Ana menu
|
Ümit Beyazdağ (Dr. Agit) Değişim mi? Fiyasko mu?
Kuzey Kürt siyasetinde kökten bir yenilenmeye ihtiyaç vardır. Bu sadece söylemler anlamında değil, kişiler ve kurumlar bazında da böyledir. Hiç bir yeni dönem eski kadroyla kurulmamıştır. O yüzden Kürt siyasetinin yeni simalara ihtiyacı vardır. Günümüz reklam dünyasında bunu başarmak bir hayli zor olsa da, bu böyledir.
Bir dönem sona erdi. Ama yeni bir dönem bir türlü başlayamadı. Başlaması da çok güç görünüyor. En azından yakın zaman içinde, kuzey Kürt siyaseti açısından durum böyle. Ama dünya büyük bir hızla değişmeye devam ediyor. Astrologlar, yakın zaman önce sona eren bin yılla beraber, balık burcunun sona erdiğini ve dünyanın kova burcu çağına girdiğini söylüyorlar. Balık burcuna göre; insan kendisi için neyin iyi olduğunu düşünme yeteneğine sahip olmadığından, ne yapması gerektiğine yüksek makamlar karar vermelidir. Belki de bu yüzden, geçen (2000) iki bin yıl hararetli bir din devri oldu. Peygamberler ve onların sistematize ettiği efsanelerle geçen son iki bin yıl, dünyanın büyük kargaşalar yasadığı, insanların ideolojiler üzerine şekillenen uzlaşmaz karşıt kutuplar içinde yer aldığı bir iki bin yıl oldu. Bu son yüzyılda yaşanan iki büyük savaş ve dünyanın bir çok yerinde sürüp giden adı konmamış onlarca savaşta milyonlarca insanın ölümü, bu sistemleştirilmiş hastalıklı ideolojilerin birer sonucu. Ama dünyanın, yaşadığımız bu bin yılın başlamasıyla beraber kova burcu çağına girdiği söyleniyor. Bu burca göre ise; insan gerçeği öğrenecek ve kendi adına düşünme yeteneğine sahip olacaktır. Belki de asıl devrim niteliğindeki gelişme de bu.
Astrolojiye ve insan hayatının burçbilimsel yorumuna çok inanmasam da, bu iddia bütününün özünü doğru buluyorum. Ve bu, bir çok kesimi kelimenin tam anlamıyla ürkütüyor. Belirsizliklerle örülü kaos ortamında yaşayan zayıf insan, kendisi adına karar verecek birilerinin olmasını hep isteyecektir. İnsan zihniyeti bu anlamda özgürlükten hep kaçacak ve köleliğe biraz da eğilimli olacaktır. Zayıf toplumlarda fanatik lider tapınmacılığının asıl sebeplerinden biri de bu değil midir? Özgürlüğün seçenekler sunan belirsiz ortamından ürken insan, sistemleşmiş disiplinlerle örülü bir yaşamda kurallara tabi olmayı tercih eder. Ama doğadaki her şey gibi insan da, bir yanından girerek bu durumun karşıtı olan kural dışına çıkma eğilimini, yani kuralsızlığı, bütün korkularına rağmen hep içinde taşır. İnsandaki bu eğilimin kökeninde daha çok merak vardır. Kal-u beladan , Ademle Havva’dan beri bu dürtüye yol açan düşünebilme yeteneğinin, insanoğlunun başına açtığı sayısız dertler oldu. Ama cennetten kovulma pahasına insanoğlu, başına dert açmaya da hep devam etti.…. Kuralsızlık, bir sisteme sığmama ve bu anlamdaki disiplinsizlik her şeye rağmen güzeldi…. Gereğinden fazla sınırların olduğu bu dünyada, yeni yapay sınırlar oluşturmanın çok fazla bir katkısı yok insan yaşamına. Hele bu sınırlar gerçeğin yerine geçip hayatın tümüne hükmedecek kalıplar oluşturuyorsa, bu çok daha tehlikeli. Bugünkü modern insan hala bu ilkel hastalığın etkisi altında. İşte milliyetçilik, dini fanatizm, kişi kültü ve sanal söylemlerin gerçeğin yerine konduğu daha bir yığın habis şey. Bu ilkel toplumcu hastalık ve bunun ortaya çıkmasına yol açan sistemleşmiş düşünceler anlamındaki ideolojik tespitler, hızla değişen dünyamıza ve kendisi için düşünme yeteneğine kavuşan insan gelişimine rağmen, hala insan hayatının önemli bir bölümünü kontrol etmeye devam ediyor.
Bütün bunları niye yazdım? Her toplantısı değişim kelimesiyle başlayıp biten ve her kongrede önemli değişiklikler yaptığını söyleyen PKK, sadece öz olarak değil, isim olarak da dönüp dolaşıp aynı noktaya geldi. Örgütün ismi yeniden PKK. Yaşanan ve tarihte başka bir örneği olmayan bu çok isim değiştirme sürecinin pratik politik anlamda bazı anlamları olsa da ortaya çıkan sonuç, PKK’nin değişmediği ve sürekli deforme olduğu sonucudur. Gerçekten de acı veren çaresizlikler, baş aşağı gidişler gündemdeyken, hareket etme isteği ve her türlü değişiklik umudu, insanda acı giderici bir ilaç etkisi yapar. Dağda biz bunu yaşadık. PKK de bu sureci yaşadı ve değişimden hep medet umdu. Ama gerçekte ise ileriye doğru bir değişimi yaşamadı ve yerinde sayması da mümkün olmadığından giderek deforme oldu. İşin en trajikomik yani ise, yaşadığı bu süreç gözler önündeyken, bunu her defasında tanrıdan medet umarcasına kelimelerin ve kavramların soyut gücüne sığınarak örtbas edebilme yeteneğini gösterebilmesidir. Kurduğu sistem, söylediği yanlışlara inanan bir fanatik toplum gerçeğini ortaya çıkardı ve teslim etmek gerekir ki bu, PKK’nin en güçlü yönü. Kuzey Kürt siyaseti büyük bir çıkmazı yaşarken ve ortada kazanılmış değerlerin korunması anlamında büyük tehlikeler varken, şatafatlı liderlik unvanlarının ve sayıla sayıla bitirilemeyen soyutlaşmış teorik istemlerin hala bu kitleleri arkasından sürüklemesi, başka neyle izah edilebilir ki? Bir yerel yetkili PKK’li bir sorumluyla görüşmüş. PKK’li sorumlu coğrafi anlamda stratejik, Doğu Kürdistan ‘a yakın bazı yerlerin kendilerine verilmesini istemiş, yerel yetkili nedenini anlamak istediğinde PKK’li sorumlu, “Doğu Kürdistan’ı kurtaracağız” diye cevap vermiş…. Biz Kandil dağındayken ciddi ciddi Musul’un nasıl işgal edileceğine dair planlar yapılırdı; düşünsenize Arap çöllerindeki bir kaç milyonluk bir kent, sayısı yüzlerle ifade edilebilecek bir güç tarafından işgal ediliyor. Bradost diye bir aşiret var ve bu aşiretin yaşadığı çoğu dağlık küçük bir alan için ‘Bradost Cumhuriyeti’ söylemlerini görüşme notlarından herkes duymuştur. Bilmeyen burayı belki de küçük bir Cumhuriyet olabilecek bir alan sanır. Oysa ki burası bir kaç köy ve dağlık boş arazi dışında bir şey değildir. Ve doğal nedenlerle kontrolsüz kalan alanlar dışında arazinin çoğu da yerel hükümetin kontrolü altındadır. Ve 21 martta, yani Newroz’ da ‘Kürdistan konfederalizim önderliği’ ilan ediliyor. Bütün bu örnekler sübjektivizmin daniskası. Ve şimdi liderliğin unvanı akılda tutulamayacak kadar uzun. Tıpkı bir dönem Şark sultanlarının görkemli unvanları gibi. Doğunun ve Batının, bütün İran’ın ………………. Hünkarı gibi. .
Aslında bu tip sistemlerin değişmesi gerçekten de mümkün değildir. Sitemler zaten özü itibari ile değişmez yargılar üzerine şekillenirler. Güneş sistemini ve daha küçük sistemleri bir düşünelim. Sistem içindeki küçük bir değişim, sistemin dağılıp gitmesine, yani kaosa yol açar. Güneş sistemindeki gezegenlerden birinin yörüngesinden çıktığını düşünsenize, ne büyük kıyametler kopar. Sistemler, merkez kaç kuvvetiyle hareket eden nesnelere benzerler. Merkezde bir güç ve onun çevresinde hareket eden diğerleri. Bir düşünelim, hiç bir imparatorluk kendini koruyarak değişti mi? Hayır yıkıldı. Ya da değiştiğinde kendisi olmaktan çıktı. İşte PKK’nin değişim handikabı. Hem lideri, örgüt yapısı, yönetimi ve sistemdeki diğer uydularıyla kendisi olmak ve hem de değişmek. Bu mümkün değil. Değişen her şey kendisi olmaktan çıkarak değişir. Bu nedenledir ki, hiç bir şey ebedi değildir. Ölümlüdür. Kendini ezeli ve ebedi gören sadece tanrıdır. Kitleler buna fanatikçe inanırlar. Fanatizm kırıldığında ise inandıklarından eser kalmaz.
Kuzey Kürt siyasetinde kökten bir yenilenmeye ihtiyaç vardır. Bu sadece söylemler anlamında değil, kişiler ve kurumlar bazında da böyledir. Hiç bir yeni dönem eski kadroyla kurulmamıştır. O yüzden Kürt siyasetinin yeni simalara ihtiyacı vardır. Günümüz reklam dünyasında bunu başarmak bir hayli zor olsa da, bu böyledir. Bu yenilenmeye, biz de dahil, eski mücadelecilerin katkısı sadece destek mahiyetinde olmalıdır. Aktörlük asla olmamalıdır.
Ama burada bir çıkmaz var: Kuzey’deki Kürt hareketi, tanrıçalar-tanrılar, peygamberler-rahipler üretti. Şimdi bunlar sahneden çekilmek istemiyorlar, ve “rüzgara karşı tükürülmez” atasözünün hikmetini unutarak, kendilerini inanılmaz bir hızla değişen bir tarihe dayatıyorlar. Kendilerini manipule edenlerin ya da “artık demokratik Cumhuriyete hizmet edeceğiz” dedikleri devletin elinde de, iyi niyetli dostlarının elinde de, giderek daha fazla, iki ucu kirli bir değneğe dönüşüyorlar. Pek inancım olmayan astrolojinin bile hükmü onlara hayır öngörmüyor. Ne diyelim, işleri üç bin yıllık bir Allah’a kalmış.
2005-04-21 http://www.welatparez.com Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz Konuyu tartismak icin tiklayiniz |
"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"Yezdan HAT Dersén Kurdî 13Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor. International News2008-11-13
2008-11-11
2008-11-10
2008-11-09
2008-11-08
2008-11-07
2008-11-06
2008-11-05 Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32 |