Ana menu
|
Hıdır Sarıkaya (EKREM) Hıdır Sarıkaya (Ekrem): Birleşik bir Kürdistan İnancımı Koruyorum
Söyleşi: Hüseyin Kaytan
(Hüseyin Kaytan): Uzun zamandır sesiniz duyulmadı. Hem sesinizi duymak isteyenler var ve hem de bu arada neler yaptığınızı merak edenler var. Ayrıca güncel bazı konularda da ne düşündüğünüzü ben de merak ediyorum. Uzun yıullarınızı gerilla mücadelesine verdiniz. Sıradışı bir yaşam sürdünüz, sürüyorsunuz. Öykünüzün detaylarını da bilmek isterdim ama, zaman ve yerin sınırlı olması nedeniyle kısa tutalım. Kısaca kendi kişisel öykünüzü nasıl anlatırdınız?
Hıdır Sarıkaya: Kişilik oluşumu, ulusal hisler, yaşanan çevreyi gözönüne aldığımda tercihimi daha çok ulusa, halka hizmet temelinde yaptım. Sosyal zemin, ulusal çizgide bir siyasal yönlenmeyi gerektiriyordu, ve ben buna yöneldim. Yani tamamen kişisel bir tercih değil, elbette çevresel koşulların büyük etkisi var. Sosyal demokrat bir çevre ve sol bir kültür; bunlar içinde kendimi bulmaya çalışırken, bir şiddet dalgası ortaya çıktı. İster istemez bunu sorguladım. İnsanlar neden vuruluyor? Benim tercihimi ulusal mücadeleden yana yaptığım dönem, 78-80 yıllarıdır. Çocukluktan gençliğe adım attığım yıllar. Burada şiddet bir tercihten ziyade, yaptırım gücü olan bir olguydu. Vurulanlar tanıdığım insanlardı, en azından bunların haksız olmadıklarını biliyordum. Başlangıcın şiddet ağırlıklı olması, bende önemli bir kararlılık geliştirdi ve bu giderek pekişti. Dolayısıyla, benim öykümün başlangıçtaki özeti, irade dışı bir dayatmanın sonucu gelişen ve giderek keskinleşen bir irade olarak tanımlanabilir.
Evet; başlangıcın böyle benim dışımdaki nedenlerden kaynaklanmış olması, ileriki yıllarda mücadeleye tam ve berrak bir katılma yerine, kısmen bir sürüklenme biçimini de aldı. Bu yıllarda gerilla mücadelesinin yetkileriyle de donandığımda, karar verme aşamalarında bazı hataların da kaynağı, başlangıçta bahsettiğim dayatma oluyor. Yine de, her zaman iyiden, doğrudan, adil olandan yana mücadele düşüncesi belirleyiciydi. Büyük haksızlıklar vardı, bunlara karşı isyancı oldum.
Dağdaki mücadele hayatınızda siyasetten çok yiğitlik motifi önde görünüyor...
Bu genelde Dersim insanının bir özelliği. Duygusallık ve ezilmişliğin Dersim insanında yarattığı isyan duygusuydu. Ve bu hak-adalet düşüncesiyle birleşince, yiğitlik noktasına varıyor. Dürüst hareket etmek, kötüye tepki duymak, doğruyu seçmek, en azından bilinçte mutlaka doğru bildiğinden yana tutum almak. Yiğitlik çizgisi olarak görünen budur.
Sadece Dersim insanına özgü birşey mi bu? Ortalama dünya insanının da sanki aynı duygusallığı var? Değersizleşmeye karşı duygusal tepkiler veriyor insan, bunlarla da örtüşmüyor mu sizin durumunuz?
Tabii. Bu ana nokta. Ben sadece Dersim’de yaşamadım. Avrupa’da ve Türkiye’de kaldım. Dünyanın farklı insanlarıyla da duygudaşlık yaptım. Bunlar da etki ediyor. Önemli bir etken de, aileden çeşitli nedenlerle ayrı kalmış olmamın getirdiği boşluğu doldurma kaygısı. Bu da ayrı bir ezilmişlik; insan kendini yakın desteksiz hissediyor. Bu durumda tercihini zayıftan, güçsüzden yapma duygusu ağır basmaya başlıyor. Gelişimimde etkisi olan diğer bir nokta devrimcilik; Denizlerin mücadelesi ve asılması; o dönemde doğan yakın akraba çocuklarımızın hepsinin isimleri Deniz’dir. Bu benim için çok önemli bir noktaydı. Hiç bir zaman tamamen marksist, sosyalist, ulusalcı, milliyetçi vs. olmadım. Ama her zaman kendimi devrimci olarak tanımladım. Benim kişiliğimi kuran en önemli kavram budur.
Dersimin ve sizin birer isyan öykünüz var. Bu öykü, sizin ya da Dersim’in öyküsü nasıl sonuçlanacak?
Öykü süreklidir, sürecek. Benim açımdan devrimcilikte tutarlı olarak sürecek. Ve Dersim de her zaman Dersim olarak kalacak. Bu süreklilik de ayrı bir kişiliktir. Ömrüm nasıl sonlanacak, öykümün finali ne olacak diye bir kaygım da yok. Dersim kurtulacak, Kürdistan kurtulacak; bunlar olacak elbette ama görece şeylerdir. Mücadele süreklidir ve devam edecek. Doğrunun savaşı bitmez, doğruda kararlı olanın dinlenmesi de yoktur.
Gerilla’da ne kadar kaldınız?
87 yılında dağa çıktım. Yaklaşık 17 yıl dağlarda kaldım.
Ama ayrıldınız...
Bugün aynı koşullar dayatsa, yine tercihimi gerilla mücadelesi vermekten yana koyardım.
Pişmanlık duygusu?
Hayır. Asla değilim. Ama ayrılma konusunda geç kaldığımı sanıyorum. Ve zamanında bazı noktalarda keskin tutum sahibi olmadığımı düşünüyorum. Ayrılmadan önceki son dört yılda, PKK’yi benim katıldığım PKK olmaktan çıkaran birçok çelişkinin farkına vardığım halde zayıf durdum. Mücadele etme yerine, olayların akışına göre bir seyir izledim. Belki benim gücümü aşıyordu, evet; hedeflerim çok büyüktü evet, ama gücümün yetmediğini de düşünüyordum. Bu anlamda, ideolojinin köreltici yanları ve bilinç yetersizliği, sorumluluğun getirdiği feragat gibi nedenlerle, tamamen hedeflerimin militanı olduğumu söyleyemem.
Dağdayken genel olarak “örgütte misafir gibi duruyor” eleştirisini alıyordunuz.
Ben kendimi tam bir örgüt militanı olarak görüyordum. Ama bireyin iradesini tamamen herhangi bir örgüte teslim etmesini her zaman kölelik olarak algıladım; şimdi de böyle düşünüyorum. Bu anlamda yapılan tespit doğrudur; irademi asla tamamen teslim etmedim; bu kişinin, kişiliğin yokolmasıdır. Bir özgürlük örgütü de asla üyelerinden bunu istememelidir; yoksa kendi dayanaklarını bitirir.
PKK’den ayrılmanız önemli bir noktaydı. Tarihsel açıdan bu ne anlama geliyor?
PKK’ye katılırken, ailemi reddedip katıldım. Bütün kimliklerimi yaktım. Köprüleri attım yani. Diyebilirim ki, PKK’den ayrılırken de aynı davranışı gösterdim. Çünkü PKK’de daha fazla kalmamın, ne halkın, ne de benim istemlerime cevap olması mümkün değildi. Tersine kendime ve halka zarar veren bir aşamaya gelmişti. PKK başlangıçta savunduğu düşüncelerin tümünü bir tarafa bıraktı. Bu aşamada PKK’nin artık Kürt halkına verecek birşeyinin olmadığına, tam tersine zarar verdiğine inanıyorum.
Şu anda PKK içinde hala binlerce genç var. Onların yazgısı, yani sizin yanlış dediğiniz bir yolda hayatlarını vermeleri size acı vermiyor mu? Bunlar çoğunlukla seçkin gençler? Bunlar ne olacak?
Bana en çok acı veren olgulardan biri bu. Bu insanların en azından bir kısmının katılımını doğrudan ben sağladım. Yine büyük bir bölümünün şekillendirilmesinde, bilinçlendirilmesinde etkili oldum. Elbette bu insanları kendime yakın buluyorum. Bir parçam olarak görüyorum evet. Ama şu da var: Şimdi yaptığımız çalışma bu arkadaşlar için yapabileceğim en iyi şey. PWD’dir bu. Bu parti ilerde ne olur, kalır mı; bu çok önemli değil. Ama doğruluk ve halkın çağdaş istemlerine cevap olması önemlidir.
Bu yeterli mi arkadaşlarınız için?
Bireysel bağlantılarımız kopuk, birey olarak yapılabilecek fazla birşey yok. Öte yandan da; bazı zorunlulukların yaşanması gerekiyor. Herkes, bizim gibi, bir yerde kendi tercihini yaparken bir ateş sınavından geçmelidir. Genel olarak Kürtler için de geçerli bu. Hayat acımasızdır, zordur. Ve yürürken bireyin doğruyu kendi kendine bulması, doğrunun özlü olması açısından önemli. Herkes gerçeğin peşinde olmalıdır; yoksa özgürlük adına yola çıkılmazdı. Bir de şu var: Doğruları bildikleri halde hala anlamsızlıkta ısrar edenler varsa, buna karşı sorumlu değilim. Ama bilmeden, özgürlük adına kölece bir durumda ısrar edilmesi, elbette acı veriyor bana. Bunun belli ölçüde sorumluluğunu da kabul ediyorum. Dolayısıyla, zorlayıcı olmak istemem. Bir birikim dönemidir ve herkes kendi payına düşen noktalarda mücadelesini sorgulamalıdır.
PKK’nin fiilen misyonunun tamamlandığını söylediniz. Peki siz ne öneriyorsunuz?
İnsan sorumluluklarıyla insandır. Uzun yıllar PKK biçimi altında mücadele ettik. Bugün başka bir araç gerekti. Bunun PWD biçimini alan bir mücadele önerimiz var. Gerçekte olan şudur: PKK’de Kürt halkının zararına bitirilmek isteneni, PWD biçiminde devam ettirmek istiyoruz. Burada bir biten, bir de başlayan vardır. PKK sürecindeki büyük kazanımların korunması ve devam ettirilmesi bence PWD oluşumuyla mümkündür. Bu anlamda PWD, ulusal mücadele değerlerinin heba olmaması için aldığımız gerekli bir tedbirdir. Ancak PWD bir araçtır, bir yere kadar devam ettirir mücadeleyi; misyon bu halk değişince başka araçları devreye koyacaktır. PKK Kürt halkının özgürlük istemine cevap vermiyor; PWD burada bir alternatif olarak ortaya çıkıyor.
PWD fiili bir örgütten daha fazla düşünsel bir kavrayışı, düşünsel bir kurguyu çağrıştırıyor.
Benim önem verdiğim nokta da bu zaten. Örgütsellik bir yanıltmadır; küçük devletçiklere benziyor, yapılanması aynıdır. Zamanla kendi amaçlarıyla çelişiyor işte. Dolayısıyla örgüt olacaksa da her zaman esnek olmalıdır; her zaman ve mekana göre esnemeli, biçim değiştirmelidir. Bu da düşünsel ağırlıkla mümkün. Dün mücadele silahla mümkündü, bugün düşünceyle, doğrulukla, adaletle mümkün veya etkili. Dün silahlar Kürt halkına yarıyordu; bugün çıkar gruplarına, rantçılara yarıyor. Dolayısıyla araçları tabulaştırmamak önemldir. Dün PKK ile mümkün olan, bugün PWD ile mümkün olur, ileride bunların hiçbirine gerek kalmayabilir ve halkın farklı inisiyatifleri devreye girer.
Daha somut konuşalım. Kürtlerin güncel durumu nasıl bir tablo oluşturuyor kafanızda?
Güney Kürdistan, şu anda Kürt halkının özgürleşmesi sürecinde, dış koşulların da etkisiyle, ve kendisi de büyük bedeller ödemiş olarak, önemli bir aşama kaydetti. Burada elbette dış destek belirleyici oldu. Ancak Kuzeyde durum farklı. Ancak Kuzeyin anlaşılması kolay değil. Güney mi, yoksa Kuzey mi dış müdahaleye daha fazla uğruyor, bu çok belli değildir. Genel tabloda gördüğüm şu: Kürt halkının özgürlük çabasında ortaya çıkan fırsatların doğru değerlendirilmesi gereğine inanıyorum. Fırsatları ya sen kendin yaratırsın, ya da aynı zamanda karşına çıkar ve her iki durumda da onları doğru değerlendirmek önemlidir. Bu aşamada ortada bir tehlike var: Kürtler açısından ortaya önemli fırsatlar çıkmıştır ve bunların doğru değerlendirilip değerlendirilmediği kuşkuludur. Burada yaratıcı olunmalı; yani salt ortaya çıkan fırsatlar üzerinden bir kurumlaşma oluşursa, gelecek açısından sonuçları sakatlayıcı olur. Kısacası, burada dar bakmamak gerekir: Fırsatları biz mi yarattık, yoksa başkalarının etkisiyle mi oldu; bu halkın bakışı değildir. Önemli olan, mevcut fırsatların üzerinde züğürtçe yaşanmasına izin vermemektir. Sadece bir ulusun değil, insanlık mücadelesi, gelişimi bir bütündür; elbette birbirini etkileyecek, destekleyecektir. Dolayısıyla Güneyde ortaya çıkan yeni durumun tüm Kürt halkının yararına yönlendirilmesi, değerlendirilmesi önemlidir. Öte yandan Kuzeyde, PKK dogmatizminden kaynaklanan “herşeyi ben yarattım, başkalarının yarattığı kötüdür, benim olan iyidir” yaklaşımı sakattır, sakatlayıcıdır. Bu Ortaçağ yaklaşımıdır.
Türklerle ilişkilere gelelim. Son zamanlarda, halkların boğazlaşmasına götürecek bir politika izleyen oluşumlar göze çarpıyor.
Evet bu körükleniyor. Eğer devlet kurumları kitleye sürü psikolojisiyle yaklaşırlarsa böyle bir tehlike güncel hale gelebilir. Yoksa halkların kendi tercihi bu değil. Evet, Türkiye’de bu çatışma eğilimi geliştiriliyor; her ne kadar bazı sağduyulu sesler bunu engelleme yönünde düşünce belirtiyor ve girişimde bulunuyorlarsa da, gidişat çok olumlu değil. Bir Kürt-Türk çatışması körüklenmeye çalışılıyor. Bu statükonun egemen güçlerinin kendi çıkarlarının devamı için geliştirdikleri bir tutum.
Sizin kişisel duygunuz ne bu anlamda?
En genel anlamda insanın insana zarar vermemesi gerektiğine inanıyorum, bırakın halkların birbirine girmesini. Öte yandan ama, şiddet olacaksa da, insan bunu kendi yaşamını savunmak doğrultusunda, en azından genel geçer ahlaki değerlere, normlara uygun davranmayı esas alarak kullanmalı. Yani zorunluluklardan kaynaklanmadıkça, şiddeti asla tasvip etmiyorum.
Türkiye devletinin Kürt halkının tanınması noktasında adım atacağına inanıyor musunuz?
Hayır, Türkiye’nin bu anlamda kendi inisiyatifiyle adım atacağına inanmıyorum. Bugün bazı şeyleri kabul ediyorsa Kürtlere ilişkin, bunu içten benimseyerek yapmıyor. Zorlanmanın karşılığında yapıyor bunu.
Sizin bu noktada Kuzey Kürtlerine önereceğiniz tutum nedir?
Yukarıda sözünü ettiğimiz tarzda bir siyasetin devlet veya devlet içinde çeşitli güşlerce yürütüldüğünün farkında olmalılar. Bunu görerek, daha sağduyulu, boğazlaşmaya götürecek tutumlara zemin olmamak gerekir. Bu hiç bir halkın çıkarına değil. Öte yandan, fedakarlıklar da elde edilecek değerlerle orantılı olarak gösterilmelidir. Ama öte yandan işte “bir şiddet politikası geliştiriliyor, tehlike var, bütün sorumluluk da Kürtlerin üzerindedir, bunun için geri adım atın veya boyun eğin” yaklaşımı da reddedilmelidir. Halkın bir fedakarlığı olacaksa, bu amaçlarla bağlantılı olmalıdır. Kişilikli bir tutum olmalıdır. Olay gelip Kürtlerin varolma sorununa dayanıyorsa, bunun için gerektiğinde ölüm de kabullenecektir. Fakat diğer yanda da, halkların anlamsız çatışması zemininde körüklenen bir faşizm de var ve Kürt halkı bu durumda da sağduyulu olmalıdır.
Son zamanlarda Türkiye siyasetinde aşırı milliyetçi bir eğilim belirgin. Bu dalga nerden kaynaklanıyor?
Evet, bu tepkisel bir davranış. Kaybedilen nüfuz alanları var. Ordunun rant kaybı var. Ve en önemlisi de Güney Kürdistan’daki gelişmeye duyulan tepki. Bunu kabullenmiyorlar, Kürtlerin yoksayılması üzerine kurulan bir sistem, karşısında Kürtlerin güç kazandığını görünce tepki gösterecek elbette. Başarısızlığı açıktır. Ve bir de Kürtlere karşı yürütülen yoksayma siyaseti çok önemli bir rant konusudur. Bu da çok açık. Oysa doğru tutum şu olmalıydı: Gelişme doğal seyrindedir, Kürtler sonuçta bu toprakların en eski halkıdır. Üstelik, varolan kazanımlar Kürtlerin en doğal istemlerini de karşılamaktan henüz uzaktır. Kürtler bugüne kadar diğer dünya uluslarının sahip olduklarının binde birine bile sahip değillerdi; bu anlamda mevcut kazanımları büyük olarak değerlendirilebilir. Ama gerçekte, diğer halklarla karşılaştırıldığında bugün sahip oldukları asgari düzeydedir. Buna bile tepki gösterenlerin, ileride daha sağlam bir Kürt gerçekleşmesine şiddetle karşılık vermelerini de beklemek gerekir. Bunu gözardı etmemek gerekir.
Söyleşimizi sonlandıracağız giderek... Daha somut bir soru sorayım: Mücadeleye girerken inandığınız Birleşik bir Kürdistan ütopyasına hala inanıyor musunuz?
Sonuna kadar inancımı koruyorum. Olması gereken budur: Birleşik bir Kürdistan.
Nasıl bir Kürdistan kurgunuz var? Nasıl bir ülke tasarlıyorsunuz?
Benim hayal ettiğim Kürdistan, haklar ve özgürlükler noktasında gelişmiş, ona uygun bir refah düzeyi yakalamış, her insanın toprakları üzerinde özgürce kendini belirleyebileceği, kendi iç ve dış dünyasıyla barışık olacağı bir Kürdistan’dır. Yani “Dünya bir tarafa Kürdistan bir tarafa” mantığına sahip değilim. Yine birleşik bir Kürdistan’ı savunurken de, diğer ülkelerin zararına bir Kürdistan yaklaşımına da sahip değilim. Kürtler elbette parçalanmışlığa son vermeli ve hep bir arada yaşamalıdır. Kendi iç barışını mutlaka sağlamış, ama çevresiyle de barışık bir ülke hayalim var. Dünya insanının birliği, bölge insanının birliği, ve bunların içinde Kürdistan’ın birliği. Yine onun doğasının, düşüncesinin asla kirletilmediği, giderek daha fazla temizlendiği, kutsal kitaplarda söylendiği gibi bütün halklar için bir cennet haline geldiği bir Kürdistan hayali kuruyorum.
Son birşey daha: Dersimlisiniz, Dersimliler sizi merak ediyorlar, soruyorlar. Nerdesiniz, ne yapıyorsunuz?
Söylemek istediğim bir iki şey var: Herşeyden önce Dersim’i PKK’ye açanlardan biriyim. Evet, başından itibaren yer almadım belki, ama burada önemli bir etkim oldu. Bu çabalarım boşa gitmemiştir. Dersim bundan sonra da, birleşik bir Kürdistan içinbde yerini alacaktır. Ama kendi özgünlüğünü de mutlaka koruyacaktır. Dersim devrimci ideallerini, saf özgürlükçü yaklaşımını, mücadeleciliğini her zaman koruyacaktır. Kaba anlamda bir Dersimci değilim. Ama Dersim Kürdistan genelinde motor rolü oynayacak kadar gelişkin bir yapıya, potansiyele sahiptir. Bunu da elbette, kendi dilini, kültürünü, özgün yapısını koruyup geliştirmeksizin yapamaz. Dersim için önemli olan noktalar bunlardır. Ben de kendi adıma bu anlamda topraklarında çok savaştığım ve çok özlediğim Dersim’e ve Kürdistan’a hizmet edeceğim. Hakkımızda şunun bunun söylediği şeylere gelince, Dersim insanının bu konuda da üstün bir görme, değerlendirme, dorgulama yeteneğine sahip olduğuna içtenlikle inanıyorum. Dün hangi amaçlarla mücadele ediyorduysam, bugün daha kararlı tarzda aynı özgürlük amaçları için yaşıyor ve mücadele ediyorum. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Ülkemdeyim, özgür Kürdistan’ın bir içeriğiyim ve bu çerçevede devrimci ilkelere başlılığımı sonuna kadar sürdüreceğim. Bu konuda azim ve sabır duygusuna sahibim. Ve birgün mutlaka, mücadele gerektirdiğinde, yeniden Dersim’de olacağım.
Zaman ayırdınız. Çok teşekkür ederim.
2005-04-17 http://www.welatparez.com Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz Konuyu tartismak icin tiklayiniz |
"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"Yezdan HAT Dersén Kurdî 13Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor. International News2008-11-13
2008-11-11
2008-11-10
2008-11-09
2008-11-08
2008-11-07
2008-11-06
2008-11-05 Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32 |