Welatparez.com 

 
Ümit Beyazdağ (Dr. Agit)

Korku ve Ölümün Ötesinde

Korku, insanın en köklü duyglarından biri. Ama bu duygunun en karmaşık olanı hastalık derecesindeki bir paranoya. Ölüm, insanın kabul edemediği sonuçlardan biri. Ölüm, her canlı için kaçınılmaz olsa da, insanoğlu her ölüm karşısında aynı şaşkınlığı göstermekten kendini alamıyor. Ölüm bir doğadır, hayatın bir parçası. Yine de, her ölüm doğal değil, ve bu yüzden aynı derecede acı değil. Ölümü doğal olmaktan çıkaran şey, onun korku ile dolması. Ölüm bir hayat üretecekse, bu bir hayattır. Ölüm korkusu, bir suçluluk durumunu bildirir. Doğal olan, ölümden korkmamaktır. Çünkü korkusuzluk, aynı zamanda ölümsüzlüktür.

Korku hafife alınır bir duygu değil. Ölümden sözettim, öldürmekten değil. Doğadan sözettim, karşı-doğa'dan değil. Ölüm korkusuyla öldürmek, daha baştan ölümü sakatlanmış bir felsefe olarak kabullenmektir. Oysa ölümün yaşam yaratıcı bir doğası var. Tıpkı karanlığın aydınlık üretici bir doğası olduğu gibi.

Öldürmek ve korku birbirini besleyen en temel iki duygu. Korkunun savunma refleksi öldürmek. Ölüm karşısındaki savunma refleksinin ortaya çıkmasına yol açan ise, korku. Birçok insanın kanına giren katillerin hiç de sanıldığı kadar cesaretli olmadıkları bilinir. Hele bunların bır cinsi vardır ki, iki dudağının arasından çıkan sözcüklerle onlarca insanın hayatını bir çırpıda yok eder. İşte bu tip, en büyük korkaktır. Yazik ki, kitleler bu korkakların ölüm korkusu anlamına gelen yanılsamalı cesaretlerine taparlar. İnsanları görmemek, onlarda her türlü kusursuzluğun bulunduğunu! varsaymaya yeterli bir nedendir. Zalim imparatorlar, tebaaya görünmemeyi bir kutsallık olarak bildirirler. Meşruiyet vadesi dolan liderlere ilk ihanet edenlerin hemen yanı başlarındaki en sadık adamları olması, Allahın en büyük meleği olan şeytanın kendisine ihanet eden ilk melek olması, yabana atılacak veriler değil. Büyük karizmatik liderlerin kendi peşlerinden neredeyse büyülenmişçesine sürüklediği kitlelerin çağı geride kaldı gerçi; ama hala bunu esas alan sözümona liderlikler ve bunları göremeyen, dolayısıyla kusursuz olduklarına inanan kitleler, yazık ki hala var... Belki de hep olacak...

Kuzey Kürdistanda kendi ölümüne kilitlenmiş bir vakıa var. Kongra Gel örgüt yönetimi. Her durumda, kendi hayatını değil, kendi ölümünü kıstas alıyor. Dağılma, yokolma korkusu, onu öldürme eylemine itiyor. En kolay öldürmenin de kitleler nezdinde bir güç gösterisi olduğunu biliyor. Bu yaşlı oluşumun bir fikri, hayat için doğruya yakın bir tasarısı yoktur; ama hep kıyıma uğramış bir halk için, paranoyak bir öldürme konsepti vardır. Bu korkunç bir yanılsama, elbette; çünkü sonuçta öldürdüğü kendisidir. Korkunç bir yanılsama, Kongra Gel'in hitabettiği Kuzey Kürtlerini kasıp kavuruyor. Ve gençlerimizi onurlu olmak adına kendi ölümlerine sürüklüyor. Bu, bir intihar örgütüdür; Kürtleri kendilerini yoketmeye çağırıyor. Oysa K_ fcrtlerin varolmaya ihtiyacı var; ve bu halk, dünya halkları içinde, maddi hiç bir dayanağı olmaksızın bugüne gelebilmiş belki de tek halktır.

Kemalê Sor, vuruldu. Yanlışları ve doğrularıyla, ömrünün 20 yılını koşulsuz/karşılıksız bu halkın daha insanca bir yaşamı için harcayan bu insan, mücadele ettiği düşmanı tarafından değil, bu düşmana karşı beraber silah çattığı arkadaşları tarafından vuruldu. Tıpkı Sipan gibi... Bu durumu izah etmek, ancak kendisine düşmanlığı başlıca yöntem olarak benimseyen PKK ve onun liderlik yapısını tanımakla mümkün olabilir. Bir insanın ömründe 20 yıl, dile kolay. 20 yıl, Kemalê Sor eline silah alıp halkı ve ülkesi için mücadeleye başladığında anasından yeni doğanlar, şimdi 20 yaşındalar. Ama Kongra Gel, Kemalê Sor'un onun için mücadele ettiği halkı, ona ölümünde bile "alçak" demesi için kışkırtıyor. En azından, Ke! malê Sor'un sevdiği için uğruna ömrünü verdiği halkı susturuyor.

Bir insan, ancak insan olmaktan vazgeçtiği zaman kendisini alçak ilan edebilir. Kongra Gel, Kemalê Sor şahsında kendisini alçak ilan ediyor.

Çocuk Uğur için, Filistinli çocuklar ve Felluce'de öldürülenler için; ve kendilerinin nasıl tehdit edildiklerine ilişkin kaleme sarılanlar, kendileri ve bu halk için ömrünün 20 yılını hiç bir karşılık beklemeden veren ve Kongra Gel tarafından katledilen bu insan için, ağızlarına bıçak vurulmuşcasına, nedense yazacak bir şey bulamıyorlar. Kemalê Sor, tehdit edilmedi, öldürüldü. "Biz PKK olarak ilk adımı attığımızda da, bu halkın önemli bir kesimi bize küfrediyordu". Oysa Kongra Gel marifetiyle bugün cenazelerimize bile küfrediliyor. Bu, ananın kendı evladına küfrüdür.

Asıl onursuzca olan, olup biteni bu kadar iyi anlamalarına rağmen tavır sahibi olmalarını beklediğimiz aydınlarımızın suskunluğudur. İdris Güzel'in yazdıkları gibi basmakalıp, eklektik, dengesizce peşpeşe takılan kelimelerden oluşan ve hiç bir yazım değeri taşımayan yazıları bile sitelerinde tutanların, Kemal için hiç bir şey yazmadıkları gibi, yapılan açıklamaları bile birkaç saat tuttuktan sonra alalacele kaldırmaları, gerçekten esef verici.

Bu tavırsızlığın en önemli nedeni, şüphesiz ki, korku rejimi. diğer bir nedeni ise rant... Ama her ne nedenle olursa olsun, bu cinayet karşısında kendine insanım diyen herkesin duygularının depreşmesini beklerdim. Acı ki bunu göremedim. Bugün hala Avrupa'daki Kürt gericiliği, aşılması Kürt halkı için tarihi bir zorunluluk olan Kongra Gel'i ayakta tutan en büyük etken. Kürdistan'da en basit bir örgüt çalışmasını yürütemeyecek kadar tepkili birçok kişinin kapağı Avrupa'ya attıktan sonra nasıl da örgütçü kesildiklerini çok iyi biliyorum. "Bir ipte iki cambaz" idare etmek isteyen uyanıkları da biliyorum. Ve korkudan kısık konuşan sessizler korosunu da. Taraf olmak bugün haktır. Tavır almak yada almamak da. En önemlisi de, ! kendine insanım diyen herkesin bütün siyasal kaygıların ötesinde insani vasıflar gösterebilmesi. Savaş bunun içindir.

Ve bir dipnot:

Daha önce yazdıklarım, Özgür politika isimli gazetede yazan Şamil Batmaz (Delil Karakoçan) tarafından kitleleri öncüye karşı kışkırtmak olarak yorumlandı. Ortaçağda köylüyü ağaya karşı, islam toplumlarında kulu Allah'a karşı kışkırtmak gerekçeleriyle çıkarılan ölüm fermanlarındaki suçlamalara benziyor yazdıkları. Bireysel olarak klasik parti organını öncü, kitleleri ise bu öncünün ardından yürüyen sürü olarak gören belirlemeleri zaten benimsemiyorum. Bu anlamda, ne bir öncüyle, ne de bu öncünün ardısıra giden bir sürü ile hiç bir toplum kişilikli bir yaşam kuramaz. Toplum içinde, toplumun çıkarlarının yüksek sesle seslendiriciliği anlamında, kışkırtıcılık rolğ cnden gocunmuyorum. Kendilerine öncü misyonu biçen örgütlerin de, eskiden olduğu gibi, öncülerinin söylediği her sözü Allah'ın kelamı olarak kabul eden yaklaşıma sahip müritler topluluğunu bulması artık çok güç. Kişisel olarak, "kral" arının köle ordusunda bir köle olacağıma, bu arı kovanına çomak sokan kışkırtıcı bir çocuk olmayı da tercih ediyorum. Bedeli ne olursa olsun....

Sürü psikolojisi ile hareket eden toplumlarda farklı bir sesin çıkması, afaroz edilmenin gerekçesidir. Ama bütün afaroz edilmeler karşısında her zaman farklı sesler çıkmaya da devam edegeldi. Bizim farklılığımız birilerini yok etme amacını taşımadı hiçbir zaman, -taşımayacak da. Ve farklı olmamız yok edilmemizin gerekçesi yapılmak istendi. Birilerini yok etmek için komplo üstüne komplo tezgahladığımızı düşünenler, dünyanın kendilerinden ibaret olduğunu sanan paranoyak hastalar topluluğudur. Paranoyakların en belirgin özelliği de, korkularıyla beraber varolmaları. Paranoyakların korku gerekçeleri ortadan kalktığında rahatladıkları sanılır, oysa gerçek tam tersidir: Bir paranoyak için korkacak bir şeyin kalmaması, ölümle eğ edeğerdir. Bunun için paranoyaklar kendine düşman bulmakta, ve eğer yoksa yaratmakta ve yarattığı bu düşmandan korkarak dengesiz eylemlilikler içine girmekte hiç zorlanmazlar. İşte bundan dolayıdır ki, paranoyak toplumların eylemlerinde mantık aramak aptalcadır.

ABD'nin Suriye ve İran'a müdahaleyi gündemine aldığı bugünlerde, YNK ye karşı Kongra Gel tarafından alınan savaş kararları ve Suriye çalışmalarında en etkili olabilecek hareketin önder kadrolarına dönük bu eylemlerin mantığı ne olabilir? Her ağzını açtığında Güney Kürdistan'daki gelişmelere karşı Türkiye Genelkurmayını bile uyarıcı açıklıkta düşmanca tutum içinde olan bir kişiyi Kürt halk önderi olarak benimsemenin mantığı ne olabilir? Üstelik bir televizyon programında, MHP'li Mehmet Gül, Şex Sait'in torununa karşı Abdullah Öcalan'ı savunuyorken, hala onu kurtarıcı bir Mehdi olarak beklemenin hiç bir mantıkı izahı yok.

Bizim bizi kurtaracak yeni mehdiler beklemeye gereksinimimiz yok. Bizi peşinden sürü gibi yürütecek bir öncüye de gerek yok. Asıl ihtiyaç duyacağımız şeyler kendi kafa ve yüreklerimizin içinde yeterince var. Yeter ki onları ortaya çıkarmaya cesaret edelim. Bunun için yeterince öldük ve öldürdük. Bir dava uğruna ölmek, bir dava uğruna yaşamakla eşdeğer. Bir ideoloji için ölmeyeceğiz artık, bir yaşamın eşsiz olması için kavga edeceğiz, ve bunun ölümle sonuçlanması, Sipan ve Kemalê sor gibi, bizi ancak çocuklarımızla hayata bağlar; bizi hayattan ayırmaz. Gerisini hayattan ayrılmış ve hayatı durdurmuş olanlar düşünsün.

Bir ayrım noktasına vardık: Artık bizler, kendilerini amaç yerine koyan örgütlerin ve makinaların hizmetine koşamayız. Günümüz insanı ne mutlu ki böyle bir insan değil artık, ve bu insanın insan olmasında bizim küçük de olsa bir katkımız var. Çağımızın ortaya çıkardığı en güzel gelişme de bu olsa gerek. Özgür bir zekaya sahip birey, en büyük devrimdir.

Biz, fertleri olduğumuz bu halk için savaştık. Bunu onurlu bir yol olarak bildik. Tıpkı Kemalê Sor gibi... Ve bundan hiç bir zaman pişman değiliz. Korktuğumuz için değil, korkmadığımız için vurduk düşmanlarımızı; yanıbaşımızda bu halkın en onurlu insanları şehit düştü. Düşman olarak bellediklerimize karşı teslim olmamak için onlarca arkadaşımız kendi kafalarına kurşun sıktılar. Düşmana söylenmiş bir kelimeyi davaya ihanet olarak gören direniş şehitlerimiz, teslim olmayarak ölüm oruçlarına yatıp kendilerini yaktılar. Şüphesiz, bu şehitlerimiz bizim için en büyük değerdir.

Yazık ki, bu değerlere sahip çıkmak, Genelkurmayın direktifleriyle hareket edip arkadaşlarına kurşun sıkmakla olmaz. İlk sözü "devlete hizmet etmeye varım" olan ve arkadaşları ve örgütü hakkında her türlü itirafta bulunan, bu değerlerin sahibi olamaz. Bu halk bu anlamda değerlerine sahip çıkabilmeli ve bu en ahlak dışı siyaset yaklaşımının yapmak istediği gibi, kendi ellerimizle kendi cesetlerimizi peşkeş çeken tutuma karşı tavır sahibi olmalı.

2005-03-12

http://www.welatparez.com


Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz
Konuyu tartismak icin tiklayiniz

"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"


Yezdan HAT

Dersén Kurdî 13

Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor.

Dersén Kurdî - hemu

International News

2008-11-13

2008-11-11

2008-11-10

2008-11-09

2008-11-08

2008-11-07

2008-11-06

2008-11-05

Valid XHTML 1.0 Strict


Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32