Welatparez.com 

 
Hüseyin Kaytan
İmparator Kavad'dan bu yana...

Mahkemesi yaklaştığı için ABD askerlerinin saçlarında bit var mı diye baktıkları Saddam görüntüsünü tv'de izlerken, "hey gewwat" diye mırıldanıyor, mobilyasız odanın ortasında sohbet eden genç meclisten az uzaktaki köşesinde oturan yaşlı Kürt. Ama bu tam bir küfür saldırısı değil; biraz da bir iç çekişe benziyor. Irak'ın neredeyse yarısını kendisinin ve akrabalarının mülkiyeti haline getiren adamın, Arap aşiret törelerinin bir gereği olarak, sağlam mı diye dişlerine ve bit var mı diye saçlarına bakıldığında, aşağılama öldürmeye gerek bırakılmayacak kadar etkiliydi. Bir çukurdan çekilip geleneksel aşiret kavramlarınca aşağılandıktan sonra götürüldüğü hücresinde, ve çıkarıldığı tuhaflık derecesinde naiv mahkemede, artık herkes ondan izin almaksızın konuşabiliyor, gülebiliyor, öksürebiliyor, bağırabiliyor ya da ağlayabiliyor. Hatta tam tersi: Bu kez o, konuşabilmek için sıradan memurlardan izin istiyor. Şatafatlı hükümdarın çıkarıldığı basit mahkemenin neredeyse ilkel denebilecek sadelikteki dekorasyonu ve abartısızlığı, meselenin aslında çok basit olduğuna bir vurgu yapmak istiyor. Saddam Hüseyin'in görüntüsüne "hey gewwat!" diye iç çekerek küfreden yaşlı adam, böyle küfrederken acaba yine bir hükümdarın adıyla onu şereflendirdiğini biliyor mu? Burası Ortadoğu; hükümdarı bir sefil haline gelebilir, ve sefiller hükümdarlık edebilir. "Gewwat", Türkçe'de yerleşik "kavat" kelimesiyle aynı anlamı taşıyor; ama kavram Pers Hükümdarlarından bilmem kaçıncı Kavad'a atfen üretilmiş. Politik kıvraklığa sahip bu Pers hükümdarı, kendi hükümeti döneminde etkili ve başarılı bir isyan hareketini gerçekleştiren Mazdek yanlısı ilkel komünistleri el altından destekleyerek, çalkantılı iç dengeleri o zamanlar kendi lehine çevirmeyi başarmış. Soylulara (onlara zamanında "azadan" deniyor, bu kelimenin tam karşılığı "soylu"; çünkü "az", "soy, sürgün, tomurcuk, ilk açılma" anlamlarına geliyor. Başka bir özgürlük kavramı olan "serbesti" de, aynı biçimde "başı bağlı, başı sarılı" anlamına geliyor, ki bu da üst tabakaya ait bir niteleme) karşı acımasız bir yoksullar harekatı sürdüren Mazdekçi komünistler, muhtemelen meşhur Kavad'ın onları özellikle kendi potansiyel rakiplerine karşı yönlendirmesiyle, güçlü Pers devlet çarkında geçici bir rol elde etmiş oluyorlar. Ve soyluların mülkleriyle birlikte kadınlarını da komünleştiriyorlar. Yıllar sonra bu ilkel ama içten komünistlere artık devlet çarkı içinde gerek kalmadığında ve tasfiye edildiklerinde ve soylular yeniden güçlenip egemen olduklarında, eski imparatorun adını "kadın pazarlayan, kadın sunan" anlamında olumsuzluyorlar. Eski imparator, yeni ve binyıllar süren bir küfür anlamına geliyor. Ve bugün tahtından düşürülen bir başka imparatora layık görülen bir unvan. Eskiden bir imparator adı olan "Kavat", bugün de sabık da olsa bir imparator için kullanılıyor.

Ve Pers İmparatoru Kavad'dan sonraki dönemde, yeni soyluların yoksullara sundukları umut ise, onların da "azad" yani "soylu" olabileceklerine dair bir duygu. Tuhaftır ki, Ortadoğu'nun "özgürlük", "azadi" anlayışı, pratikte bu eski soyluluk anlayışına çok benziyor. Belki de zengin yoksul çelişkisi, gerçek anlamını burada ele veriyor. Yoksullar özgürleştiklerinde soylular gibi davrandıkça iktidarı tutabiliyorlar ve bu da yeni yoksullar üretmek anlamına geliyor. Ve azadi hareketlerinin liderleri, daha iktidarı tam almadan da, azad kavramının kökensel anlamına uygun soyluluk, üstünlük davranışları göstermeye başlıyorlar.

Yaşlılar eski ve neredeyse büyüsel küfürleriyle iç çekip dursunlar; azad olanların Kürdistan'ında çocuklar birkaç gün önce özgürlüklerinin ikinci sınıfına başladılar. Erkekler siyah takım, beyaz gömlek ve kan kırmızısı kravatlarıyla, Amerikan traşlı başlarını özellikle kız akranları geçerken olabildiğince dik tutarak, okul yollarında gizlemeye çalıştıkları bir heyecanla yürüyorlar. Saçları, Türkiye'de cumhuriyetin ilk yıllarında zengin çocuklarının ve yeni yetme tüccarlarınki gibi genellikle ıslak taranmış. Hepsi kendini yakışıklı buluyor, ve sanki hiç bir zaman savaş yaşamamışlar gibi, dingin, sakin bir ifade var yüzlerinde. Oysa birkaç yüz kilometre ötede, peşmerge babalarının da katıldığı bir boğazlaşma olanca hızıyla sürüyor. Kürdistan, ABD desteğiyle devrimi yapmış olan yoksulların soylu değil, ama peşmerge oldukları bir ülke. Soylular, milletvekili veya peşmerge komutanı oluyorlar. Bu onların aşirete dayalı yapılanmalarının doğal bir sonucu. Peşmergeler artık tamamen tektip kamuflaj desenli komando giysileri giyerken, birçok peşmerge komutanı, devrimi yarattığına inandıkları geleneksel statülerinin bir sembolü olarak, hala geleneksel Kürt kıyafetleri giyiyorlar; bellerine kat kat doladıkları şütüklerinin arasına pahalı, gösterişli tabancalar yerleştirerek, mağrur bir yavaşlıkla yürüyorlar sokaklarda. Yavaşlıklarında aynı zamanda açık bir güven duygusu da var. Türk devlet yetkilileri, yeni Kürt açılımının liderlerini "aşiret reisleri" olarak aşağılamak istediklerinde, kendi genç Cumhuriyetlerinin 1920'lerdeki tüccar ve bey egemenliğine dayalı iktidar kurumlaşmasını unutmuşa benziyorlar. Kürdistan'da Kürtler, tarihin bu kademesini atlamıyorlar; ama tarihin içinden geçiyorlar. Ve bu, en azından, onların kurdukları yeni sistemin Türkiye Cumhuriyeti'nden daha "ebedi" olacağı anlamına geliyor.

Kerkük, Erbil ya da Koysancak'tan Süleymaniye'ye doğru seyahat ediyorsanız, her yanda inşaatların gri çimento renginin hakim olduğunu görebilirsiniz. Koysancak ovasından çıkıp doğuya doğru tırmandığınız tepenin zirvesinden, Dokan baraj gölünü görebilirsiniz. Arka planı sisler içinde kaybolan göl, Kürdistan'ın ciddi anlamda tek enerji kaynağı. Genel olarak bir enerji sıkıntısının yaşandığı Kürdistan'da, mütevazi Dokan barajı, büyük evlerinin küçücük bir odalarına bile sekiz lamba yerleştirecek kadar lüksü Arap komşularından öğrenmiş olan Kürtlerin bu müsrifliğine ısrarla direnmeye çalışıyor. Dokan-Süleymaniye yolu inşaat halinde; Çinli bir firma, burada geçtiğimiz kıştan beri, bıktırıcı bir yavaşlıkla, Avrupa ölçülerinde bir otoban yapmak için uğraşıyor. Dokan çıkışında ve Süleymaniye girişinde, dev ölçülerde yola asılmış olan bir poster, yeni toplumsal sistemin niteliğini ele veriyor. Hayır, bu yeni devlet başkanı ve Kürtlerin yeni gurur sembolü Talabani'nin ya da bütün dünyada Kürtlerin saygıyla selamladıkları Kürt Yerel Hükümet Başkanı Barzani'nin portresi değil. Onların posterlerine artık eskisinden çok daha az raslayabiliyorsunuz. Bu dev panoda, eski Pers saraylarının gözde kadınları edasıyla poz veren kişi, Kürt ses sanatçısı Leyla Fariqhî.

Dokan-Süleymaniye yol ihalesinin Çinli firmaya verilmiş olması bir istisna. Genel olarak yapılanmanın malzemeye ilişkin ve müteahhitlik ihaleleri, Türk firmalarına verilmiş. Hastaneleri, okulları, kurumları, yolları, hatta elektrik sistemlerini genel olarak Türk firmaları yapıyor. Ancak bütün bu inşaat canlılığı, geleceği önceden planlayan bir altyapı sağlamlığından yoksun görünüyor. Yapılanma, dışarıdan muhteşem bir villa görünümünde olan, ama mutfaklarında yemek buharının çıkabileceği küçücük bir delik bile bırakmayı akıl edemeyen Arap zenginlerinin evleri gibi, dışarıdan güzel görünüp, içinde kısa bir zaman sonrası gelecekte çok pahalıya mal olacak eksiklikler taşıyor. Yapılan tüm yeni evler büyük ölçüde sade bir villa tarzında, ama sıcaklığın yazın elli dereceye vardığı ve aylarca tek bir damla yağmurun düşmediği bu topraklarda, tek bir evde bile bir bodrum katı yapılmıyor. Bunun da nedeni, çağdaş anlamda altyapı eksikliği. Kürt hükümeti tamamen kurumlaştığında, büyük ihtimalle onu bekleyen en pahalı ve en öncelikli çalışma, şehirlerinin ve kasabalarının kanalizasyon ve su sistemlerini sıfırdan başlayarak yapmak olacak.

Süleymaniye Üniversitesi, şehrin Batı girişinde yeni bir kampüs inşaatıyla, bu hareketli sürece katılırken, Yunanistan'dan Ali Karduxos, Yunan eşi Vassiliki (prenses anlamına geliyor) ile, bir Kürdistan üniversitesinde etimoloji bölümü açmak üzere Kürdistan'a geldi. Ali, Kuzey Kürdistanlı, kendi iddiasına göre 20 yıldır Yunanistan'da yaşıyor. İlk geldiği günlerde, kendisine kimlik soran peşmergelere Şıvan Perwer ile hasbelkader bir sahnede çektiği resmi gösteriyordu. Buna gülümseyen ve genel olarak kimlik sordukları insanlara "giyanim" =canım diye hitabeden peşmergeleri yüceltiyordu Ali. Elli derecelik güneşin birkaç gün içinde soldurduğu Kürt bayraklarına her yerde raslamaktan gurur duyuyordu. Velhasıl belgeleyebileceği akademik bir kariyerden yoksun, bavuluna doldurduğu her dilden onlarca sözlük ile bir etimoloji profesörü iddiasıyla Kürdistan'a gelen Ali, Erbil'de aşındırmadık kapı bırakmadı; ama hiç kimseyi, bizzat etimoloji profesörü olarak hizmet vereceği bir etimoloji kürsüsü kurmaya ikna edemedi. Şimdi tuhaf bir hayal kırıklığıyla geri dönmek üzere yola çıkarken, eskiden yücelttiklerini tam aksi ifadelerle eleştiriyor. İlk geldiği zamanlarda inanılmaz yücelttiği yeni Kürdili sistemi, şimdi yeriyor: Ona göre Kürtlerin profesörleri bile yüzlerce kişiyle aynı bardaktan su içecek kadar bilinçten yoksun, ve şeker tabaklarına giren küçük zararsız karıncalar mide bulandırıyor. Belki de lise mezunu olan Ali, etimoloji kürsüsü kurmak için bizzat tercih ettiği "hamil-i kart yakinimdir" yöntemini kullanmakla, ve her yere kendi adamlarını yerleştirmekle suçluyor Kürt akademisyenlerini. "Bilgimi kıskandılar, ben burada iş yaparsam, onların cahillikleri anlaşılacak diye korkuyorlar" diyor Yunanistan'a dönme hazırlıkları yaparken, kırkbeş günde değiştiremediği ülkesi Kürdistan için üzülerek.

Politik yetişkinlerin kafalarında dolaşan sayısız tilki, Kürt çocuklarını en azından onsekiz yaşlarının altında oldukları bu dönemde ilgilendirmiyor. Bu kadar güzel, bu kadar çok açmış çiçeklere benzeyen çocukları, dünyanın başka yerlerinde de görebilirsiniz belki. Ama benim için mutluluk verici olan, onları kendi ülkemde görmek. İki yıldan bu yana kurulan mahallelerin beton sokaklarında, kapı önlerinde onları birbirlerine ve hayata bakarken gördüğümde, zaman zaman oraya buraya attıkları kağıtlardan Kürtçe veya İngilizce el yazılarını okuduğumda, "Wuso" diyorum, "artık huzur içinde geberebilirsin. İki yıllığına da olsa, Kürt çocukları özgür bir nefes aldılar." Hangi biçimde olursa olsun, onların yüzlerine yerleşen dingin, doğal ifade, onların Kürdistan toprağının diğer canlılarına benzeyen ruhları, izleyene gelişen bir orman duygusu veriyor. Belki de bu, benim kendi çocukluğumdan kalma ve artık ulaşılamaz olduğu için aşk derecesinde değerli olan bir duygu.

Türk ve Arap şovenlerinin hastalıklı tanımlamaları onu nasıl sunarsa sunsun, Kürt tablosunun insani, pozitif yönü anlaşılmaya değer. İkinci İsrail olarak nitelenen Güney Kürdistan'da insanların, devlet olmak hiç de umurlarında değil. Daha doğrusu, keskin dönüşlü devrimlerin yarattığı büyük tablolar, panolara asılan tabular, karizmatik bakışları pazara sürülen liderler yok burada. Çok daha derinde, basit ve günlük duygularda özgürleşmeyi tercih eden bu insanlar, belki de gerçekten yeni bir düşünce ve yaşam tarzının temsilcileri olacaklar. Kürdistan'ın her yerinde, kapınızı ardına kadar açık bırakarak tatile çıkabilirsiniz. Arap kültüründen ödünç alınmış bir doğal kirlilik içinde yemek yediğiniz bir yol lokantasında cep telefonunuzu masada unutursanız, yan masada oturan başka bir müşteri veya garsonlardan biri, daha siz arabanıza ulaşmadan onu size getirecektir. Esnaf, kepenklerini indirmeden, yalnızca dükkanlarının girişini, satmak için sergilediği mallarla kapatarak, dört saatlik bir öğlen siesta'sına çekildiğinde, hiç bir kaygı duymaksızın uyuyabiliyor. Musul sokaklarında Kürt dilenciler gördüm, ama daha Kuzeyde kalan Kürt şehirlerinin sokaklarında tek bir dilenciye raslamak mümkün değil. Bu durumda, bazı bayramlarda, yaşlı, siyah peçeli bir kadın kapınızı çalarak sizden sadaka istediğinde, olanca mülkünüzü onunla kardeş kardeşe paylaşmayı bile düşünebilirsiniz. Türk bürokratlarının ilkel aşiret olmakla suçladıkları bu insanlara, Ankara ya da İstanbul'un göbeğinde yaşanan ve kimileri cinayetle sonuçlanabilen kapkaç ya da hırsızlık olaylarını izah edebilmek için, bin dereden su ve ayrıca da çok iyi tarihsel retorik bilen profesörler getirmeniz gerekir.

Büyük ve küçük şehirlerde, kasabalarda yaşayan iseviler, kiliselerini yenilemişler. Eskiden bir Osmanlı sancağı olan Koysancak'ın merkezindeki küçük kapalı çarşı ve çevresindeki evlerin çamur harcıyla perçinlenmiş ve basit küçük taşlardan kurulmuş yapıları, "yüzyılların sakalı ağardığında" hala orada çocuksu mimarileriyle mevcut olacaklar. İyi yüklenmiş bir at ya da katırın rahatça geçebileceği dar sokaklarda hıristiyan çocuklar, ağızlarında emzik, çırılçıplak karşınıza çıktıklarında ve sizinle aynı gülümsemeyi paylaştıklarında, onların anne ve babalarından aldıkları, bu dünyaya ilişkin büyük güven duygusunu, bir an için de olsa hissedebilirsiniz. Anneleri çocuklara korku emzirmiyor diye düşüneceksiniz. Yerli isevi tüccarlar ve siyasi polis, doğru ve gerçek sözkonusu olduğunda herkesten daha fazla titiz davranıyor. Herşeyin ve hatta insanın bile sahte (yerli deyimle -thaba'a-) olduğunu herkesten duyabileceğiniz Arap şehirlerinin aksine, "önemli bir adam"a dayanarak arkadaşına iş bulmaya çalışan bir polis memuruna, amirinin söylediklerini duyduğunuzda, bu doğruculuktan neredeyse kaygı duyabilirsiniz. Otuzbeş yaşlarındaki siyasi polisten albay, "güvenlikçi demek doğru söyleyen demektir, doğru ol, sonra konuş benimle" diyerek, hükümetin yüksek katlarından torpilli memurunu sokak ortasında azarlıyor. "Doğru konuşmuyorsun Gewwat", diyor, "doğru konuşmayan adamdan asayiş görevlisi olur mu?" Siyasi polisten albay ile, yaşlı Kürdün küfrü haline gelen imparator adı "Kavad", hala canlı bir kelime olarak, Ortadoğunun labirentlerinde böyle yol almaya devam ediyor.

(*) Bu izlenim, yayın çizgisine katılmadığım, izlediği Kürtlerarası cinayetlere en azindan sessiz kalma politikasını tasvip etmediğim, -Kürtlerin, sadece bir tek ideolojiyi değil, çok geniş bir yelpazede farklı düşünceleri savunan ve buna rağmen birbirlerine saygı ve sevgi duyan bireylerden oluşan bir halk olmaya layık olduğunu kabul etmesi dileğiyle, devletlerarası sistem tarafından kapatılan Özgür Politika gazetesi ve Mezopotamya Haber Ajansı'na destek ve basın özgürlüğüne yapılan bu çirkin saldırıyı protesto etmek amacıyla kaleme alınmış ve MHA-NEWS'e gönderilmiştir.

2005-09-22

http://www.welatparez.com


Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz
Konuyu tartismak icin tiklayiniz

"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"


Yezdan HAT

Dersén Kurdî 13

Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor.

Dersén Kurdî - hemu

International News

2008-11-13

2008-11-11

2008-11-10

2008-11-09

2008-11-08

2008-11-07

2008-11-06

2008-11-05

Valid XHTML 1.0 Strict


Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32