Ana menu
|
Ümit Beyazdağ (Dr. Agit) Tutarlık
Latin Amerika’nın efsanevi gerilla liderlerinden Che Guavera öldürüldüğünde, çantasından çıkan kitaplardan birinin Cervantes’in Don Kişot’u, diğerinin ise Trotskiy’in Rus Devrimi Tarihi olması bir hayli ilginç. İnsanlık tarihinin bu en romantik devrimcisi, yakın tarihe kadar dünyayı kurtarmak isteyen herkesin idolü haline gelmiş, maceracılığından, yakışıklılığından, devrimciliğinden ve onda somutlaştığına inanılan daha değişik özelliklerinden etkilenen bir çok kişi, kendini onunla özdeşleştirme çabası içerisinde olmuştur. Resimleri, dünya çapında miting alanlarından tutalım, yatak odalarına ve hatta içki şişelerine kadar bir çok yeri süslemíştir. Denilebilir ki yakın tarihte belki de başka hiçkimse Che kadar bütün olmusuzluklarından bu ölçüde arındırılarak idealize edilmemiş ve bu kadar çok insanin sevgisini kazanamamıştır. Başka bir çok özelliğinin yanısıra, bu büyük devrimcinin insanların gönlünde bu kadar taht kurmasının en temel sebebi, çantasında taşıdıkları ile yaşadıkları arasında hayatının her aşamasında göze çarpan tutarlılığı olmalı.
İnandıklarımızla yaşadıklarımız arasındaki paralellik, başka hiç bir şey kadar ruhumuzu huzurlu kılamaz. Huzursuz insanların sağlıklı olması ve insanlara bir seyler kazandırması da zaten mümkün değil. Yaşam, her gün kendini alt etmekse, tutarlılıkla gelen huzur bunun en temel dinamiğidir.
Tutarlılık, gerçekten de insanı huzurlu kılan temel etmendir. Düşünsenize günübirlik kendisiyle tutarsız yaşama mahkum edilmiş insanı… Bu tam bir cehennem olmalı.
Toplumsal alanlardan belki de başka hiçbiri siyaset kadar tutarsızlıkla özdeşleşmemiştir. Yunancadaki karşılığı olarak çok yüzlülükle özdeşleşen bu kavramın günümüz dünyasında vardığı yer, terimsel karşılığının ifade ettiği düzey olmuştur.
Bütün toplumsal örgütlemelerin başarısı, bünyesinde taşıdığı sağlıklı insan potansiyeliyle doğru orantılı değildir. Örgütler, hiyarerşik yapıları gereği üst örgüt kimliğinin ön plana çıktığı, birey olma bilincinin arka plana itildiği yapılardır. Çünkü örgüt her şeyden önce sürü çıkarının korunmasını istiyecektir; ve gönüllü ya da gönülsüz, inanarak ya da inanmadan, iradesini genel iradeye tabi kılan yaklaşım, en değer gören ve istenen tutum olacaktır. Yani en iyi örgüt üyesi, aslında birey anlamında ölü olan örgüt üyesidir. Durum böyle olunca, örgüt içerisinde yer alan bireyin kişiliği, örgütün istemleri ve doğruları ile bireyin istemleri ve doğruları arasında parçalanacak, yaşanan bu kişilik parçalanmışlığı ortak çıkarlar temelinde bütünleştirilmek istendikçe de çatlak büyüyecek ve demokratik olmayan örgütlerde bu, ya bireyin tasfiyesine yada çok yüzlü, inandıkları ile günlük yaşadıkları arasında tutarsız, sağlıksız ve dolayısıyla da huzursuz şizofrenik bir yapıya yol açacaktır.
Toptancı çözüm anlayışları, büyük toplumun önemli bir kesitini toptan değiştirme gayreti içerisinde olacaklarından, çözüm yöntemi olarak devrimi, çözüm aracı olarak ise örgütleri kullanmak zorundadırlar. Ama tarih göstermiştir ki, dünyanın hiç bir yerinde toplum toptan bir değişikliğe uğratılamamıştır. Toplumları bu tür değişikliklere tabi tutma ütopyaları genelde bir tepki hareketi olarak ortaya çıkmış, eskiye duyulan nefretin yarattığı duygusal bir tepki sonucu toplum zorlanmış, teori yaşamın yerine geçmiş, teoriye uymayan toplumsal gerçeklik ise zorlanarak bir toplumsal travma durumunu yaratmıştır. Bunların pratik bir sonucu olarak insanlığı kurtarma ütopyası ile ortaya çıkan dinsel ve değişik ideolojik söylem ve hareketler, kurtarmak istedikleri insanların başlarına en büyük feleaketleri açmanın ötesine gidememişlerdir. Din savaşları, yakın dönemde yaşanan 2 büyük dünya savaşı ve ardından soğuk savaş diye isimlendirilen sürecin içinde ve onun ardından yaşanan iç savaşlar, bu hastalıklı örgütlü yapılarının insanların başına açtıkları felaketlerden bazılarıdır.
Mevcut PKK, örgütlerin bu yapısının kendi özgün özellikleriyle de bütünleşmesi sonucu huzursuz ve gergin insanların biriktiği bir yapıya dönüşmüştür. Teorinin pratiğin yerine konulduğu, tanrı ve tanrıçaların cirit attığı, en çok işlenen eğitim materyalleri olarak mitolojik söylencelerin seçildiği, devlet olmayan konfederal yapı ideali ile subjektivizme boğulmuş fanatik yapılar ortaya çıkararak, toplum sağlığını bozan bir işleve kavuşmuştur. Bu anlamda PKK, bağışıklık sistemini geliştirmek amaçlı kullanılan bir aşıdan çok, organizmaya zarar veren bir yapıya dönüşmüştür.
Gergin ve huzursuz insanların biriktiği bir yapı olarak PKK, günübirlik, tutarsız, kararların hayatın gerçeğiyle uyuşmadığı, soyut teorik söylemlerin yarattığı örgüt sistemi ile toplumun da efsunlandığı ve bu durumun dar bir siyasal elite rant getirdiği, korkuyla korunan ve kendisiyle yüzleşme cesaretini yitirmiş, bu anlamda karşısında savaştığını iddia ettiği sisteme benzeşen bir güç olarak topluma yansımış ve bunun sonucu olarak konuşamayan suskun toplum gerçeği, altı doldurulmayan örgüt şablonlarıyla konuşan tek sesli bir koroya dönüşmüştür. Bu koro dışında konuşan her türlü ses, toplumsal linç kampanyaları ve fiziki ortadan kaldırma yöntemleri ile bastırılmak istenmiştir.
Kongra-Gel Yürütme konseyi başkan yardımcısı sıfatıyla Cemil Bayık’ın Kongra-Gel kongresine paralel olarak gerçekleştirilen Avrupa kongresine hitaben yapmış olduğu ve her cümlesinde huzursuzluğun, gerginliğin ve tutarsızlığın yansıdığı konuşma metni, yazdıklarımızın daha da anlaşılır kılınması açısından örnek bir belgedir. PWD çıkışı ile beraber başlayan ayrılma sürecimizi değerlendiren, ihanet ve ihanet karşısındaki önderliksel duruşla başlayıp biten ve tanıdık şablonlardan oluşan 13 sayfalık bu son derece monoton konuşma, aynı zamanda bağlılık ve ihanet üzerine oturtulmuş sistemin gerçeğinin de ifadesi. Öte yandan, her sözüne peygamber sözü gibi tapılan ve bağlılığın simgesi olarak da bilinen kişinin gerçeği. Bu konuşmayı okuyunca aklıma ilk gelen, nasıl olur da böyle bir kişinin yıllardır örgütün en tepesinde yer alabileceği sorusu oldu. Ama cevabı çok açık. Hükümdarlar kendilerine yardım edilmesini isterler ama aşılmalarını asla….. İşte asla hükümdarını aşamayacak sadık bir yardımcı… Cemil Bayık’ın konuşması “bunların yaşamasına izin vermiyeceğiz” tehditlerini içerse de, biz bir gün bile yaşasak, huzurlu yaşamayı, onun istediği gibi kendi inandıklarımızla tutarsız konuşarak, uzun ama gergin yaşamaya tercih edeceğiz.
Dün, Suriyeli bir gazeteci olan Hüsnü Mahli’nin katıldığı bir tartışma programını izledim. Diyordu ki; Öcalan’ın “Güney Kürdistan’daki oluşuma karşı olumsuz tavır takınması kendisi açısından son derece yanlıştır. Rejimin karakterini beğenmeyip eleştirebilirsiniz, ama gerçekleşen durum sizin de amaçladıklarınızın paralelinde somut bir pratik ve bu doğrultuda kitlenizin sizden beklediği de daha tutarlı bir davranış olmalı.”
Şimdi Kuzey kitlesi bu tutarsız davranışın iz düşümünü yaşıyor. Kürtlerin yaşadığı her yerde büyük kutlamalar varken, nufus yoğunluğunun en fazla olduğu kuzey parçasında derin bir sessizlik hakim. Bir Kürdistan ideali için evleri yakılmış, çocuklarını şehit vermiş ve maddi-manevi sayısız fedakarlığa katlanmış bir halktan beklenen tutarlı tutum şüphesiz ki bu değil. Ama şu bir gerçek ki, PKK’nin etkilediği kitlelere yıllardır şu empoze edildi “her şey biziz, bizim dışımızda ise sadece düşman var”
Hayat huzurla yaşandıkça güzeldir. Gergin bir hayatın tuzu da biberi de yoktur. Bize Don Kişot denilse de, ya da her türlü ihanet yaftası yapıştırılsa da, inandıklarımızı haykırmak ve haykırdıklarımıza paralel yaşayabilmek ne güzel.
Bir yanardağ aydınlıktır. Ama gün doğuşu daha iyi bir aydınlıktır. Biz, utangaç-sıkılgan ama huzur veren gün ışığını, ihtişamıyla övünen yanardağa tercih etmeye hep devam edeceğiz.
2005-06-18 http://www.welatparez.com Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz Konuyu tartismak icin tiklayiniz |
"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"Yezdan HAT Dersén Kurdî 13Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor. International News2008-11-13
2008-11-11
2008-11-10
2008-11-09
2008-11-08
2008-11-07
2008-11-06
2008-11-05 Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32 |