Ana menu
|
Osman Öcalan Kürtler de Düğmeye Basacak!
Türkiye'nin geleceği ne olacak sorusu hala cevabını bulmuş değil. Resmi ideolojiden kaynaklanan politikalar, oligarşik rejimin sürdürülmesinden başka gelişmelere fırsat tanımıyor.
Rejimin ısrarla uygulamada tuttuğu politikalarının başarısızlığına rağmen çözüm için radikal adımlar atılmıyor. Gerek iç gerekse dış dinamiklerin demokratik değişim istemleri ciddiye alınmıyor. AKP hükümeti ise verilen inisiyatifi değerlendirememiş ve yapılan reformlar rejimin özünü değiştirmeye yetmemiştir. Büyük reform iddialarıyla çıkarılan yasalar rejimin restore edilmesinin ötesine geçmemiştir. AKP dönüşüm için yola çıktığı halde çabaları oligarşik restorasyonu çerçevesinde kalmıştır. Böylece demokratik değişim yeteneğinden yoksun olduğu kanıtlanmıştır. Kürt sorununun çözümünde ortaya çıkan tablo bunun bariz örneğidir. En ileri düzeyin yarım saatlik tv. Yayını olduğu dikkate alınırsa işin niteliği daha iyi anlaşılır. Başbakanın, Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerinden yoksun olduğu bir durumda AB ye hitaben “kürt sorunumuz yoktur” açıklamasına bakılırsa, demokratikleşme konusunda AKP hükümetinin tükendiğini görmek mümkündür. Diğer alanlar farklı değildir. Demokratik değerlerin yaşama egemen kılınmasında ciddi gelişmeler sağlanamamıştır. Her şeyden önce ordunun siyasal yaşam üzerindeki egemenliği devam etmektedir. Son dönemlerde körüklenen şoven milliyetçilik, rejimin demokrasi karşıtı refleksi olarak meşru görülmektedir. Demokratik değerler yerine milliyetçilik yaşamı belirleyen değer haline getirilmektedir. Uluslararası alanda ise Türkiye demokratik dünyayı yadsırken, statükocu güçleri tercih etmektedir. Cumhurbaşkanının Suriye ziyareti tercih edilen politikanın son girişimidir. Türkiye nin middesi demokrasiyi kusmuştur. AKP , demokratik değişimi bir tarafa bırakarak oligarşik rejimle bütünleşme kararına varmıştır.
Oligarşik rejim bütün unsurlarıyla ayakta. Rantçılar, sol ve sağ milliyetçilik hükmünü icra etmektedir. AKP bu kesimlerin yoğun eleştirileri karşısında dinden beslenen milliyetçiliğin bir başka boyutunu benimseyip rejimle bütünleşti. Mevcut durumda rejim, sağ, sol ve dinci milliyetçiliğin ortaklığına dayanan bir oligarşi haline geldi. PKK, Kongra-Gel in solcu Türk milliyetçiliği ile ittifak arayışı işin diğer bir boyutudur. Bu solcu kürt milliyetçiliğini oligarşik rejimin destek gücü haline getirdi. Denilebilir ki, rejim dinci ve solcu kürt milliyetçiliğini hizaya getirerek dayanaklarını genişletmiş oldu. AKP de temsilini bulan dinci milliyetçiliğin rejimle ortaklığına karşılık, solcu kürt milliyetçiliğine böyle bir statü tanınmamıştır. Milliyetçiliğin büyük ittifaki içinde Kongra-Gel tarafından temsil edilen solcu kürt milliyetçiliği üvey evlat konumundan kurtulamamıştır. Bünyesinde ciddi çelişkiler barındıran büyük milliyetçi ittifak, rejimin kendini yaşatmasının son hamlesidir. Milliyetçi ittifakın demokrasiye yaklaşımı takkiye yapmaktan ibarettir. Sözkonusu milliyetçi güçlerin bütünü, söylemde demokrasiyi kabul ederken hiç biri gerçek anlamda demokratik değerlerin yerleşmesinden yana değildir. Yasalar ve söylem düzeyindeki kabul, demokratik değişimin gerçekleşmesini önlemenin yolu olarak seçilirken tam bir takkiyecilik yapılmaktadır. Değişim adına olup bitenler rejimin özüne dokunmamış, “ sessiz devrim” dedikleri şey restorasyonu aşmamıştır.
Türkiye deki rejimin karekterinde her hangi bir farklılık yaşanmamıştır. Merkezi yönetim biçiminde küçük bir esneme bile sözkonusu değildir. Geçmiş yıllarda çok sayıda ilçenin il yapılmasıyla gücünü arttıran merkezi yapı varlığını korumuştur. İl lerin çoğalan sayısı merkezi yönetimin etkinliğine yol açmıştır. Her yeni il merkeziyetçiliğin lehine sonuçlar doğurdu. Atanan valilerin kullandığı yetkiler, yerel yönetimin değil merkezi yönetimin etkinliğinin gelişmesine yol açtı. Belediyelerin sınırlı yetkisi çerçevesinde kalan yerel yönetim olgusu yapılan müdahalerle ciddi bir varlık gösteremez duruma düşürüldü. Yapılan bazı düzeltmeler, bu durumu değiştirecek yeterliliğe kavuşmadı. Bırakalım yerel yönetimlerin merkezi yönetimle dengeye oturması, konunun tartışılmasına dahi müsade edilmedi. Üniter devlet kutsal ilan edilerek ona dokunmak isteyenler anında etkisiz bırakıldı. Hal böyle iken sorunlara çözüm arandı.
Toplum üzerinde tam bir egemenlik kuran, birey, etnik kesimler ve toplumsal grupları baskı altına alan üniter devlet sorunların esas kaynağıdır. Nerede merkeziyetçilik güçlü ise orada toplumsal dinamikler çözüm işlevi göremez. Türkiye de katı merkeziyetçi yönetim yapısı korunduğundan ne demokrasi gelişebiliyor, ne de kürt sorununun çözümünde ilerleme sağlanabiliyor. Demokrasi içinde toplumsal gelişme, kürt sorununun çözüme kavuşması, kalıcı barışın sağlanması vs. sorunlar, üniter devletin aşılmasıyla mümkündür. Aksi halde her olumlu girişim üniter devlet yapısının duvarlarına çarpacak ve başarısızlığa uğrayacaktır. Bugüne kadar olanlar bunun göstergesidir. Çözümün yolu üniter devlet yapısı yerine Federal yapının konulmasıyla açılacaktır. Federalizm, hem demokratikleşmeye, hem de Kürtlerin özgürlüğü ve kalıcı barışa olanak tanıyacaktır. Ne var ki, daha önceki iktidarlar gibi AKP iktidarı da üniter devlet yapısının devamına sadık kalmış, Federatif bir yapının oturtulmasına şiddetle karşı durmuştur. AB ile uyum kapsamında çıkarılan yasalar bu nedenle pek anlam ifade etmemiştir.
AKP hükümetinin, Türkiye nin yeniden yapılandırılması konusundaki başarısızlığı, dış politika alanında da kanıtlanmıştır. Irak konusunda takındığı olumsuz tutumunu genel bir politika haline getirerek statükonun korunmasının öncülüğünü üstlenmiştir. Ortadoğudaki mevcut rejimlerin koruyucusu kesilmiştir. İstikrarın korunması gerekçesiyle demokratik değişimi amaçlayan girişimleri sonuçsuz bırakma yaklaşımlarını benimsemiştir. Suriye ve diğer ülkeler için değişime değil, statükoya evet demiştir. Değişim sürecinin ivme kazandığı bir dönemde Suriye nin başta gelen müttefik olarak seçilmesi izlenen politikanın gereğidir. Eğer daha cüretkar davranmıyor, statükonun savunmacılığını açıkça yapmıyor ve yer yer değişime boyun eğiyorsa, bu onun güçsüz olmasindandır. AKP nin dinci karekteri daha ileri gitmesini dayatıyor. Ancak uluslararası ekonomik, ticari ve mali bağımlılığı frenleyici rol oynuyor. Bununla birlikte dış politikada ağırlığını statükocu güçlerden yana koyuyor. Sonuç itibariyle dinci Türk milliyetçiliği bu konuda da laik Türk milliyetçiliğiyle aynı noktada bulunuyor.
Demokratik değişim alanında yüzeysel ve sınırlı reformların ötesine geçmeyen, rejimin direncine boyun eğen ve iktidar olanaklarıyla palazlanan AKP, artık rejimin tamamlayıcısı durumunda. Hem içte, hem de dışta değişimi öngören güçler açısından yeniden yapılanma konusunda duyulan güven ve bundan kaynaklanan destek son bulmuştur. Aynı zamanda rejimin dönüştürülmesi yaklaşımı da geçerliliğini yitirmiş, onun bir biçimde yıkılarak aşılması düşüncesi öneml kazanmıştır. Uluslararası topluluğun yaklaşımı bu yöndedir. Bundan böyle Türkiye hedef ülkeler kapsamına alınacaktır. Aslında süreç başlamıştır. AKP dahil rejimin bütün unsurları üzerine gitmenin girişimleri devreye girmiştir. Diğer taraftan oligarşik rejim fırsattan yararlanarak AKP yi teslim almak için baskılarını arttırmıştır. Başbakan R. Tayyip Erdoğan ın düğmeye basılmıştır dediği şey budur.
AB ve ABD zaman zaman çelişen politikalar izleselerde esas itibariyle Türkiye de demokratik gelişmeyle rejim değişikliği amacında mutabıktırlar. Farklılık stratejik değil taktik alanla sınırlı kalmıştır. AB ye katılım projesi, AB ülkelerinin yanısıra ABD nin de projesi olmuştur. Projenin özü, Türkiye nin demokratik bir rejime kavuşturulmasıdır. AKP bu projenin uygulama aracı olarak değer görmüş, çok yönlü destek almış ve insiyatifli kılınmıştır. Ne var ki, AKP demokratikleşme alanına donanımsız girmiş, milli görüş geleneğini aşamamış, çok geçmeden milliyetçiliğin dinci boyutu olmaya soyunarak rejimin yeni bir ayağı konumuna gelerek kendisine verilen uluslararası desteği yitirmiştir. Eğer ciddi biçimde reformları gündemine koymazsa, rejimle birlikte hedef haline gelecektir. Mevcut duruşunun kabulü sözkonusu değil. AB nin, önüne parçalanma projeleri koyduğunu ifade eden R. Tayyip Erdoğan milliyetçi bir tutumda karar kıldığı için demokratik reformlara yönelmeyecek, dolayısıyla hem AKP nin hem de rejimin daha açık biçimde hedef haline gelme süreci derinleşecektir. Uluslararası güçlerin AKP ve rejimin aşılmasını amaçlayan süreci başlattığı anlamında düğmeye basıldığı tesbiti gerçeğin itiraf edilmesidir.
Rejimin AKP üzerindeki uygulamaları işin bir başka boyutu olmaktadır. Ordunun desteğinde muhafazakar güçlerin sergilediği direniş karşısında AKP adım adım gerileyerek demokratik değişim çizgisinden kopmuştur. Rejim değişikliğini gündeminden çıkarırken onun tamamlayıcısı olma noktasına gelmiştir. Bir adım ötesi tamamen bütünleşme demektir. Muhafazakar güçlerin içinde bulunduğumuz günlerde arttırdıkları çabalarının amacı, AKP nin rejimin bir uygulayıcısı konumuna getirilmesidir. Nitekim AKP buna yatkın konumda olduğunu çeşitli konulardaki tutumuyla ortaya koymaktadır. Şimdilik ehlileşen AKP bundan böyle rejimin en iyi uygulayıcısı işlevini görecektir. Bir sonraki süreçte ise tasfiye edilecek, ortaklığın dışına itilecektir. Anlaşıldığı kadarıyla rejim de ehlileşen AKP yi uygulayıcı yapmak ve bitirmek amacına uygun olarak düğmeye basmış bulunmaktadır.
Hangi yönden bakılırsa bakılsın AKP üzerinde süren savaşı Türkiye nin oligarşik rejimi kazanmıştır. AKP rejimin hizmetine girerken demokratik değişim sürecinin dışına çıkmıştır. Bir anlamda kurban, kurtuluş yerine celladına teslim olma yolunu seçmiştir. Büyük iç ve dış desteğe rağmen demokratik güçlerin saflarını terketmiştir. Demokratik dünyanın yanında yer alma yeteneğini gösterememiş, ideolojik, politik, örgütsel ve felsefik zaafları onu statükoculuğa itmiştir. O şimdi demokrasi açısından pek bir anlam ifade etmiyor. Farklı nedenlerle hem demokratik güçler hem de statükocu güçler AKP nin işini bitirecek düğmeye basmışlardır. Burada kürtlerin nasıl hareket edeceği sorusu önem taşımaktadır.
Türkiye de rejim değişikliğini gerçekleştirme iddiasındaki AKP kürtlerden ciddi destek gördü. Kısmen dini duyguların etkisiyle kürt halkının yarısına yakın kesimi direkt destek verdi. Siyasi çevrelerin büyük kesimi olumlu bir yaklaşımı esas aldı. AKP hükümetinin işini kolaylaştırma tutumu benimsendi. PKK, Kongra-Gel dışında kürt siyasal güçleri değişimi kolaylaştıracak ortama katkıda bulundular. Denilebilir ki, çağdaş özgürlük mücadelesi tarihinde en büyük destek bu iktidara verildi. Buna karşılık AKP kürt sorununun çözümünde niteliksel bir adım atmadı. Çözüm proğramını oluşturmadığı gibi bu yönlü arayışlara da girmedi. Daha da kötüsü kürt özgürlük hareketini muhattap almadı. İnceltilmiş inkar yaklaşımından kaynaklanan politikalarla durumu kurtarmaya çalıştı. Sorunu çözmekten uzak bazı girişimlerle yetindi. Haftada 30 dakikalık tv yayını, ağır kurallara bağlanmış kürtçe dil kursları ve diğer sıradan bir kaç girişimi çözüm olarak gördü. Belirtilen kapsamda gerçekleşen adımlar çözümden çok inceltilmiş inkar yaklaşımına hizmet eden adımlar niteliğindedir. R. Tayyip Erdoğan ın ikide bir çeşitli platformlarda eşim Siirtlidir kürt sorunumuz yoktur. Söyleminin başka anlamı olamaz. İşi bu kadar başitleştiren zihniyetten çözüm beklemek mümkün değildir. Kaldı ki, Erdoğan ın eşi Siirt in Arap kesimine mensuptur. Kürt olsa bile çözüm konusunda bir anlam ifade etmez. Eşini Kürt sorununu inkar etmenin aracı yapması abestir.
Irak ın eğemenliği altındaki Kürdistan parçasının özgürlüğüne kavuştuğu, bunun federasyon oluşumuyla güvenceye alındığı koşullarda Türkiye de hala inkar politikalarını aşmamak bir mantığa oturtulamaz. Ne demokratik dünya ne de Kürtler ısrar edilen inkarın yeni biçimini kabul edebilir. AKP nin bu konuda da rejimle bütünleşmesi karşısında yapılacak şey siyasal mücadelenin, rejimin yıkılması perspektifine uygun düşecek bir doğrultuda yükseltilmesidir. Halk yığınlarının gücüne dayanan siyasal devrimin eylemsel alanda ifadesi siyasal serhildan olmak durumundadır. Rejim bütün unsurlarıyla yıkıldığında demokratik gelişmenin ve Kürt sorununun çözüm olanakları ortaya çıkacaktır. AKP iktidarının aşılması bu kapsamda ele alınması gereken bir konudur. Dolayısıyla kürtler AKP ile birlikte rejimin yıkılmasını hedefine koyan siyasal devrimi ve serhildan eylemliliğini geliştirme sürecini başlatma göreviyle karşı karşıyadırlar. Bu temelde durum tesbitini yapmak, siyasal ve diplomatik eylem proğramını hazırlayarak pratikleştirmek anlamında kendi cephelerinde düğmeye basmaya hazır olmalıdırlar. Düğmeye basmak herkesten çok kürtlerin çıkarınadır. Gelinen noktada Kürtler gecikmeden düğmeye basacaktır.
2005-04-26 http://www.welatparez.com Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz Konuyu tartismak icin tiklayiniz |
"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"Yezdan HAT Dersén Kurdî 13Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor. International News2008-11-13
2008-11-11
2008-11-10
2008-11-09
2008-11-08
2008-11-07
2008-11-06
2008-11-05 Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32 |