Welatparez.com 

 
Ulusal Birlik ve Kürt Sorununun Çözümü Üzerine

Tartışmalar

1. Bölüm: Sorunun Zemini

H. Kaytan: Görece uzun bir süredir PWD oluşumu var. Ancak bu oluşumun kitleyle bağları diğer siyasi oluşumlara göre son derece kopuk görünüyor. PWD'li arkadaşların düşüncelerinin, ne istediklerinin daha net anlaşılması açısından, onun üzerinde siyasal çalışma yürütmek istediği zemini analiz etmek, bu analizi yansıtmak gerekiyor diye düşünüyorum. Kürtlerin üzerinde siyasal çalışma yürütmek istedikleri zeminde, çeşitli güçlerce yürütülen  büyük bir dezenformasyon çabası da var. Bu açıdan bu tartışmada hazır bulunan arkadaşların geniş bir yelpazede düşüncelerini açıklamalarının faydalı olacağına inanıyorum. Şurdan başlayalım: Üzerinde siyaset yürüttüğünüz, siyasal çalışma yaptığınız zemini nasıl çözümlüyorsunuz? Bakış açınız nedir? Neyi ve neden istiyorsunuz? Hangi kaynaktan yola çıkıyorsunuz? Nereye varacaksınız?

Kani Yılmaz: Uzak Olmayan Bir Gelecekte

Kürt Halkının Özgürlüğe Ulaşması Mümkündür

Eleştirel bir tutum alarak PKK'den ayılmamızın üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçti. PWD'yi oluşturmamızdan bu yana da yaklaşık bir yıl olacak. Şimdi de PWD birinci Kongresine hazırlandığımız için, derli toplu bir değerlendirmeyi kamuoyuna ulaştırmamız yerinde olur. Kitleler bize ilişkin olarak büyük bir dezenformasyona tabi tutuluyor. Ne istiyoruz, nasıl bir mücadeleyi önümüze koyduk? Bugüne kadar bireysel yazılarımızda bunun ipuçlarını vermeye çalıştık. Ancak sürekli bir saldırıyla yüzyüze olduğumuz için, bu baskı altında düşüncelerimizi derli toplu yansıtma durumumuz olmadı. Buna uygun araçlara da sahip değildik, hala değiliz. İnanıyorum ki kamuoyu PWD'nin hedeflerini, hangi araçlarla bu hedeflere ulaşmak istediğini, ulusal birlik anlayışını, AB sürecindeki Türkiye'nin şimdiki durumunu, legal siyaset alanını, başta Güney olmak üzere Kürdistan'ın bütün parçalarını etkileyen Ortadoğu müdahalesine bakış açımızı daha açık anlayıp öğrenmek istiyor. Bu konuda örgüt yönetimindeki bütün arkadaşlarımızın da bir yoğunlaşması olduğunu, çok rasgele bir ayrılama, kendiliğinden bir kopuş olmadığını, yıllarını bu mücadeleye vermiş, özellikle de yönetim düzeyinde partiyi yürüten arkadaşların hem bunun derin bilincinde olduğunu ve hem de sorumluluğunu taşıdığını öncelikle belirtmek gerekir.

Şimdi özellikle siyaset yaptığımız zeminden başlayacak olursak; bana göre bugün tıkanma noktasına gelen 30 yıllık PKK mücadelesi başta olmak üzere, Kuzeydeki bütün gelişmeler ve Kuzeyi de derinden etkileyen diğer parçalardaki gelişmeler, yani Kürt halkının özgürlük kazanımları, üzerinde mücadele ettiğimiz zemindir. Ben özelde Kuzey Kürdistan ulusal özgürlük mücadelesinde kazanımların ve mevzilerin PKK öncesi, PKK ile birlikte ve PKK dışında gelişen özgürlük mücadelesinin kazanımlarının ve yarattığı zeminin çok güçlü olduğuna, büyük bir ulusal siyasal bilinç, yurtseverlik bilinci kazanıldığına, Türk devletinin bütün inkar politikalarına rağmen her türlü fedakarlık gösterilerek ve bedel ödenerek, bu kazanımların ve mevzilerin bırakılmadığına, terkedilmediğine, tam tersine güçlendirilip derinleştirildiğine ve olgunlaştırıldığına inanıyorum. Bu zeminin bu yüzyılın başında Kuzey Kürdistan'da Kürt halkını özgürlüğe taşımaya yeterli olduğuna inanıyorum. Tabii engeller ve sıkıntılar vardır. Biz uzun bir süreden beri ayrıldığımız PKK sisteminin eleştirisini yaptık. Bu hareketin içinde bulunduğu konsept, yaşadığı tıkanma ve kazanımları tehlikeye atan pratiği, Kürt halkının özgürleşmesi önünde ciddi bir engel olsa bile, halen güçlü bir yurtseverlik zemininin varolduğuna, bu zemin üzerinde Kuzey Kürdistan'da halkımızın özgürlüğe yönelebileceğine, ulaşabileceğine kesinlikle inanıyorum. Bu güç vardır. Tabii bu zeminin varlığı tek başına yetmiyor. Bu zemin doğru politikalarla, doğru örgütlenme tarzıyla, doğru uluslararası ilişkilerle, bu zemin üzerinden halkı özgürlüğe taşıyacak doğru bir programla ve özellikle ulusal birlik esprisiyle donatıldığında, başarıya ulaşma şansı çok büyüktür.

Ben ABD'nin bölgeye müdahalesiyle birlikte uluslararası koşulların ve bölge koşullarının da özgürlüğü başarmak için çok elverişli hale geldiğine inanıyorum. Özellikle Güney Kürdistandaki gelişmeler, bana göre Kuzeyi de derinden etkilemektedir. Kürtlerin özgürlük amacına ulaşma azim ve kararlılığını tetiklemektedir. Ve bu gün geçtikçe de müdahalenin bu etkisi artmaktadır.

Şimdi genel handikap PKK'nin geldiği noktada yarattığı tıkanmadır; o bu güçlü zemini muğlaklaştırmaktadır, hedefsiz bırakmaktadır; ne istediğini nasıl hareket edeceğini bilemez bir duruş arzetmektedir; yönünü tayin edemeyerek bir kafa karışıklığına yol açmaktadır. Bu biçimiyle zorlayıcıdır. Bu sadece sözü sıkça edilen bir konseptin içinde olmasından kaynaklanmıyor; o konseptin uluslararası bakış açısı, ABD müdahalesini değerlendirme tarzı, legal siyasetin irade kazanmasına negatif yaklaşımı, çok ciddi bir handikap olarak önümüzde durmaktadır. Ama demin anlattığım gibi avantajlar da vardır. Şimdi yine de biz sadece bu handikapla uğraşacak noktada değiliz. Tek işimiz sadece geldiğimiz geleneği ve onun varılan aşamada oluşturduğu çıkışsızlığı eleştirmek değildir. Buraya takılıp kalmak, siyaseti sadece buraya oturtmak bir tuzaktır. Bu hataya düşmememiz gerekir. Ama bu handikapı hem aşacak, hem de sözünü ettiğim zemin avantajlarını da değerlendirecek bir çıkış, PWD'nin geliştirdiği tezlerle bana göre mümkündür.

Bugüne kadar PWD daha tam bir hareket haline gelemedi. Fiziki imha baskıları altında siyaset yürütmeye çalıştık. Mevcut durum kendini halkımıza ve uluslararası kamuoyuna yansıtmamıza fazla imkan vermedi. Fakat bana göre bütün bu zorluklara rağmen ayakta kalması, kendini bir kongre hazırlık dönemine taşıyabilmesi, bugüne kadar yapılan eleştiri ve değerlendirmelerden de sonuç çıkararak, şimdi etkili olabilir, rolünü iyi oynayabilir ve sonuç alabilir.

Mevcut politik zeminin özellikleri var. Zemin en homojen grup açısından bile birlikte hareket edebilen, birlikte düşünebilen bir noktada değil. Çünkü en homojen grup ve kitle potansiyeli, PKK'nin etkilediği potansiyeldir ve her bakımdan kafası karışıktır.   Bir kırılma, inanç sarsılması, hedeften düşmeyi yaşamaktadır ve mevcut kazanımların tehlikeye girip girmediğini sorgulayan bir noktaya gelip dayanmıştır. Kürt hareketinin diğer aktörleri de bir yandan PKK baskısı altında olmalarından dolayı, diğer taraftan kendi tarzlarından kaynaklanan nedenlerle, gelişememekte, etkili olamamakta ve Kürt halkının beklentilerine cevap verememektedirler. PWD'nin şu anda hissettiği baskılara onlar da maruz kaldılar. Bunun etkisi olabilir ama mevcut siyasetsizliği sadece bununla izah edemeyiz. Bunun nedenini onların politika yapma tarzlarında aramak gerekir.

Bu elverişli zemini yine de harekete geçirecek olan en önemli güç, bana göre bütün ömürlerini ulusal kurtuluş mücadelesine vermiş olan ve ciddi eleştirilerle PKK'den ayrılan ve bir kısmı PWD'de bir araya gelerek siyaset yapan kadrolardır. Ama burada da bir dağınıklık ve sıkıntı var. Bugün her zamankinden daha fazla bir arada ve dayanışma içinde olması gereken bu birikim, yani PKK geleneğinden kopan potansiyel, dağınıktır. Ve zaman zaman da birbirini zorlamaktadır. Sabırla, ikna ederek, inandırarak, bu zeminin önemli bir parçası olan, ya atıl, ya da enerjisi boşalmış olan bu gücü bir araya getirmek gerekir. Ve bir araya getirirken de kendini daytarak, tek doğru olduğunu lanse ederek, beni izleyin benim gibi düşünün diyerek değil, tartışarak, çok olan müşterekleri bir araya getirerek yurt içinde ve yurt dışında bu potansiyeli birleştirmek gerekir. Burada sözkonusu olan büyük bir güçtür.   Bütün ayrılıkları bir tarafa itmek gerekir. Geçmişte yeteri kadar tartıştık. Onlara takılmadan, varsa eleştiriler, rahatsızlıklar, görülen yanlışlıklar; uygun zeminlerde ve birliğe zarar vermeksizin sürdürülebilir. Bana göre üzerinde siyaset yaptığımız zemini harekete geçirebilme, örgütleyebilme, yasal siyasetin çok etkili bir gücü haline getirme, ve oradan uluslararası alanda muhatap olarak kabul edilebilecek, ulusal birlik esprisine uygun bir çıkış ve gelişme yaratabiliriz. Bunun imkanları vardır. Sadece imkanlarla düşünmek de tabii doğru değil. İmkanlar zaten yetersizdir, ama halkımızı özgürlüğe taşımak gibi ağır bir sorumluluğumuz var. Ve bunun gereklerine göre hareket etmek gerekir. Ben PWD'nin son yaptığı çağrıların oldukça toleranslı, saygılı, kendini herşeyin yerine koymayan, ulusal birlik esprisine dayalı, örgüt demokrasisine çok önem veren çağrılar olduğunu düşünüyorum. Demin söylediğim birikimin de katkıları sağlanırsa, eksikler onların iradeleri katılarak giderilirse, bana göre bu zemin üzerinde Kürt halkının hiç de uzak olmayan bir gelecekte demokratik siyaset tarzıyla özgürlüğe ulaşması mümkündür.

H. Kaytan: Politikanın zeminini açımlarken, kitlelerin psikolojik zemininden daha fazla, yapıyı analiz etmek gerektiğini düşünüyorum. Yapı nedir? Çevre ve küresel güçlerin Kürdistan üzerinde yaptıkları hesaplardan tutalım, PKK'nin psikolojik bir zemin olarak değerlendirdiği kitlelere kadar, ve bundan giderek ekonomik durumun çözümlemesine kadar geniş bir alanı tartışmak gerekli. PKK'de sığlaştırılmış ve amacından koparılmış olarak "çözümleme" denen olayın doğruya çeklmiş karşılığı olarak, gerçekçi bir analize ihtiyaç duyuluyor. En azından doğru bir başlangıç yapmak anlamında, hem fiziksel, hem de psikolojik olarak darbelenmiş bir halka yapılabilecek en büyük katkı, doğru bir analiz olabilir. Şimdi tartışmanın başlangıcında şöyle bir risk var sanki: Herşey PKK ile başlamış gibi anlaşılabilir. Halbuki bu halkın bir tarihi var. Kadim kişiliklerin çözümlemesine çağrı yapmak değil amacım. Ama madem ki çağ değişmiştir, madem ki anlayış bir başka düzey kazanmıştır, öyleyse yeni bir tarih anlayışının ışığında, yeni bir güncel zemin çözümlemesine de ihtiyaç vardır.   Buradaki arkadaşlarda görebildiğim önemli deneyimler var. Ve bunların genç Kürt kuşaklarına doğru aktarılmasının hayati önemde olduğunu düşünüyorum.

Vurgu yapmak istediğim bir diğer nokta da şu miras kavramıdır. Çokça dile getirilen bu kavram bana kuşkulu geliyor. Şunu söylemek istiyorum: PWD, şu anda içerdiği kadroların nitelikleri itibarıyla, mücadele mirası kavramından daha fazla, bir halka iyi bir gelecek tasarısı sunma ve ona özgürlük perspektifi olma konusunda daha ağırlıklı bir misyona sahip olmalı. Benim kişisel düşüncem. Bunun değerlerle bağlantısı konulabilir, ama kavram bana itici geliyor.

Kani Yılmaz: Bütünlüklü Kürt Stratejisinde

Tarihsel Olanı Güncel Olanın Karşısına Çıkararak,

Güncel Gerçekliği Mahkum Etmemeliyiz

Bakış açınıza katılmakla birlikte, birkaç noktayı vurgulamak istiyorum. Bana göre PWD'nin düşünsel anlamda Kürdistan özgürlük mücadelesine yapabileceği en büyük katkı, mevcut düşünsel karmaşa ve tıkanma içinde, bütünlüklü bir strateji oluşturmaktır. Bu bir dayatma olarak gelişmemelidir. Madem ki o kadar ulusal birlik vurgusu yapıyoruz, bu bütünlüklü stratejinin ayakları netleşmelidir. Örneğin tarihsel varlıktan kaynaklanan haklar vardır. İşte bana göre Mesut Barzani son süreçte bunu alabildiğine vurgulamaktadır. Bütünlüklü Kürt stratejisinde reel durumu somut olarak ortaya koymaktadır. Ve tarihsel varlıktan kaynaklanan haklar, bu halk için çok önemlidir. Bütünlüklü Kürt stratejisinde tarihsel olanı güncel olanın karşısına çıkararak, güncel gerçekliği mahkum etmemeliyiz. Tarihsel haklar bakımından bu stratejinin varabileceği noktayı, bir anlamda sınırsız da diyebileceğimiz bir açıklıkta, halkın gelişme potansiyeline bağlı olarak, ortaya koymakta ve dört parçadaki Kürt halkını da etkilemektedir. PWD'nin de bu anlamda stratejiye ilişkin görevleri vardır. Yapmazsa kendini muğlak bırakır.

İkincisi, miras olayıdır. Değerler anlamında vurgulanmalıdır, reddedilmemelidir. Hiç bir siyasal hareket köksüzlük üzerinden gelişemez. Eğer bir Şêx Sait hareketi gelişmişse, bu Kürt halkının tarihi ve özlemleriyle bağlantılıdır.   Egemen devletin uygulamalarıyla bağlantılıdır. Yani sebepleri vardır. Onun da dayandığı tarihsel bir miras vardır. Bu bütün Kürt isyanlarında böyledir. Diğer parçalardaki mücadeleler açısından da böyledir ve PKK açısından da böyledir. Bir miras vardır. Bütün eleştiriler, olumsuzluklar ve geldiği noktaya rağmen, yaratılan ve sahiplenilmesi gereken değerler de vardır. Ama soyut anlamda sadece mirasa dayanarak ya da mirastan sözederek siyaset yapılması, insanı o siyaset tarzının dilinden, uslubundan kurtaramayacağı gibi, ona sağlıklı eleştiri yöneltilmesini de engelleyebilir. Elbette bu bir tuzaktır. O zaman umutlar, özlemler, reel durum, uluslararası bölge dengeleri de bizim siyasetimizin temel dayanaklarıdır.

Hıdır Yalçın: PWD'nin Kavgası Bir Miras Kavgası Değildir

PWD daha çok Kuzey Kürdistan'a yönelik, hem uzun süre mücadelede yer almış kişilikler tarafından kurulduğu için, hem de Kuzeye dönük bir siyaset izlediği için, genel olarak Kürdistan'daki zemini değerlendirirken Önceliği Kuzey'e vermekte yarar var. Biz hareket olarak bugün tüm Kürtlerin çıkarlarını savunuyoruz, yine Kürdistan'ın dört parçası dışında dünyaya dağılmış Kürtlerin de haklarını savunuyoruz; ama somut olarak çözüm projemiz Kuzeye dönüktür. O halde Kuzeyde durum nedir?

En kısa ifadeyle Kuzey, 30 yıllık bir mücadele içinde hem büyük bir ulusal uyanışı yaşamış, ama hem de bu süreçte birçok şeyini kaybetmiştir. İşte, ekonomik ve sosyal alanda ciddi bir yıpranmayı yaşamıştır. Siyasete belli bir kırılmayı yaşamıştır. 70'li yıllardan sonraki süreci ele alırsak, büyük bir uyanış hareketi gelişti. Ulusal bir diriliş yaşandı. Ancak vardığımız noktada gerek PKK'nin damgasını vurduğu kitle, gerekse PKK dışında değişik adlar altında ve güçleri oranında Kürt kitlesini  ulusal kurtulaşa yönlendirmeye ya da ulusal haklarını savunmak üzere harekete geçirmeye çalışan güçlerin yaşadığı ciddi bir karmaşa sözkonusudur. Bir kez inkar edilemez biçimde genel bir Kürt uyanışı sağlandı. Kürtlerin de bir ulus olarak temel hak ve özgürlüklerine kavuşması gerektiği bilinci oluştu. Bunun kurumlaşmaları ortaya çıktı ve hala oluşmaya devam ediyor. Siyasal plan böyle özetlenebilir.

Ekonomik açıdan Kürt kitlesi, gerek savaş ve gerekse Türklerin uyguladıkları politikalar nedeniyle, ciddi bir gerilemeyi, yoksullaşmayı yaşadı. Ekonomi, önemli oranda bir üretimsizlik durumuna geldi. Köyler yakılıp yıkıldı. Bunun insanların yaşamlarına, ruh hallerine yansımaları oldu. Yani bir yandan siyasi olarak, ulusal olarak büyük bir yükseliş; ama diğer yandan ise birçok alanda ciddi tahribatlar ortaya çıktı. Buna bir de özellikle PKK'nin temsil ettiği hareketin, siyasetin, son yıllarda yaşadığı kırılma eklenince, mevcut tabloyu birçok bakımdan karmaşık, aslında önemli oranda hedefsiz olarak değerlendirmek mümkündür.

Kuşkusuz devlet politikalarının, bölgeye yönelik politika yapan ülkelerin yaklaşımları açısından da değerlendirildiğinde, Kürdistan her zaman çeşitli ülke ve devletlerin hesap alanı olmuştur. Bugün de bu devam ediyor. Ancak bugün geçmiş dönemlerden çok farklı bir durum da var: Gerek ABD ve Avrupa'nın bölgeye ve özellikle Kürdistan'a yönelik izlediği politikalar, gerekse bunun Kürdistan üzerinde egemen olan devletlere etkisi, Kürtler açısından belki de bugüne kadar olduğundan daha fazla kendileri için siyaset yapma olanağını olumlu yönde daha fazla etkilemiştir. Bunun Kuzey açısından da önemli bir etkiye ulaştığını söylemek mümkündür. Özel olarak da ABD'nin Irak'a müdahalesiyle birlikte ortaya çıkan yeni durumu eklemek gerekiyor. Kuşkusuz bu müdahale bölgedeki statükoya bir müdahaleydi. Başta da Kürdistan'a egemen olan devletlerin mevcut konumlarını sarsmıştır. Irak'ta bu müdahale sonuçlarını vermektedir. Ve bir federal yapı ortaya çıkmıştır. Bunun genel Kürt kitlesine, siyasetine son derece olumlu etkileri de olmuştur.

Şimdi böylesi bir zemin üzerinde PWD, Kürt siyasetinde bir değişim hareketi olarak, yeni bir çözüm arayışı olarak ortaya çıkmıştır. Kuşkusuz üzerinde hareket ettiği zeminin çok elverişli yanları da var, ve ciddi dezavantajları da var. Dezavantajları sadece Kürt halkına ya da siyasetine karşı güçlerin politikalarından kaynaklanan dezavantajlar değildir. Ağırlıklı olarak da Kürt siyasetinin kendi içinde yaşadığı çıkmazlardan, kaostan kaynaklanan dezavantajlardır. Avantajlar ise, başta 30 yıllık PKK mücadelesi olmak üzere, PKK dışındaki diğer Kürt gruplarının, örgütlerinin, partilerinin hatta tek tek kişiliklerin çabalarının ortaya çıkardığı bir birikim var. Burada kuşkusuz PWD sadece gerek tarihsel, gerekse yakın geleceğin ortaya çıkardığı bu olumlu mirasa kimlerin sahiplik edip ileri götüreceği sorunundan çok, aslında "Kürt halkının isteklerini, bulunduğu mevcut konjünktürde en iyi tarzda nasıl gerçekleştirebiliriz" sorunudur. Ancak bunu yaparken daha önce arkadaşın da ifade ettiği gibi, dayandığımız tarihsel geçmiş, birikim, sahip çıkmamız ve reddetmemiz gerekenler, geleceğe taşımamız ve geçmişte bırakmamız gerekenleri ayırdetmemiz gerekiyor.

Bir tek insanın bile bir geçmişi vardır. Yani aileye dayanan, aşirete dayanan, bir soyağacına dayanan bir geçmişi vardır. Dolayısıyla bir ulus adına hareket eden bir partinin ya da bir siyasi eğilimin, veya bir hareketin de dayandığı bir geçmişi vardır. Bizim sürekli değerlendirmelerimizden bağımsız olarak da vardır. Bu anlamda PWD de kuşkusuz bir geçmişe, bir birikime dayanıyor. Ama kimi çevrelerin ve özellikle de PKK'nin iddia ettiği gibi, PWD'nin kavgası bir miras kavgası değildir. Yani PKK'nin 30 yıllık mücadelesinin ortaya çıkardığı kazanımlar anlamında mirasa sahiplik etmek, onun üzerine kurulmak, dolayısıyla bu temelde Kürt siyasetinde rol oynamak gibi bir yaklaşıma kesinlikle indirgenemez. PWD sadece PKK mücadelesini de değil, aslında bugüne kadar Kürtlükle ilgili tüm çabaların ortaya çıkardığı ulusal mirasa, kazanımlara sahiplik ederek, ama daha çok da, esas olarak Kürt halkının insan toplumu ve ulus olmaktan kaynaklanan haklarını gerçekleştirmek gibi bir perspektifle hareket ediyor. Bunu da kuşkusuz öngördüğü değişim çizgisiyle yapmaya çalışmaktadır. Bunu özellikle vurgulamak gerekiyor. Çünkü değişim bu yeterince izah bulmadan PWD-PKK ya da PWD-diğer ulusal güçler ya da PWD ve bugün soruları yeterince cevap bulamaz. Tüm Kürtlük adına öteden beri siyaset yapan ve bu iddiasını bugün de sürdüren birçok örgüt vardır. PWD tam da bölgesel ve ülke koşullarının ciddi bir değişim yaşadığı bu dönemde, Kürt siyasetinde, örgütlenmesinde, ilişkilerinde, dış politikasında, yeni bir arayışa tercüman olma, onu yüksek sesle dile getirme misyonuyla ortaya çıktığı için, aslında yaklaşık bir yıldır hem ciddi bir tartışmaya yol açtı, hem kendisi bir tartışma konusu oldu. Kuşkusuz tartışmaya yol açtı, ama bu tartışmaya istenildiği gibi yön veremedi. Bunun kendisinden ve kendi dışından kaynaklanan nedenleri vardır. PWD tartışıldı, ama daha çok ne istedikleriyle, neyi savunduğuyla değil, başkalarının PWD'yi nasıl tanımladığı sorusu üzerinden tartışıldı. Belki de bu durum PWD'nin ortaya koyduğu değişim iddiası, üstlendiği yeni misyonun yeterince anlaşılmaması gibi bir sonuca da yol açtı. Ve sanırım bugün ifade edildiği gibi hem bir ihtiyaç, hem bugünkü koşullarda Kürt sorununun çözümünde doğru siyaset tarzı nasıl olur, hem de PWD gerçekten neye karşıdır, neyi istiyor, bunu nasıl başarmak istiyor. Bunu yaparken diğer ulusal güçlerle, örgütlerle, partilerle, şahsiyetlerle nasıl bir dostluk, kardeşlik vb. ilişki yaklaşımıyla götürmek istiyor. Bunlar açıklığa kavuşturulmalıdır. Sınırlı imkanlarla bu kısmen yapılmaya çalışıldı, fakat ortaya çıkan sonuç, bu sınırlı imkanların ötesine geçerek mutlaka bir biçimiyle, PWD'yi, düşüncesiyle, siyasetiyle, temsil ettiği değerlerle ve geleceğe bakış açısıyla ilgili, dost veya dost olmayan tüm çevrelere bunu taşırmayı başarmak gerekir. Bu yapıldığı oranda PWD kendi misyonu doğrultusunda doğru adımlar atabilir.

Nizamettin Taş: PKK'den Neden Ayrıldık ve Ne İstiyoruz?

Farklı formlarda sorular gelse de, esasta cevap verilmesi gereken temel sorular şunlardır: Neden PKK'den ayrıldık ve ne istiyoruz? Tartışmanın özünü herhalde bu sorular teşkil ediyor. Farklı sorular gelse de, yapılan değerlendirmeler özünde bu iki soruya cevap vermek, buna izah getirmek için yapılmalıdır.

Öncelikle, ayrıldıktan sonra bize dönük çeşitli eleştiriler gelişti. Kısaca buna cevap vermek istiyorum. İddialardan biri şu: Bizim ABD ile birlikte, PKK'yi bölmek amacıyla, Öcalan'a yapılan komplonun bir devamı olarak bir çıkış yaptığımız söylendi. Bunun dışında yine Güneyli güçlerle, Talabani ve Barzani güçleriyle ittifak halinde PKK'yi böldüğümüz biçiminde bir eleştiri geliyor. Detaya girmeden önce şunu söylemeliyim: Bunlar tamamen yalandır. Sadece karalamaya dönük yaklaşımlardır. Subjektif planda bizim ne ABD ile, ne KDP ve Yekiti ile herhangi bir ittifak ve ilişkimiz ya da bu temelde bir planımız kesinlikle olmadı. Ayrılmadan önce, daha PKK içerisindeyken ABD'lilerle belli bazı görüşmeler oldu.

H. Kaytan: PKK adına?

N. Taş: PKK adına, evet. Ancak KDP ve YNK ile kesinlikle bu anlamda da ne bir ilişki, ne de bir diyalogumuz vardı. Ayrıldıktan sonra KDP ve YNK sahasına geçmedik. Irak sahasına geçtik. Çünkü PKK'den ayrılan kadroların büyük çoğunluğu da, daha önceden KDP ve YNK'ye karşı savaşlarda komutanlık eden arkadaşlardan oluşuyordu. Dolayısıyla da aramızda belli bir güvensizlik vardı. Aylar sonra bu güçlerle belli bir ilişkiye geçildi. Belli bir güven ortamı yaratıldıktan sonra Güney Kürdistan'a yerleşim oldu. Ayrılmamızda bu anlamda KDP veya YNK'nin herhangi bir etkisi yoktur. ABD'lilerle de bu temelde herhangi bir ilişkimiz yoktu. Halen de ABD'lilerle herhangi bir ilişkimiz yoktur. Ancak PKK'den ayrılışımızın ABD'nin Ortadoğu müdahalesiyle doğrudan ilişkisi vardı. PKK'den ayrılışımızın Güney Kürdistan'daki gelişmelerle de doğrudan bağlantısı vardır. Ayrılışımızı bu objektif zemine oturtmamız daha doğrudur. Bunu sorulan sorunun cevabını verirken değerlendirmekte fayda var. Hangi zemine dayanarak siyaset yapıyoruz? Hangi zemine dayanarak böyle bir çıkış yapıyoruz? Bunun cevabını vermek bu açıdan önemlidir.

PKK içerisindeyken çağın değiştiğine dair belli bir tartışma vardı. Bilindiği gibi PKK, soğuk savaş döneminin ideolojik, siyasal, askeri örgütlenme tarzına uygun, onun bir ürünü olarak ortaya çıktı. İkinci dünya savaşından sonra kurulan sistem zıt iki kutuplu, birbirleriyle uzlaşmayan, antagonist çelişkiler üzerinde birbirlerine karşı mücadele veren bir sistemdi. PKK, bu sistemin bir sonucu, bir ürünü olarak ortaya çıktı. Sovyet sistemine karşı eleştirel bir yaklaşım göstermesine rağmen, sosyalist bir hareket olduğu, sosyalizmden etkilendiği için bu cephenin tarafını tutuyordu. dolayısıyla emperyalist-kapitalist sisteme karşı mücadele ederek gelişti. PKK'nin strateji ve programı tamamen buna uygundur. yani çelişkileri şiddetle çözme yöntemini benimsemişti. Emperyalizm ve sosyalizm arasında kıyasıya bir mücadele vardı. Bu mücadele zora dayanarak geliştiriliyordu. PKK de bunu somutunu Kürdistan'da Türk devletine karşı halk savaşını, gerilla savaşını geliştirerek uyguladı. Bağımsız-birleşik bir Kürdistan amacını, hedefini güdüyordu. Onu da zora başvurarak, gerilla savaşını geliştirerek gerçekleştirmek istiyordu. Bu temelde 25 yıllık bir mücadele verdi. Ancak Sovyetler  Birliği dağıldıktan sonra çağın temel bütün özellikleri değişti. Yani artık sosyalist sistemle kapitalist sistemin çatışmasına dayalı, sorunları şiddetle çözen bir dönem geride kaldı. İnsanlığın ortak değeri olarak demokrasi, demokratik değerler, demokratik uzlaşı, demokratik yöntemler devreye girdi. Bu açıdan PKK'nin de kendisini tamamen 21. yüzyılın temel ölçü ve özelliklerine yeniden uyarlaması gerekiyordu.   Stratejik açıdan, ideolojik-felsefi açıdan tam bir değişime uğraması gerekiyordu. Mücadele taktiklerini buna göre belirlemesi gerekiyordu. Buna uygun bir örgütsel oluşuma kavuşması gerekiyordu. 99'dan sonra bu söyleme uygun bir değişim tartışması gelişti. Bu tartışmayı başlatan da Abdullah Öcalan'dı. Bu temelde belli bazı açılımlar da yapıldı. Biz de hem bu tartışmaların bir devamı hem de çağın değişim özelliklerini PKK'ye yansıtarak, PKK'yi değişim-dönüşüme uğratarak cevap olmak istedik. 99'dan sonra PKK içerisinde bu temelde bir tartışma gelişti. Programı da buna uygun bir değişikliğe uğratıldı. Söylemi değişti, ideolojik felsefi açıdan belli bazı yeni argümanlar gelişti.

Fakat sonuçta şu çıktı ortaya: 20. yüzyılın, onun çelişki ve çatışma ortamının bir ürünü olarak ortaya çıkan PKK, kendisini 21. yüzyıla uyarlama yeteneği gösteremedi. Bu yapıya fazla yatkın olmadığı açığa çıktı. PKK Stalinist bir örgütlenme tarzına sahip olduğu için, tamamen dogmalar üzerine kendini inşa etmişti. Kendi dogmalarından kurtulması, kendisini ideolojik olarak değiştirmesi mümkün değildi. Değişim söylemi bir yama, bir kabuk gibi kaldı. Özü itibarıyle varlığını olduğu gibi devam ettirdi, fakat islamcıların takiyye yapmalarına benzer tarzda, sadece değişim, dönüşüm, demokrasi söylemlerini bolca geliştirdi. Özünde herhangi bir değişiklik olmadı. Neden? Çünkü PKK demokratik bir muhtevaya, demokratik bir öze sahip değildi. Yani devrimci bir hareketti, ama demokratik değildi. Demokratik olması, böyle bir yapıya kavuşması için, Sovyetler Birliği gibi parçalanması gerekiyordu. Yani Sovyet deneyiminden de açığa çıktı ki, bir devlet, bir sistem, kendi dayandığı temel amaçlarına uygun kurulur; ve bu amaçları ortadan kalktığında, kendisi de aslında aşılmış olur. Yok olur. PKK de bağımsız-birleşik bir Kürdistan için kurulmuştu, şiddetle ve gerilla savaşıyla bu amacına ulaşmak istiyordu. Şiddet ortadan kalktığında, çelişkilerin şiddetle çözülmesi yöntemi ortadan kalktıktan sonra, kendisinin de artık varlığına ihtiyaç kalmamıştı. PKK'yi bu anlamda devam ettirmek, zoraki bir dayatmaydı. Zorlamayla da ömrü dolmuş bir oluşumun uzun süre götürülmesi mümkün değildir. Fiziki anlamda devamı olsa bile, çok fazla işlevsel olmadığı açığa çıktı. Bundan dolayı işte Sovyetler dağıldı, parçalandı. PKK de bundan dolayı parçalanmak zorundadır. Yani o yapıya, o felsefeye, o örgütsel tarza dayanarak demokratik değişime, dönüşüme uğramak mümkün değildir. Parçalandı. Biz bu parçalanmanın bir sonucu olarak ayrıldık aslında. Bizim ayrılışımızın temelinde işte böyle bir çağ değişikliği, çağa bakış açısındaki farklılık vardır. PKK ile çağa cevap olmak, PKK ile demokratik sistemi Kürdistan'a uyarlamak mümkün değildir. PKK içinde PKK'yi değişime uğratmak için her türlü mücadele verildi; yapılması gereken bütün adımlar atıldı; her türlü çaba gösterildi. Ama sonuçta şunu gördük: Bu oluşumla, bu yapıyla mümkün değil. Bundan dolayı ayrıldık. Onun dışında, yeni bir oluşum olarak ancak yirmibirinci yüzyılın özelliklerine uygun bir yapılanma, bir açılım sağlanabilir. PKK'den ayrılışımızın çağla ilgili böyle bir yönü var.

İkincisi, yine bu değişikliğin bir sonucu olarak Ortadoğu'ya bir müdahale yapıldı. Ortadoğu'ya yapılan müdahale Irak'la sınırlı değildir. Yani aslında Ortadoğu'nun tümünü kapsayan, bütün sistemi zincirleme değişikliğe uğratacak bir müdahaledir. Kürdistan'da bu değişime denk gelen, buna öncülük yapan koşullar vardır. Kürt hareketinin, Kürt özgürlük mücadelesinin buna uygun, gecikmeden adım atması gerekiyordu. Bunu PKK ile sağlamak mümkün değildi. Çünkü PKK, bu müdahaleyi yapan güce karşı, bu güçle mücadele içerisinde oluşmuştu. Kendini bu temelde de tamamen şartlandırmıştı. Onunla stratejik ittifaka girmesi, direkt, paralel, dolaylı bir mücadele sürdürmesi mümkün değildi. Neticede PKK'nin zikzaklar çizmesinin altında da bu neden yatmaktadır. Bazan ABD müdahalesini destekleyen bir tutum takınıyordu, bazan buna tamamen karşıt bir tavır alındı. Bu da müdahaleye yatkın olmayan yapısından kaynaklanıyor. Oysa Kürtler için tarihi bir fırsat doğmuştu. Yani yirminci yüzyılın başında Ortadoğu şekillenirken tarihin güldüğü, onay verdiği uluslar Arap'lardı, Fars'lardı, kısmen Türkler'di. Kürtlere ise tarih hiç bir zaman gülmedi. Tam tersine Kürdistan dörde parçalandı, ulus olarak yok olmayla karşı karşıya geldi. Yani yirminci yüzyılın başında Ortadoğu şekillenirken bütün şartlar Kürtlerin aleyhindeydi. Yirmibirinci yüzyılın başında ise yapılan müdahale her açıdan Kürtlerin lehinedir. Yirminci yüzyılda tarih Araplar için nasıl tarihsel bir şans doğmuşsa yirmibirinci yüzyılda ise tüm şans Kürtler için doğmuştur. Bunun önceden görülmesi, buna yönelik bir stratejinin geliştirilmesi gerekiyordu. PKK içerisinde bunun için bir mücadele verildi. Ve hemen müdahale olmadan önce mevcut stratejinin değiştirilerek, müdahaleyi onaylayan, müdahaleye destek veren, güç veren, onunla birlikte hareket eden bir stratejik değişikliğe gidilmek istendi. Fakat PKK'deki dogmatik düşünce sistemi yüzünden bu değişim sağlanamadı. İçten bir muhalefet gelişti. Onay verilmedi. Bundan dolayı PKK objektif olarak müdahaleye karşıt güçlerin cephesinde kaldı. Müdahaleye karşı olanlar da bölgenin gerici devletleridir; Saddam'dır, Suriye'deki Baas rejimidir, Suudi Arabistan'daki krallık rejimidir, Taliban örgütüdür, İran'daki şeriatçı islami rejimdir. PKK stratejik değişiklik yapamadığı için şu andaz objektif olarak bu cephenin içerisinde yer almaktadır. Oysa Kürtlerin gerici-muhafazakar cephede değil rejimi değiştiren müdahaleden yana tavır takınması gerekiyordu. Bundan dolayı Kürtlerin bir ulusal stratejiye ve birliğe ihtiyaçları vardı. Bu müdahaleye destek veren bir konumda olmaları gerekiyordu. PKK içerisinde kalınarak bu tarz bir ulusal stratejiye ulaşmak, böyle bir müdahaleye destek veren bir konumda olmak mümkün değildir. PKK'nin ne ideolojisi, ne felsefik bakış açısı, ne de örgütsel yapısı  buna kesinlikle müsaade etmemektedir. Bu anlaşıldıktan sonra artık PKK içerisinde kalmanın anlamı yoktu. Çünkü PKK içerisinde kalınmış olsaydı, o zaman Kürdistan'ın en büyük parçası ve buna öncülük yapan hareket Kürtler için ortaya çıkan bu şansı kendi elleriyle düşmana teslim edecek, hedef durumuna gelecek, dolayısıyla Kürtlerin kazandığı bütün mevziler yok olacaktı. Yani çok stratejik bir tercihle karşı karşıya gelmiştik. Yani Kürtlerin böyle bir stratejik tercihle karşı karşıya kalması gibi PKK içerisinde yer alan kadroların da böyle bir tercihle karşı karşıya kalma sorunu vardı. Ya karşı cephede kalarak bütün kazanımlar yok olacaktı ya da PKK'den ayrılarak bu müdahaleye öncülük yapılacak ve destek verilecekti. Biz, bundan dolayı PKK'den ayrıldık.

Ayrılmakla Kuzey Kürdistan'daki kazanımlar korunmuştur. ABD'nin Irak müdahalesinde bu çok somut bir biçimde ortaya çıktı. KDP ve Yekiti yüzbinden fazla silahlı güce sahip olmalarına rağmen, eğer ABD müdahalesi gerçekleşmemiş olsaydı, bırakalım federasyonu kurmaları, bir kasabayı bile ele geçirmeleri mümkün değildi. Oysa müdahaleden sonra ismi federasyon da olsa, aslında bağımsız devlete benzer bir yapı ortaya çıktı. Bu yapı, Kürt halkı açısından kesinlikle tarihi bir kazanımdır. Bir kere müdahalenin birinci elden böyle bir sonucunu görmek mümkündür. Eğer Doğu'da, Küçük Güney'de, Kuzey Kürdistan'da müdahaleyi benimseyen, destek veren, buna uygun, bunun paralelinde yürüyen bir siyaset, bir çıkış olsaydı; benzer kazanımların bu parçalarda da gelişme imkanı çok daha fazla olurdu. Bundan sonra da çok daha fazla olacaktır. Suriye'de ve İran'da herhangi bir değişim gündeme gelirse bundan kazançlı çıkan kesinlikle Kürtler olacaktır. ABD müdahalesinden Kürtlerin hiç bir zararı yoktur. Tam tersine büyük stratejik kazanımları vardır. Dolayısıyla Kürt hareketine, Kürt özgürlük mücadelesine ve onun öncülerine düşen görev, bir an önce bir ulusal strateji tespit etmeleri, Kürtlerin birliğini sağlayarak böyle bir müdahaleye sonuna kadar destek vermeleridir. Bizim PKK'den ayrılarak, PWD oluşumu olarak yapmak istediğimiz, bu müdahaleden Kuzey Kürdistan'ı da söz sahibi yapmak, orada da kalıcı mevziler kazanmak, Kürt sorununu bu temelde çözüme kavuşturmaktır. PKK içerisinde kalınarak bunlar sağlanamazdı. Yani bizim PKK'den ayrılmamızın ikinci nedeni de, bölgedeki değişim, değişimin Kürdistan'a yansıması ve Kürdistan'a yansıyan bu müdahalenin somut sonuca ulaştırılması için mutlaka böyle bir stratejik değişikliğe ihtiyaç olmasıydı. Bu temelde de bir ayrılık kaçınılmazdı. Ya Kürtlerin kazanımlarına ve elde edeceği mevzilere ihanet edilecekti, ya da bunların korunması ve özgürlüğün sağlanması için bu adımın atılması gerekiyordu.

Üçüncü bir neden Türkiye ve Kuzey Kürdistan'la ilgilidir. PKK 25 yılı aşan bir silahlı mücadele verdi. Milyonlarca insanı ulusal bilince kavuşturdu. Belli bir örgütlenme düzeyi ortaya çıktı. Kürt halkı artık bilinçli ve dinamik bir halktır. Ulusal değerlerine sahip çıkabilecek iradeye sahiptir. Savaşın en önemli kazanımını bu temelde özetleyebiliriz. Fakat Öcalan yakalandıktan sonra savaş durduruldu. Savaş durduktan sonra siyasete ağırlık verilmesi gerekiyordu. Gerilla savaşı sürdüğü dönemde siyaset gerillanın hizmetindeydi. Bu doğru bir politikaydı. Fakat bir kere savaş durdurulduktan sonra siyaset yapmanın koşulları, örgütlenme ve propaganda yapmanın koşulları yakalandıktan sonraÜ bütün enerjinin, bütün potansiyelin siyasetin hizmetine sokulması gerekiyordu. PKK başlangıçta kendini değişime uğratarak böyle bir role soyundu. Bu temelde bir çok legal parti kurdu, bir çok kurumlaşmaya da gitti. Seçimlere katıldı ve belli bir başarı da kazandı. Fakat şu çıktı ortaya; PKK'nin demokratik bir parti olmadığı, bütün gücünü siyasete vermediği, siyaseti ve demokrasiyi taktik bir araç olarak kullandığı, bu zihniyetten kendisini kurtaramadığı anlaşıldı. Bir yandan savaşı durdurduğu için eski mevzilerini kaybetti; öte yandan siyasete bütün gücünü vermediği için Kürt halkının dinamiklerini harekete geçirmedi. Orada bir bunalım, kaos ortaya çıktı. Başlangıçta milyonların kitlesel serhıldan gösterileri varken, bu daha sonra yavaş yavaş söndü ve marjinal düzeye düştü. Bu durum kitlelerde, siyaset yapan kadrolarda, PKK'nin dağdaki gücünde tartışmaya yol açtı. Yani gittikçe küçülen, marjinal hale gelen bir mücadele tablosu ortaya çıktı. Doğal olarak en çok PKK'de bunun nedenleri tartışıldı. Bu tartışmalar sonucunda şu gerçeklik ortaya çıktı:

Siyasal mücadele yürütmek için herşeyden önce PKK'nin gerçekten demokratik bir yapıya kavuşması gerekiyor. PKK'nin bütün gücünü siyasal mücadeletye akıtması gerekiyor. PKK'nin siyaset yaparken şiddeti bir tehdit aracı olarak kullanmaması ve bu temelde kitlelere güven vermesi gerekiyordu. Oysa PKK'nin yapısı ve söylemleri buna uygun değildi; ayrıca stratejik olarak değil, soruna taktik bir sorun olarak bakmaya devam etti. Bu çelişkinin aşılması için o zaman şiddetten tamamen vazgeçmek, legal siyasal bir oluşuma gitmek gerekiyordu. Buna cesaret edilmesi gerekiyordu. Cesaret edilmedi. Yapısı buna uygun değil. Bir de bunun için Öcalan'dan onay gerekiyordu. Oysa Öcalan da, bütün bu demokrasi, değişim, dönüşüm mücadelesini, kendi özgürlüğü için mücadeleye indirgedi. Demokratik söylemi bunun için geliştiriyor ve devrede tutuyordu. Dolayısıyla, doğru onay ve talimatın ordan çıkması da mümkün değildi. Zaten talimatla veya icazetle bu sürecin yürütülmesi de sürecin özüne aykırıydı; demokratik olmayan bir yolla demokratik bir sonuca ulaşılması imkansızdı.

Kısacası PKK bu dönüşüme yatkınlık göstermedi. Özü itibarıyla Kürt halkının siyasal mücadelesine denk düşen bir konumda, mevzide değildi. Engel durumuna gelmişti. Bu engelleme de sorunun içinden olduğu için, bunalım ve kaosa yol açıyordu. Mücadelenin küçülmesine, marjinal hale gelmesine yol açıyordu. Bundan dolayı PKK'nin sistem olarak kökten değişmesi, aşılması gerekiyordu. Sadece bazı eleştiriler geliştirmek ve özeleştiriler vermek yoluyla bu sistemin değişmesi mümkün değildi. Bu sistemin parçalanması tamamen aşılması gerekiyordu. PKK içindeyken bizim PKK sistemine dönük böyle bir köklü eleştirisel tutumumuz oldu ve bu da bilinen kopuşa yol açtı. İşte ayrılmamızın diğer bir nedeni de budur. Bundan dolayı PWD kendini şiddetten tamamen arındırarak, siyasal mücadeleyi taktik bir araç olarak değil, Kürt özgürlük mücadelesinin asli çözüm yöntemi olarak savunuyor, öngörüyor. Bütün enerjisini siyasal mücadeleye akıtmak istiyor. Bu da PKK içinde kalınarak yapılacak bir çalışma değildi. Ancak bu sistem aşılarak, bu sistem parçalanarak yapılabilirdi. Bundan dolayı bir kopuş oldu. Ayrılmamızın diğer bir nedeni de budur.

Bir başka neden ulusal birlik olayıyla ilgilidir. PKK sadece Kuzey Kürdistan'da tekelci bir zihniyete sahip değil, aynı zamanda diğer parçalarda da bu iddiasını sürdürmektedir. Bu nedenle her parçada örgütlenmektedir, diğer parçalarda mevcut olan hiç bir Kürt partisini meşru görmemektedir. Yani o partilerin, güçlerin yok edilmesi, silinmesi temelinde kendi gücünü, varlığını devam ettirmek istiyor. Ulusal birlik önünde bu tutum büyük bir engel ve bir handikap oluşturuyor. Bu tutum düşmanlık üretiyor. Ulusal birlik bu temelde kurulamaz. Diğer Kürt güçlerini meşru görmeden, diğer Kürt güçlerini yok ederek sen ulusal birlik yaratamazsın; aksine ulusu onun için hayati tehlike teşkil edecek derecede parçalarsın. Ve PKK mantığında hiçbir güç ile ittifak anlayışına yer yoktur.   Evet, dönem dönem diğer güçlerle ittifaktan, ulusal birlikten sözetmektedir ama, diğer parçalarda da iktidar mücadelesi sürdürmektedir. İktidarı diğer yerel Kürt güçlerinden alarak, o güçleri silerek iktidara yürümek isteyen bir güçle de, bu yerel güçler herhangi bir ittifaka zaten gitmez. Kürtlerin kurtuluşu, özgürlüğü için, onların Ortadoğu müdahalesinde stratejik rol oynaması için, ulusal birliğe ihtiyaç vardır; ama işte PKK'nin mantığında da ulusal birliğe yer yoktur. PKK içinde kalınarak herhangi bir Kürt gücüyle ittifak yapmak mümkün değildi. PKK diğer parçalardaki örgütlerle, partilerle bir Kongre geliştirmek istedi; ama bu bir ay bile yürümedi. Diğer örgütlerin hiç biri ulusal kongrede kalmadı. Bunun değişik nedenleri de var, bütün suç elbette PKK'nin değil, ama diğer güçlerin hiç bir hatası olmasaydı bile, PKK'nin bu birlikteliği sürdürmesi mümkün değildi; çünkü onun zihniyetinde birlik kavrayışı oluşmamıştır; söylemde dile gelen birlik kavramı da, gerçekte onun temel karakteri olan teklik kavramının bir karşılığıdır. PKK'nin anladığı ulusal birlik olayı, kendi kazandığıyla, kendi kitlesiyle sınırlıdır. PKK'ye destek veren kitle ve güçler neyse, Kürt ulusu odur. Bunun dışında yer alan güçler, ulustan sayılmıyor. Düşman kategorisinde görülüyor ve bunun için de hedeftir ve yok edilmesi gerekiyor. Bu zihniyetle birlik sağlamak elbette  mümkün değildir. Oysa Kürt özgürlük mücadelesinin zaferi için ulusal birliğe ihtiyaç vardır. Ve bu PKK içinde kalınarak sağlanamazdı. PKK'nin ulusal birliği parçalayan, birliği yok eden zihniyetinin aşılarak, ulusal birliğe gidilmesi gerekiyordu. Bizi ayrılmaya zorlayan temel sebeplerden bir diğeri de budur.

Hıdır Sarıkaya: Duruşumuz sağlamdır

ve hiç bir çevre bizi Kürt ulusal özgürlük çizgisi dışında

bir kulvara çekemez.

Bazı ekler yapmak istiyorum. Temelde mevcut durum değişikliğini doğru tesbit etmek gerekiyor. Bizim ayrılışımızın objektif ve subjektif nedenleri var; öte yandan bizim dışımızdaki Kürt çevrelerinde, ve onların da dışında Kürtlerle uzaktan veya yakından bağlantılı çevrelerde bu tartışma devam ediyor. Temel konu şu noktada yoğunlaşıyor: Kürt stratejisinde yeni bir aşamaya gelinmiştir. Şu andaki sancılar bunun arayışlarıdır. Çözümün nasıl sağlanacağına dair doğruya yakın fikirler ve projeler olsa da, bunun pratikleşmiş bir ifadesi sözkonusu değil. Bu nedenle hem bizim çıkışımızda bir etken oluşturan, hem başta Kuzeydeki toplumun içinde bulunduğu açmaz, genelde de Kürt hareketlerinin yaşadığı kaos durumu gözönünde tutulduğunda; bunun çözümünün doğru tesbit edilmesi gerekiyor. Ve doğru çözüm, bütün bu koşulların doğru tahlilinden geçer.

Kürtler açısından en temel değişim noktasını ben şurda görüyorum: Bugüne kadarki tüm mücadeleler bir isyan havası içerisinde şekillendi. Bu nedenle Kürtlerin çeşitli argümanlarla yürüttükleri mücadele, birinci isyandan yirmi dokuzuncu isyana kadar, isyanlar süreci olarak kavramlaştırıldı. Bunun mantıksal sonucu, son isyan bastırıldığında yeni bir isyanla bu zincir devam edecek. Burada şu gerçeği görmek gerekiyor. Ortak nokta isyancılıktır. Ve bugünkü durumda bu bir çıkmazdır. Oysa bugün Kürtlere gerekli olan artık bildik anlamda bir isyancılık değildir; bundan dolayı bir yanlış yönlendirme olarak bu isyan da bastırıldığında onu başka bir isyan takibedecek biçimindeki mantığın da artık geçerliği kalmamıştır. Bu varılan noktada artık bir saptırmadır. Bugün mevcut siyasette beklenen çıkış, temelinde bir isyancı çıkış olmamalıdır.

İsyanlar, genelde haksızlıklara karşı, birçok durumda kendini doğru ifade edememenin bir sonucu olarak, kendi taleplerine doğru karşılık bulamama nedeniyle gelişirler. Bunun Kürtler açısından "isyan tarzı" biçiminde dile getirilen siyaset yürütme geleneği artık bir sona ulaşmıştır. Artık isyancılıkla siyaset olmaz, bunun zemini de kalmamıştır ve buna ihtiyaç da yoktur.

Esas olarak bugün Kürtlere gerekli olan, bir stratejidir. Temel olarak olmayan şey, ulusal bir stratejidir. Ve bugünün strateji belirlemesi de farklılaşmıştır; isyanlar döneminin daha çok söyleme dayalı stratejileri geçersizdir. Stratejik mücadele, ne tek başına bir toprak mücadelesi, ne bir siyasi kimlik mücadelesi, ne de farklı anlamda iktidar veya iktidara ortak olma mücadelesi değildir. Çağımızın koşulları, strateji kavramını bu çerçevenin çok fazla dışına taşırıyor. PKK, 29. isyan hareketi olarak bir anlamda bu isyanlar dönemine son noktayı koydu. Zaten tıkanma da bundan sonra gelilşti. Kürtler açısından eksik olan burada, onun kendi siyasal kimlik talebiydi. Ulusal kimliğine kavuşma talebiydi ve PKK bunu başardı. Eleştirilecek çok fazla yanı olsa da, PKK bir ulus bilincini yarattı. Bugün genel olarak Kürtlerin kendilerini coğrafi olarak tanımlayabilecekleri bir toprak parçası vardır. Bir ölçüde de olsa bilimsel yönü olan bir tartışmayla bu netliğe kavuşabilir ve herkes de bunu kabul eder. Bu dünyaca da kabul gören bir durumdur artık. Çeşitli şoven çevrelerin çarpıtmaları bu gerçeği fazla değiştirmez. En genel anlamda Kürdistan coğrafyasını tesbit edebilecek bir bilimsel zemin vardır. Bu genel kabul görebilir; çünkü herhangi bir gücün niyetlerinden bağımsız bir gerçek olarak ortada durmaktadır. Yine Kürtlerin bir ulus olarak reddi de bugün sözkonusu değildir. Şu veya bu yasalar bunu kağıt üzerinde engellese de, veya ırkçı söylemler bunu gölgelemeye çalışsa da, Kürtler kendi varlıklarını kabul ettirmiş durumdadır. Bir Kürt ulusu var, bir Kürdistan coğrafyası var, bir Kürt dili ve kültürü var. Öyleyse bugünden sonra hangi isyanı hangi temelde başlatacaksın?

İşte tam bu noktada gerekli olan ulusal bir stratejidir. Ve bunun temel ayağı da, arkadaşların da ifade ettiği gibi, Kürt ulusal birliğinin sağlanmasıdır. Bugün eksik olan budur. Bir kere burada dar sosyal yapılar hareket noktası olarak alınamaz. Böyle bir yaklaşım Kürtleri özgürlüğe götürecek olan süreci sığlaştırıyor, köreltiyor. İşte alevilik bir mezhep olarak tanınmıyor, alevilik isyanı; Kürt dili resmileştirilmiyor, Kürt isyanı; işçi hakları gaspediliyor, işçi isyanı... Oysa bugünkü siyasal zemin değişmiştir ve bu olgular üzerinden siyaset yapmak, klasik siyaset anlayışına düşmektir ki, bunun bir çıkışı yoktur. Sosyal yapıda kuşkusuz dengesizlikler vardır; ama bunlar dayanak olarak alınarak siyaset yapılırsa, ulusal stratejiden düşme kaçınılmaz olur. Öte yandan bu yelpazede gerek şimdi var olan gerekse bundan sonra ortaya çıkacak siyasal oluşumların haklılık payları vardır; bunların genel gelişim sürecine etkileri de vardır. Evet, uygun bir sınıfsal, sosyal, kültürel zemine dayanarak siyaset yapma hakkı elbette var; ama bu yaklaşım mevcut örgütler tarafından temel bir strateji olarak ortaya konuyorsa, orada bir yanlışlık vardır. Çünkü nerden bakarsanız bakın, bugün Kürt halkının çıkarları, ulusal birlik esprisine dayalı bir ulusal stratejiden geçiyor. Sadece mevcut bazı rahatsızlıklar üzerinden en genel yaklaşımı geliştirmek, marjinal bırakır. İşte görüldü; doğru, Kürdistan'da Kürt diline, onun kullanım özgürlüklerine ilişkin bir sorun var; ama bakın, Kürt dili kursları açıldı ve ilgisizlik nedeniyle kapatılmak zorunda kaldı. Demek ki salt buna dayalı bir talep, siyasette marjinal kalmaya yol açacak. Yalnızca Kürt kimliğini kabul ettirmeye yönelik bir mücadele de marjinal kalacaktır. Kürt kültürü açısından geliştirilecek bir mücadele de marjinal kalacaktır. Dolayısıyla siyasi yelpazenin geniş tutulması ve çağa uygun hale getirilmesi gereklidir. Ulusal birlik stratejisi, ulusun temel ihtiyaçları temelinde yüksek amaçları dile getirmeli ve bu doğrultuda açılımlara yol açmalıdır.

Bugün bireysel özgürlükler temel bir olgu olarak ortaya çıkıyor. Toplumsal öçzgürlük açısından bu noktada tıkanmalar var. Cinsler arası eşitsizlik var, bir çevre sorunu ve bu konuda bir çevre bilincinin geliştirilmesi sorunu var. Doğayla daha fazla uyum içinde yaşama sorunu var. Daha düzeyli bir ekonomik ve sosyal yaşama ihtiyaç var. Dolayısıyla sorunu sadece siyasi bir kimlik ya da siyasi bir iktidar anlayışıyla ele alan yaklaşım, kesinlikle dar bir yaklaşımdır. Bunların hepsini içeren daha genel bir yaklaşıma ihtiyaç vardır ve PWD'nin çizgisine yön veren de bu yaklaşımdır. Bu nedenle, bundan sonra da mevcut programını geliştirirken veya amaçlarını kitlelere taşırırken, sorunu daraltıcı tali noktalara oturtmamak önemlidir. Geçmişte evet, bunlar bir ihtiyaçtı; Kürt kimliği reddediliyordu, o geliştirildi. Kürdistan reddediliyordu, bugün somut elle tutulur bir gerçekliktir. Bu konularda elbette mücadele devam ediyor, varoluşa ilişkin, ülke gerçekliğine ilişkin, kültüre ve dile ilişkin mücadele elbette sürüyor; çünkü bu konuda en azından hala statü sorunları vardır. Ancak bugün daha belirleyici olan, Kürtler bugünün dünyasında nasıl bir yaşam düzeyine kavuşturulacak sorusudur. Ulusal strateji buna yöneliktir.

Ulusal strateji eğer Kürtlerin bütün kesimlerini kapsıyorsa, ki bu gereklidir, bu noktada da net olmak gerekir. Bu noktada PKK'nin temel bir hatası vardı; bizim de bu noktada alışkanlıklarımızdan kaynaklanan yaklaşım hatalarımız var; bizim dışımızdaki çevrelerin de PKK'nin tekelci anlayışının yarattığı baskıdan kaynaklanan dar yaklaşımları bir araya geldiğinde, ulusumuzun sorunlarını doğru tartışamama gibi bir çıkmaza düşülüyor. Silahlı mücadele üzerine tartışabiliyoruz; siyasetin sorunları üzerinde tartışabiliyoruz; kimlik sorununu tartışabiliyoruz; ama mesela çevre sorunu üzerinde çok fazla samimi bir tartışma durumumuz yoktur. Oysa mesela çevre sorunu bugün Kürtleri de ilgilendiren, Kürt coğrafyasını ilgilendiren temel sorunlardan biridir. Ama kimse buna hazırlıklı değildir. Güneydeki durumu gözönüne alalım. Mevcut durumda bir siyasi yapılanma gelişiyor; temel özgürlükler anlamında belli bir düzey sağlanmıştır ve bu yetersiz de olsa dünyaca kabul görmektedir. Ama burada bütünlük olmadığı için, Kürdistan Ulusal stratejisi noktasında bir yetersizlik var. Bu eksikliğin giderilmesi, aynı zamanda yaşadığımız çağla bir bütünleşme sorunudur. Reel sosyalizmin yıkılmasıyla birlikte gelişen yeni sol arayışlar, Türkiye'de kemalizmin kendisinin veya kemalizmin aşılmasını isteyen çevrelerin arayışları; hepsi yeni bir stratejik arayışın ifadeleridir. Ama bu geçmişteki gibi tek ayak üstünde oluşacak bir strateji değildir.

Strateji, Bir Aydınlanmadır

Strateji, bir aydınlanmadır. Kürdistan'da aydınlanma yarım kaldı. Kürt aydınlanması yarımdır. Neden? İsyan temelinde ortaya çıkmış bir hareket hitap ettiği kitleyi kendi potasında eritirken, aynı zamanda onu gerçek bir aydınlanmadan da yoksun bıraktı. İdeolojik darlık, burada aydınlanmayı en çok sağlama iddiasında bulunduğu zaman bile, onu engelleyen bir karakterde olmuştur. Temel bazı sloganlarla yola çıkılmıştır ve açılımları ne kadar geniş ve uyarıcı, harekete geçirici nitelikleri ne kadar yüksek olursa olsun, bu sloganların kendileri sonuçta bir uyuşmaya yol açmış ve zihinsel gelişimin önünü kapatmıştır. İşte Kuzeye bakın; dev gibi bir potansiyel olmasına karşın, Kürtler bunu siyaset sahasına aktaramamaktadır. Ortaya çıkan fiili sonuçlar, Kürt gerçeğinin sadece onu egemenlikleri altında tutan güçler tarafından çarpıtılması değildir, ama daha hayati bir biçimde onun güya öncüleri iddiasından olanlar tarafından çarpıtılmasıdır: Yaklaşım çerçevesi şudur: Kürtler siyasetten anlamaz, Kürtler bilimden anlamaz, doğadan anlamaz, demokrasiden anlamaz. Oysa bütün bu işlevselliklerin gerçekleşme ortamı, her yerden daha fazla Kürdistan'da vardır. Doğası ve insanı buna Kürtlerden daha açık olan bir halk yoktur bölgede. Ama işte bu gelişmiyor. Neden? Çünkü bu konuda bir aydınlanma engellenmiştir ve bunu ancak kapsayıcı stratejik bir yaklaşım aşabilir. Dar yaklaşımların tümü, karmaşanın tuzağına düşmeye mahkumdur.

İşte Kürt mücadelesinin Kuzeyde gelip dayandığı noktaya bakın: Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması, hatta daha dar bir düzey: Öcalan üzerindeki tecridin kallkması. Peki bu, Kürtlerin ulusal taleplerini karşılayabilir mi? Hayır. Çünkü Kürtlerin ulusal taleplerini karşılayacak yaklaşım, aynı zamanda dünyasal problemlere de cevap verecek bir yaklaşımı içermek zorundadır. Ve sorun burada düğümlenmiştir. Genel yaklaşımlara bakın; esas olarak Kürt siyaset arenasında izlenen rota, psikolojik-duygusal bir siyaset çizgisidir. İnsan psikolojisinin o anki zeminini ele alan ve onu yönlendirmeyi sözümona bir sanat haline getiren yaklaşım egemendir. Oysa bu sadece bir sürü psikolojisinin doğmasına yol açabilir. Ve eğer ortada bir sürü varsa, o her zaman onu yönlendirmek isteyenlerin insafına bırakılmıştır. Kendi iradesi yoktur, kendine ait bir yaklaşımı yoktur; kendi çıkarlarına uygun bir gelişim çizgisine ulaşamaz. Sürü kurban edilebilir, satılabilir, kesilebilir. Ama özgür olamaz. Sürü psikolojisi yöntemiyle ulusal bir yaklaşımdan sözetmek de elbette gülünç olur. Bu nedenle en çok gerekli olan noktalardan biri de, Kürt aydınlanmasının önündeki engellerin kaldırılmasıdır. PWD, bu noktadaki çıkmazın ortadan kaldırılmasında da önemli bir role sahip olabilmelidir. Yani bizim programımız, amaçlarımız veya tartışmaya açtığımız sorunlar, çok geniş kesimler tarafından benimsenebilmeli; çok çeşitli toplumsal kesim ve tabakaların ortak çıkarlarına hitabedebilmeli.

Şu bir realitedir: Kürtlerin halen objektif durumdan kaynaklanan rahatsızlıkları var. Kültürel, siyasal, ulusal kimliğe ve dil sorununa ilişkin birçok rahatsızlık var. Önemli olan bütün bunların tümünün bir arada ela alınabildiği genel bir yaklaşım da eksiktir. Bu da realitenin objektif özüdür.

Diğeri çok dar bir yaklaşımdır. Sovyet sisteminin dağılmasında da esas problem buydu. SSCB büyük bir devletti. Her türlü askeri, teknolojik, bilimsel, ekonomik, vb. güce sahipti. Ama bazı ayakları yarım bıraktığı için dağılmakla yüzyüze kaldı. PKK de benzer biçimde ele alındığında; kurumlaşması itibarıyla, kadro ve harekete geçirdiği kitle potansiyeli itibarıyla büyük bir harekettir. Belli bir ekonomik gücü de vardır. Fakat çalışmalarında bu gücüne denk bir sonuç alamamaktadır ve gelişmesi de mümkün değildir. Mücadeleyi salt bir Kürt dili çerçevesine indirger, dil kursları açmayı bir çözüm yaklaşımı olarak ele alırsan, görüldüğü gibi bu kurslar kapanır. Kadın problemini salt kadın cinsinin ezildiğine -ki bu doğru bir tespittir- vurgu yapmakla sınırlandırırsan, buradan da bir sonuca ulaşamazsın. Çünkü kişi açısından anadilleri konusunda yaşadıkları sıkıntılar ya da cinsiyetlerinden kaynaklanan sorunlarının dışındaki problemler de bağlayıcı oluyor. Bu konulardaki sorunları kadar, diğer sorunlar da onu ilgilendiriyor. İnsanların daha iyi bir yaşam, ekonomik refah, kendini daha iyi hissedebileceği bir çevre ihtiyacı da vardır.   Soluyabileceği temiz havaya ihtiyaç var. İşsizlik ve sağlık sorunları var. Şimdi bütün bunların hepsine cevap verebilecek bir Kürt siyasetine ihtiyaç var. Bu noktaların tümü üzerine oturtulacak bir stratejiyi, tek bir partinin geliştirebilmesi mümkün değildir. Çok geniş kesimlerin buna iştirak etmesi gereklidir. Ama en azından geniş kesimlerin bir araya gelebilmeleri için de herkesin aşağı yukarı bu noktalarda görüş birliği içinde olması gerekiyor. Bizim PWD olarak yaşadığımız temel bir problem budur ve önümüzdeki dönemde de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaya devam edecektir. Sadece rahatsızlıkları esas alan bir siyaset hattı izlersek, büyümez, dar kalırız. PWD yeni sürecin dinamikleri yoluyla Kürt siyasetinde aydınlanmayı tamamlayacak, PKK'yi de bu anlamda aşılacak bir olgu olarak görüyorsa, bütün bu alanlarda söyleyecek şeylerinin olması gerekir. Görüşlerinin geniş kesimlere ulaşması gereklidir.

Dünyanın çeşitli güçleri tarafından da bize dayatılan bir zemin var; buna da gözü kapalı gelmemek gerekir. Realite farklılığı, objektif durum farklılıkları kabul görülebilir. Ama bunların esiri olmadan bir çıkışı gerçekleştirmek lazım. Çoğu zaman hazır bir zemin senin önüne sürülüyor ve hiç hazır olmadığın halde onun rotası önceden belirlenmiş mücadelenin içine sürülüyorsun. Yani hiç bu konudan anlamayan birini ringe çıkarırsan, karşıda rakib, çevrede seyircinin teşvikiyle dövüşürsen, hiç bir zaman kazanma olasılığın olmaz. Oyundan çekilsen de bir yenilgidir, oyunu sürdürsen de bir yenilgidir. Dışımızdan bize bu tarzda dayatılan şeyler var. Dezenformasyon yoluyla da farklı zeminlere çekmek isteyenler  var. Örneğin şehadetler yaşandı. Amaç biraz da bizi PKK ile bir kör dövüşünün içine çekmektir.   Şimdi bazı çevreler PKK'nin işlediği cinayetlere karşı bizim de aynı tarzda cevap vermemizi dayatıyor. Yine bazı çevreler bizi devletin izlediği siyaset kulvarına sevketmek istiyor. Her güç seni kendi zemininde bir araç olarak değerlendirmek ister. Bunlara düşmemenin yolu da sağlam bir duruştan geçer. Bu doğru analiz demektir. Duruşumuz sağlamdır ve hiç bir çevre bizi Kürt ulusal özgürlük çizgisi dışında bir kulvara çekemez. Stratejini doğru oluşturursan, buna göre sağlam duruşunu da gerçekleştirirsin. Kürtlerde eksik olan bugün budur. Çok sayıda taktiksel çıkış var, ama bunlar ortak bir stratejiye kavuşamıyor. Kürtler açısından ortak bir stratejiye ulaşmak hayati önemdedir. PWD esas olarak bunu başarırsa, Kürdistan açısından da büyük bir rol oynayabilir. Böylelikle de, tarihten gelen bir isyan geleneği de son bulmuş olacak, ve trajik olan değil, artık daha yaşamsal olan ve yaşam üretici bir akım ortaya çıkacaktır. İsyanın zemini zaten kalmadı. Bundan sonra gelişecek olan da isyan değildir, isyancılık dönemi bitmiştir. Bugün değerli olan doğrunun siyasetidir, gerçeğin siyasetir, Kürt ve Kürdistan gerçeğinin yapısıdır. Duygusal siyasetin, sadece tepkilerden hareket eden siyaset dönemi kapanmıştır. Bugün siyaset sadece ortaya çıkan olanakları değerlendirmek değildir, ama aynı zamanda onları doğru ve gerçekçi değerlendirmektir. Dünyayı, bölgeyi, Kürtleri ilgilendiren konularda her zaman çözüm konseptine sahip olunmalıdır. Bu temelde geniş çerçeveli bir program acil bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor.

H. Kaytan: Hıdır Sarıkaya Kürt aydınlanmasının yarım kaldığını söyledi. Ve ardından klasik siyaset anlayışının geçerliğini yitirdiğini belirtti. Bu düşünceler son zamanlarda dünyasal çapta ortaya çıkan bazı girişimlerle örtüşüyor. Gezegenimizde dikkat çekici olan bazı gelişmeler var. İngiltere Başbakanı Blair'in Avrupa Parlamentosu'ndaki konuşmasına bir dönüşüm felsefesi hakim oluyor ve AP Blair'in hitabını tarihinde ender görüldüğü üzere alkışlarla kesti. Ardından aynı felsefi düşüncenin bir uzantısı olarak Bob Geldoff öncülüğünde küresel alanı kapsayan ve Afrika'ya yardımı amaçlayan sanatsal etkinlikler düzenlendi. IRA'nın silah bırakması yine bu döneme rasladı ve bu arada; İngiltere'de yapılan Dünya Zenginleri Zirvesine  Londra'da bir terör saldırısı eşlik etti. Bunlar bizim için ne anlama geliyor? Bu dünya haritasında biz Kürtler nerede duruyoruz? Bizim yorumumuz nedir?

Osman Erdal: Kürtler Açısından

Ortak Bir Stratejiye Ulaşmak Hayati Önemdedir.

Sözünü ettiğiniz gelişmeleri yakından izleyemedim. Bu anlamda bu hat üzerinde bir yorum yapamam. Ancak arkadaşların tartışma zincirini izleyerek söylemek istediklerim var:

Birincisi şu; stratejiler anlık değildir. En azından bir asrı kapsayacak biçimler altında oluşturuluyor. Uzun vadeli bir planlama temelinde toplumlar kendi geleceklerini belirliyorlar ve ona göre bir gelişme seyri izliyorlar. Bu süreçte çok genel gelişmelerin dışında tutulan, veya genel gelişmelerin gerisinde kalan halklar, topluluklar da; kendi dışlarında belirlenmiş stratejilerin yarattığı avantajlar içerisinde hak arayışına giriyorlar. PKK'nin çıkışını da böyle ele almak gerekir. O, 20. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıktı. Soğuk savaşın zirvesini yaşadığı bir ortamda, yine çelişkilerin şiddet temelinde çözüme götürülmek istendiği bir süreçte ortaya çıktı. Diğer bir boyutu; PKK önderinin de bahsettiği gibi, kendisini peygambersel bir çıkış olarak ilan eder. Bunun içeriği ne kadar dolduruldu, ne kadar anlam verilebildi, bilemiyoruz; ama şu anlama geliyor: Tanrı iradesinin, buyruklarının son temsilcisi! Bunun için ne bir geçmişi vardır, ne doğurmuş ne de doğurulmuştur: "lem yelid ve lem yuled!" Muhammed'de bile bu yok; geçmişi reddederken, geçmişin mirasını, geçmiş peygamberlerin mirasını devralarak kendini son peygamber ilan ediyor. Apo'da ise durum şöyledir: Dikkat edilirse kendi dışındaki en masum Kürt hareketlerinin liderlerini bile ajanlıkla itham etmiştir. Tarihi inkar ederek "ben sıfırdan başladım" demiştir. Öte yandan, bu hareket başlangıç oluşumunda, gençlik çağında, çok iradeli, yetenekli, çok düşünen, oldukça pratik sahibi, pratik siyaset uygulayan bir yapı oluşturmakla beraber; süreç içerisinde bu durum yerini müritliğe bıraktı. Peygamber-mürit ilişkisine bırakır. Bu örgütlenme tarzının meydana getirdiği psikolojik ortamda, Kürdistan'da çok önemli gelişmeler oldu. Ne zamana kadar? Dünya yeni bir stratejiye geçiş yapana kadar. Stratejik değişim genel ve küresel oldu. Antagonist çelişkiler veya devrimci şiddete hitabeden çelişkiler, yerini daha değişik çelişkilere ve daha demokratik çözüm yöntemlerine bıraktı. İnsan haklarını öne alan, yine H. Sarıkaya arkadaşın belirttiği gibi çevre sorunlarını öne alan, yine cinslerarası eşitsizlikler konusunda düşünce üreten, iktidarda, yönetim paylaşımında daha adil söylemler öne çıkarak, yeni bir süreç yapılanıyor. PKK gerçi Sovyet rejiminin çözülmesiyle birlikte bunu dile getirdi, ama bir farkla: Hem peygamberliksel çıkışın bir gereği olarak kendini bunun dışında tuttu, hem de eleştirel olduğunu iddia etti ve bu dönüşümden etkilenmeyeceğini savundu. Oysa kendisi de sonuna kadar stalinist bir örgütlenmeydi, reel sosyalist sistemin ürünüydü. Sosyalist sistemin yaşadığı tüm olumsuzlukları üstelik geri tarzda ve daha şiddetli temelde içten içe yaşadı. Bunun açığa çıkışını ancak beş on yıl erteleyebildi. Zaten bütün sorunları da ondan sonra başladı.

20. yüzyılda Kürt sorununun karakteri şuydu: Kürdistan hem bölge rejimlerinin egemenliği altındaydı, hem de uluslararası sömürge statüsünü taşıyordu. Yani ikili bir boyunduruk altındaydı. Pratikte dile getirilmesine karşın, bu çok fazla anlamlandırılamadı. Hem Kuzeyde, hem Güney ve Doğuda, egemen güçler çok zor duruma sokulmasına rağmen, kaybeden sonuçta Kürtler oldu. Çünkü Kürtlere biçilen misyon, siyasal iktidarsızlıktı. Bu dünya imparatorlarının stratejisinden kaynaklanıyordu. 21. yüzyılda bu değişti. Tam tersi oldu ve Kürtlere iktidar olma, yine gelişkin uluslar ailesi içinde yer alma şansı doğdu. PKK liderinin kendini peygamber ilan etmesi, kendisinden başka kimseye yaşam hakkı tanımaması, diğerlerini de inkar etmek zorunda bıraktı. Diğer liderleri hep hain, ihanetçi, münafık olarak itham etmesinden dolayı, bu konuda herhangi bir değişikliğe gidemedi. İnsanlık aleminin tarihinden bugününe kadar gözönüne aldığımızda şunu rahatlıkla görebiliriz: Bir sistemi oluşturanlar, kesinlikle o sistemde değişime gidemiyorlar. Yine PKK lideri Ortadoğu yönetimlerini ele alırken, "bunlar" diyordu, "yaratılan değerleri en son kırıntısına kadar tüketen ve onun üzerinde tepinerek anıran eşeklere benziyorlar. " Yani "İlle dışarıdan gelecek bir güçle yıkılmalıdırlar. Yoksa kendileri zaten onu tüketmek için vardır. " Çünkü bunlar sistemin yaratıcılarıdır. PKK de böyle bir sistem yaratmıştır. İkili bir yol kavşağındadır. Ya dışarıdan bir güçle aşılır, kendi içinde çünkü bunu aşacak gücü ve iradesi yoktur; ya da kendisi yarattığı değerleri son kırıntısına kadar yiyip tüketecek, ondan sonra çözülecektir. Açmazı budur.   O halde, Kürdistan'da önemli değerler yaratan böyle bir hareket, Kürt sorununun çözümünün önünde artık bir engel durumundadır. Çünkü hem içte hem dışta onu aşabilecek, onu daha ileri bir hamleye götürebilecek, yine Güneyde oluşan federasyondan da etkilenerek, bunun yarattığı moral coşku ve destek ile siyasal avantajlarından faydalanarak bunu ülkenin her yanına taşıracak bir mekanizma gerekiyor. Eğer bunu PKK yapacaksa,   mevcut siyasal yapısını tümden terketmelidir. Ya bunu yapacak, ya da bu imkanları da tüketecek ve bu sürece karşı düşmanlık geliştirecek. Ayrılış nedenimiz budur. Bir çözüm gücü olarak ortaya çıkmak gerekiyordu.

Bu nedenle, PWD'nin çıkışını basite almamak gerekir. Küçümsememek gerekir. Önemli zaafları vardır evet, tek yönlü bir linç hareketiyle karşı karşıya olmasına rağmen, hiç bir şekilde küçümsenecek bir hareket değildir. Çünkü ilk kez o PKK'nin kırmızı çizgilerini yerle bir etmiştir. Ona başkaldırmıştır, siyasal alternatifler getirerek başkaldırmıştır. Bu bakımdan Kürt sorununun çözümünün temel faktörlerinden bir tanesidir, -tümü değil. Kürdistan'da onbinlere varan siyaset yapma gücü olan aydınların birleştirilmesi, Kürt ögelerinin birleştirilmesi, çok farklı söylemlerle hareket eden kesimlere güven aşılanması, onların ortak bir rotada birleştirilmesi; gerçekten radikal çözümler üretilebilmesi açısından, PWD son derece önemlidir. Ayrılık nedenlerimiz ve geleceğe yönelik çalışmalarımız bununla bağlantılıdır.

Bizim PKK içinde kalmamızın hiç bir anlamı yoktu.

Kürt aydınlanması açısından, gizli bir Kürdi birikim sözkonusu. Neden gizli? Çünkü PKK, bunların açığa çıkmasına izin vermedi. Rahatlıkla bir hain damgasını vurmak yoluyla bunları bitirme yoluna gitti, bunun örnekleri çoktur. Yine rahatlıkla ele geçirdiği bir yığın olanakları bu aydınlara kapatarak etkisiz kalmalarını sağladı. Herkese öcü gözüyle bakması, onların gelişimini engellemeye yetiyordu. Bu bakımdan PWD çıkışının yaratacağı şans Kürtler açısından önemlidir. Bütün Kürt aydınlarını, yurtseverlik temelinde gelişen düşünceleri, eğilimlerin tümünü bir potada birleştirilmesinde, ama aynı zamanda aradaki farklılıkların demokratik güvence altına alınmasında, PWD'nin önemli bir işlevi olacaktır.

Birinci Bölümün Sonu

(Devam Edecek)

2005-08-26

http://www.welatparez.com


Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz
Konuyu tartismak icin tiklayiniz

"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"


Yezdan HAT

Dersén Kurdî 13

Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor.

Dersén Kurdî - hemu

International News

2008-11-13

2008-11-11

2008-11-10

2008-11-09

2008-11-08

2008-11-07

2008-11-06

2008-11-05

Valid XHTML 1.0 Strict


Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32