler olacağı üzerinde çalışılacaktır. Kongra Gel kuruluşunun eksiklikleri nelerdir ve nasıl giderilecektir, hatalar neler olmuş ve nasıl düzeltilecektir; işte bunlar üzerinde çalışma yürütülecek ve tasarılar hazırlanacaktır. Yine birinci Genel Kurul toplantısı, ikinci toplantı için bileşimin yeniden gözden geçirilmesini kararlaştırmıştı. Şimdi böyle bir çalışma da yürüterek, baharda Kongra Gel Genel Kurulunu yeniden uygun yöntemlerle toplayacağız. Önderlik siyasi ve askeri koşulları dikkate alan bir toplantı sisteminin geliştirilebileceğini belirtmişti. Hem güvenlik ve hem de çalışmalarımızın durumu dikkate alınırsa, öyle bir sistemle toplanma gereği ortaya çıkıyor. Onu dikkate alarak, buna uygun bir toplantıyı gerçekleştireceğiz. Bu yeni Genel Kurul toplantısı, Önderliğin öngördüklerini Kongra Gel bünyesine yerleştiren, bu anlamda Kongra Gel’in örgüt olarak sistem kazanmasını, Önderlik çizgisine tam oturmasını, pratikte işleyen bir yönetime ve güce kavuşmasını sağlayacaktır. Böylece 2004 yılının büyük değişim ve gelişime açık ortamını Özgürlük ve Demokrasi Mücadelemiz cephesinden örgütlü bir biçimde karşılamış olacağız. Bu bahar döneminin planlaması açısından da toplantımızın ortaya çıkardığı temel yaklaşım ve kararlar bu çerçevededir.

Ayrıntıda farklı kararlarımız da var. Örgütsel güvenliğin geliştirilmesi yönünde Önderliğin işaret ettiği doğrultuda bazı çalışmaları imkanlar ölçüsünde yürüteceğiz. Bu dönemde Disiplin Kurulumuzu çalışır kılacağız. Yine pratikte ihtiyaç duyuldukça yeni kararlar alma ve onları pratiğe geçirme olacaktır. Bunu sürdürecek, böyle bir iradeyi ve inisiyatifi gösterecek düzeyde kendimizi yeniden kısmi bir düzenlemeye de tabi tuttuk. Özellikle Başkanlık kurumunun bu sancılı yeniden yapılanma sürecinde daha etkili işler, görevleri yürütür, örgütsel çalışmada hakimiyet sağlar bir düzeye getirilmesi yönünde örgütsel çalışma maddesinde oluşturulan karar doğrultusunda bazı ek düzenlemeler yaptık. Esasta ise birinci Konsey toplantısının aldığı kararları ve yaptığı görevlendirmeleri koruduk.

Sonuç olarak, toplantımıza dair şu değerlendirmeler rahatlıkla yapılabilir: Yürütme Konseyi ikinci toplantımız, Kongra Gel’in daha iyi anlaşılması, Önderlik çizgisine oturtulması, çizgi dışı tartışma ve tutumlardan kurtarılması, birliğinin sağlanması ve pratik mücadeleye yöneltilmesi bakımından bir başlangıç oluşturmuştur. Başta yönetim düzeyi olmak üzere, örgütümüzün yaşadığı dağınıklılığı, parçalılığı aşma, örgütsel toparlanmayı başlatma konusunda da önemli bir adımı içermiştir. Bu konuda gereksiz tartışmalara girmediği gibi, muğlaklığı aşan, belirsizlikleri gideren bir açıklığı ve netliği birleşmenin temeli haline de getirmiştir. Bunun için bu toplantımızı Kongra Gel’in örgütlenmesi ve yürütülmesi, sistem kazanması, çizgimizin öngördüğü program ve kararlarımızın içerdiği pratik görevleri başarıyla yürütecek düzeyde bir pratikleşmeye yürümesi açısından önemli bir başlangıç adımı olarak rahatlıkla değerlendirebiliriz. Toplantımız bu konuda hayalci ve muğlak değil, sorunları gören, açıklık ve kararlılıkla değerlendiren, çözüm yollarını da bu temelde ortaya koyan, kendini çözüm gücü haline getirme iradesini, inisiyatifini, kararlılığını ve istemini ortaya çıkartan bir durumu da ifade ediyor. Biz inanıyoruz ki, bu doğrultuda örgütsel yeniden yapılanmamız, Kongra Gel’in organlarının işlemesi, sistem kazanması ve kendini aktif pratikleştirmesi gerçekleşecektir.

Her şeyden önce Başkanlık kurumu, böyle bir kararlılıkla kendini örgütleme ve işletme çabası içerisinde olacaktır. Bunu gerçekleştirdikçe diğer yönetim ve komitelerin işlemesi ve sorunları doğru yöntemlerle çözerek kendini aktif pratikleştirmesi, hareketimize yönelen saldırılar karşısında güçlü bir direnişi ortaya çıkartacak, demokrasi ve özgürlük mücadelemize yeni değerler katacak önemli çalışmaları pratikte ortaya çıkartması mümkün olacaktır. Şimdiki süreç böyle bir pratikleşme sürecidir. Harekemiz böyle bir kararlılığı, inisiyatifi, iradeyi ve birliği ortaya çıkarmıştır. Gerisi pratikte çözümlenecek hususlardır. Bu toplantıda ulaşılan önemli bir sonuç pratikleşmedir. Artık hareketimiz bu temelde önüne koyduğu görevleri yürütmek üzere kendini pratiğe sevk edecektir. Bu nedenle süreci doğru anlamak, harekete katılmak ve çizgiyle buluşmak kendini pratikleştirmekten geçecektir. Kim pratiğe yöneliyor ve pratik çalışma içerisine giriyorsa o taktiğe girmiş ve Kongra Gel çizgisiyle bütünleşmiş, dolayısıyla da kendini harekete katmış ve çözüm gücü haline getirmiş olacaktır. Onun dışındaki tutumun, pratikleşmeyen sözün gerçekte hiçbir değeri olmayacaktır. Bu bakımdan geçen üç aylık süreçteki durumun aksine bu toplantıdan itibaren bütün hareketimizin önemli bir pratikleşmeyi yaşayacağı, Önderliğimizin daha önce yaptığı pratikleşme seferberliği çağrısına gereken cevabı vereceği inancındayız.

İkinci husus, toplantımızın örgütsel sorunların çözüm yolunu ortaya koymuş olmasıdır. Önderliğimiz bu çözümü ortaya koydu ve toplantımız da kararlaştırdı. Önderlik çözümünü kabul etme, ona katılma yönünde bir iradeyi ve istemi herkes beyan etti. Bu artık bir Önderlik talimatı ve yönetim kararı haline gelmiştir. Bu bakımdan örgüt kendi çözümünü yaratmış, ortaya çıkartmış karar haline getirmiştir. Gerisi, bundan sonra bireylerin işidir. Önderliğin belirlediği ve yönetimin kararlaştırdığı çözüm doğrultusuna girip-girmeme, bu çözüme katılıp-katılmama kişilerin kendi bileceği bir durumdur. Doğru yaklaşan ve kendini çözüme sokan, Önderlik çizgisini esas alan ve kapsamlı bir özeleştiriyle kendini yenileyip katılım sağlayan kişiler, Kongra Gel birliğine katılacak ve sürecin kadrosu, militanı haline gelecektir. Böyle yapmayanlar, Önderliğin öngördüğü ve örgütümüzün geliştirdiği çözüm karşısında etkisizleşecektir. Bu bakımdan da çözümün toplantıyla sağlandığını, henüz kişiler düzeyinde tam bir kesinlik ve netleşme ortaya çıkmasa da örgütün kendi çözümünü yarattığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İnanıyoruz ki, Başkan Apo’nun öğrencisi olan ve öğretisini esas alan herkes, bu doğrultuda kendini yenileyecek, zor da olsa gerekli özeleştirel yaklaşımı gösterecek ve kendisini bu çizgiye katacaktır. İnancımız ve isteğimiz budur, çağrımız da bu temeldedir.

Tüm bu özellikleriyle Yürütme Konseyi toplantımız aslında uluslararası komplonun altıncı yılına girişe demokrasi ve özgürlük cephesinde verilmiş en güçlü cevap oluyor. Bizi imha ve tasfiye etmek isteyen uluslararası gerici saldırıyı, onun 15 Şubat gibi bir kara gününü, kendimizi Önderlik çizgisinde bu düzeyde netleştirerek ve birlik yönünde kararlaştırarak, pratikleşme güç ve iradesini ortaya çıkartarak karşılamış oluyoruz. Bu, aynı zamanda komplonun altıncı yılına hareketimizin verdiği en güçlü cevaptır. Toplantımız başarıyla gerçekleşmesi ve aldığı kararlarla uluslararası gericiliğe ve onun komplocu saldırılarına şu cevabı verdi: Ne kadar azgın olunursa olunsun, ne kadar bölgesel, yerel ve dış güç birleştirilirse birleştirilsin, ne kadar teknik imkan kullanılırsa kullanılsın, bütün bunlar karşısında hareketimizin ve halkımızın direnme ve dayanma gücü, iradesi, azmi ve inancı vardır. Örgütlülüğü ve birliği vardır. Bütün saldırıları karşılayacak ve boşa çıkartacak bir ruhu vardır. Zayıflıklarımız ne olursa olsun, hangi sorunlarla yüz yüze kalırsak kalalım, Apocu çizgide hareketimizin zorlukları aşma ve sorunları çözme gücü ve iradesi vardır. Her türlü sorunu çizgi doğrultusunda demokratik yöntemlerle çözüme kavuşturarak zorlukları yenecek, saldırıları boşa çıkartacak bir özgürlük mücadelesini geliştirme gücü her zaman vardır.

Yürütme Konseyi toplantımız, gericiliğe ve komplocu güçlere karşı açıkça bu cevabı oluşturmuştur. Böyle bir cevabı yaratarak da Önderlik çağrılarına gerekli cevabı vermiştir. Yine halkımızın beklentilerine gerekli cevabı oluşturmuştur. Büyük bir fedakarlıkla direnen, her şeyini özgürlük ve demokrasi mücadelemize veren bu halka bağlı ve saygılı olmanın gereğini ortaya çıkarmıştır. Yine her saniyesi insanın yaşadığı en ağır işkenceyi içeren Önderlik direnişine bağlı kalındığını, sonuna kadar da bağlı kalınacağını, bu direnişin kararlılıkla pratikleştirileceğini ortaya çıkarmıştır. Otuz yıllık mücadele içerisinde bütün değerlerin yaratılmasının temelini oluşturan, her şeylerini mücadeleye vererek bizi hem güçlendiren, hem birlik içinde tutan ve hem de mücadeleye çeken temel değerlerimiz olan şehitlerimize doğru bağlanmanın ve onların anlayışlarını ve özlemlerini her koşulda pratikleştirmenin ifadesi olmuştur.

Bütün bunlarla biz, kendimize de saygıyı oluşturduk. Bir amaca bağlanmış bireyler ve topluluk olarak, kendi amacına sonuna kadar bağlı kalma, onu başarıyla gerçekleştirmenin önüne çıkacak her türlü engeli ve zorluğu büyük bir sabırla, iradeyle, doğru tutumu her halükarda geliştirme gücünü göstererek sağlama düzeyini yarattık. Bu da kendimize saygımızdır; emeğimize, inançlarımıza bağlılığın ve saygının gereğidir. Bunun da sonuna kadar korunacağının, hiçbir saldırının, içten veya dıştan gelen hiçbir baskının Apocu militanlaşmayı böyle bir durumdan ve bağlılıktan uzaklaştıramayacağının kanıtıdır.

Bu temelde, toplantımızdan aldığımız güçle, Öndeliğin işaret ettiği çözüm yola doğrultusunda toplantımızın aldığı kararlar çerçevesinde kendimizi pratikleştirerek bütün örgütü ve kadro yapımızı işler kılacağımıza, uluslararası komplonun altıncı yılını büyük bir yenilenme, örgütsel yeniden yapılanma ve aynı zamanda büyük bir siyasal mücadele yılı haline getireceğimize dair inancımızı belirtiyor, bu temelde tüm kadroları böyle bir çözüme katılmaya, Önderlik çizgisinde kendini yenileyerek yeni sürece katmaya, Kongra Gel çizgisinde birleşip örgütlenip mücadele etmeye, sonuna kadar bu çizgiye bağlı kalarak uluslararası komplonun altıncı yılını Özgürlük ve Demokrasi Mücadelemizin büyük başarı yılı haline getirmeye çağırıyoruz!

Kahrolsun Uluslararası Komplo!

Yaşasın Özgürlük ve Demokrasi Mücadelemiz!

Yaşasın Kongra Gel!

Biji Serok Apo!

14 Şubat 2004

KONGRA GEL BAŞKANLIĞI

Konu ile ilgili fikirlerinizi ziyaretcilerimiz ile paylasmak icin tiklayiniz

GÖRÜŞME NOTLARI

Onceki Notlar:

Diger Önemli Belgeler

YouTube

Daweta Êzîdîye Le Xanasor Şingal - 2

International News

2008-11-13

2008-11-11

2008-11-10

2008-11-09

2008-11-08

2008-11-07

2008-11-06

2008-11-05

Valid XHTML 1.0 Strict