Welatparez.com 

 
Hüseyin Kaytan

Kongra Gel Yönetimi, cinayetlerini durdur!

Diğer güncel noktalar dışında iki hususu vurgulamak isterim. Birincisi şu: Kürtlerin kazanması, ancak onların tek bireylerden en geniş örgütlere kadar, bağımsız düşünebilme yeteneklerinin gelişmesiyle mümkündür. Bağımsız düşünmek, birey olmakla, bu da kişilikli bir ulus olmakla doğrudan ilişkilidir. Refahla, rahatlıkla, şu veya bu düzeyi kazanmakla fazla bir ilgisi yok. Bir bağımsız düşünme tarzı, kişiye kazandırabileceği gibi, ona kaybettirebilir de. Ama her halükarda ona yaşamsal bir kişilik kazandırır. Bu da bir ulusun yeni kuşaklarının nefes alması demektir; sağlıklı ve gerçek bir fikirsel ve moral atmosferin oluşması demektir. Özellikle, eğer olacaksa, Kürt aydınının tutumu bu olmalıdır. Çünkü başka herşeyd! en daha fazla, aydın olmak bir kişilik gerektirir. Siyasal oluşumlar şu veya bu aktüel kaygıdan hareket ederek farklı tutumlar içinde olabilirler, politik hesaplar yapabilirler. Buna karşılık aydın her zaman, bağımsız düşüncenin örneği olarak, bağımsızlık yanlısı olmalıdır.

İkinci nokta şu: Kürtlerin siyasal yapılanmalarının şu veya bu biçimi, kendisini şu veya bu dış gücün yedeği olarak tanımlamamalıdır. Bu da siyasal bir kişiliksizliğe yol açar. Kürtler ve ülkeleri için bir siyasal-toplumsal tasarım, şu veya bu gücün desteğini gerektirebilir; bu doğal olduğu kadar birçok koşulda zorunlu da olabilir. Ama hareketler kendilerini bununla tanımlamamalı veya, herhangi bir ilişki nedeniyle diğer Kürt hareketlerini suçlamamalıdır. Her ikisi de çıkmazdır ve Kürt halkına bir faydası olmayan tutumlardır; dahası ideolojik amaçlara hizmet etseler de, bu tutumlar Kürt halkına nihai olarak kaybettirirler.

Öte yandan bağımsızlık kavramı, yeni sömürgecilik çağındaki tanım çerçevesinden elbette çıktı. Ama bu bir anlamsızlık değil, yeni bir anlam. Bu noktada, gerçekleşme olanağı olsun veya olmasın, Kürtlerin bağımsızlık isteği, onların onurlu olma isteği ile eşdeğerdir. Hangi sömürge ulus elverişli koşullarda bağımsızlık hareketi yürüttü? Hepsi de bin türlü olanaksızlıktan yola çıkarak, bağımsızlıklarını kazandılar ve dünya uluslar ailesinde bir yere, kimliğe, kişiliğe sahip oldular. Kimler Kürt bağımsızlık egemenliğine karşı çıkabilir? Elbette Kürtlerin bağımsızlığının çıkarlarına zarar vereceği güçler, ve onların rehineleri. Türkiye rejiminin egemenliği bunun başında geliyor. Ve tabii aynı mantıkla da! vranan diğer bölge rejimleri de: Suriye ve İran.

Dahası, bugün gerçekleşme olanağı olmasa bile, bağımsızlıkçı tutum iki temel noktada gereklidir: Birincisi ulusal onur duygusu için gereklidir; ikincisi, bağımsızlık eğilimine başka hiç bir anlam yüklemeyen aklıevvel politikacılarımıza rağmen, en azından sömürgeci rejimler karşısında daha refomist hareketlerin pazarlık şansını arttırır.

Bağımsızlık, her türlü dış güçten bağımsızlıktır; ama bu aynı zamanda her ilgili güçle ilişkiyi de gerektirir. Bir bireyin ya da bir halkın canlılığı; onun ilişki tarzı ile anlamlıdır. Değilse, o yaşamıyor demektir. Bağımsızlık da, bir ilişki tarzıdır; ve hiç bir zaman bir ilişkisizlik değil.

İşte ortada; ABD'den bağımsız olmak, onunla ilişkisiz olmayı gerektirmez; ABD bir vakıadır, geçmişinde, belki de dünyaya yeni bir uygarlık alternatifi oluşturacak bütün bir kıtasal kültür bütününü yok etmiş olsa da. Bir realite varsa, onu görmezden gelmek sadece kafayı kuma gömmek anlamına gelir. Yine Türk devletinden bağımsız olmak, onunla ilişkisiz kalmayı gerektirmez. İlişkinin biçimi, tarzı önemlidir. Bu ilişki bir savaş ilişkisi olabileceği gibi, bir ittifak ilişkisi de olabilir. Önemli olan, ilişkide bulunan tarafın kendi kişiliğini korumasıdır. Ve bu da bir mücadele sorunudur.

Eğer artık yeterince utanç verici hale gelen ideolojik safsatalarla sakatlanmamışsa, her sıradan kafa bu doğruları rahatça anlayabilir.

Bu noktaları anımsattıktan sonra, şimdi vurgulamak istediğim asıl konulara geliyorum: Kürt hareketlerinin fikirsel çelişmeleri sadece çok doğal değil, ama gereklidir de. Öte yandan ama, Kürtlerin kendi iç çatışmaları, aralarında uzlaşmaz ideolojik çelişkiler olsa bile, kendi çıkarlarına değildir. O halde fikir mücadelesi yürütmesini bilmek gerekir. Bilmiyorsan, o zaman zarar vermeyeceksin ve bir köşeye çekileceksin. Bunu yapmıyorsan ve çatışmayı öne çıkarıyorsan, o zaman sen bu halkın düşmanlığını yapıyorsun demektir.

Kuzey Kürdistan, bir PWD-Kongra Gel fikir çatışmasına gebedir. Bu verimli bir çelişmedir ve her halükarda bu çatışmada kazanan Kürtler olmalıdır. Taraflardan hiç biri, kayıtsız şartsız kendi düşüncesinin kazanacağı saplantısına girmemelidir. Bunların her ikisinin çelişmesi, gerekli ve belki de geç kalmış bir çelişmeydi. Ve bu çelişmenin sonucunda daha büyük bir olasılıkla bu iki tarafın da dışında, veya her ikisini de içerecek yeni bir halk hareketi kazanacaktır. Çok net olan vakıa şudur: PWD veya başka bir ad altında gelişme göstersin, Kuzey'de yeni bir halk hareketi gereklidir. Mevcut siyasal yapılanmalar olaylara hakim değildir, aksine olaylar onları yönlendirmektedir. Niyetleri ne kadar iyi olursa olsun farketmez; kendi dışındaki olayların yönlendirdiği bir siyasal hareket, bir kişi! lik oluşturmaz. Ve ideolojik olarak sakatlanmış anlamsız tutumlar dışında kimse tarafından ciddiye de alınmaz. Sonuçta olan da budur. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Kuzeydeki Kürt hareketini kişilikli bir hareket olarak ciddiye almamaktadır. Türk Genelkurmayının bu hareketle oynadığı bir kedi-fare oyunudur. Şimdi de Güney Kürdistan'a inmek için onun Kandil dağlarındaki varlığını bahane etmeye hazırlanıyor. Aradabir bazı emekli generallerin, Türk polis şeflerinin ve özellikle Mehmet Ağar bağlantılı çevrenin söylemlerini izlerseniz, polisin ve subay ve astsubayların maaşlarının yetersiz olduğundan başlayarak, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki gerilla varlığına daha fazla tahammül edemeyeceğine gelip dayanan bir mantık zincirini kolaylıkla çıkarsayabilirsiniz. Sorun, Kürt gerillasını hem manipüle edere! k Kürt hareketini sürekli denetim altında tutmak, hem de ger

'e7ek anlamından sapmış bir savaşı olabildiğince uzun vadeye yayarak Kürtlerin en nitelikli kişiliklerini gerillada imha etmek, hem de böylece Mehmet Ağar'ın asker ve polis devletine olabildiğince fazla maddi rant sağlamaktır. Türk sömürgeciliği, tarihsel bir olaydır ve sömürgeci geleneği olan bu devletin bu tutumlarına anlam da verilebilir. Ama ortadaki cadı kazanının vebalini sadece onların şovenizmine yüklemek fazlaca saflık olur. Bütün dünyasal koşullar, ABD'nin öncülük ettiği bölgesel müdahale, herşey, kişilikli bir Kürt hareketinin özellikle Kuzeyde belirleyici biçimde etkili olması için elverişlidir. İşte bugün eksik olan tam da budur. Bu vebal, Kürtler adına siyaset yapmak, mücadele etmek üzere sahneye çıkan herkesin boynundadır.

Kişisel düşüncem, yeni bir hareketin bir bağımsızlık hareketi olmasıdır. Bu tartışmaya açık bir düşünce elbette. Öte yandan ama, tarihe by pass yapılamayacağı için, çeyrek asırdan fazla bir süreçte belirleyici biçimde etkili olan PKK olayı esgeçilerek, muhtemelen yeni bir oluşuma gidilemez. Ya bu hareket tamamen çözülecek ve öylece aşılacak, veya dönüşecektir. İşte burada, çok büyük bir ihtimalle bir kırılma noktasına gelinmektedir. Türkiye devleti eğer Kuzey hareketini gerçekten manipüle edebiliyorsa, yani bu anlamda ona gerçek anlamda karşı duracak kişilikler hareket içinde belirleyici değillerse, Kürdün Kürde kırdırıldığı, ama aynı zamanda düşmanları tarafından da kırıldığı bir süreç kapıdadır. İşte, Kemalê Sor arkadaşın ! Suriye devleti yararına Kongra Gel çeteleri tarafından öldürülmüş olması, Kongra Gel yöneticilerinin kişiliksizliğini açığa vuruyor. Çok tehlikeli olan işte tam bu kişiliksizliktir. Bu sadece şu veya bu "hain"in vurulması anlamına gelmiyor; bu, Kongra Gel yöneticilerinin tohumlarına para saymadıkları binlerce genci kendi halkına karşı kullanarak kırdırabileceği anlamına da geliyor.

Bunları söylemesi, yazması kolay gibi görünüyor; öyle mi? Oysa bu, yüreği birazcık bu ülke ve onun halkı için çarpan herhangi birini dehşet içinde bırakacak kadar korkunç bir tablodur. Kişisel olarak, açık konuşmak gerekirse, siyasal gelişmelerin şu ya da bu biçimde seyretmesi fazlaca umurumda değil. Bu noktada "senin işin değil, sen yazma, bırak başkası yazsın" diyen çok fazla insan var. Ama işte bu tabloyu, bu cadı kazanını, en önemlisi gelecek Kürt kuşakları açısından çok tehlikeli buluyorum. Bana bunları söyleten temel kaygı budur. Sıradan bir Kürt insanı olarak, şunları düşünebilecek kadar sağduyuya sahip olmak, ideolojik anlamda utanç verici biçimde sakatlanmış beyinler tarafından ihanet olarak nitelenebiliyor: Öcalan'ın esaretten kurtarılması için bir hareketi feda etmek! belki yine bir parça anlaiılabilir de, Kürtlerin gerçek bir ulusal kimlik kazanmalarının önüne geçecek ve kültürel bir eritme anlamına gelecek bir demokratik Türkiye Cumhuriyeti için neden çocuklarımı ölüme göndereyim? Üstelik bu, benim adıma bile tahammül etmeyen, en sıradan bir tartışmada üstü örtülü ya da açıkça soykırımla beni tehdit eden bir demokratik Cumhuriyet ise. Elbette birilerinin böyle bir düşünceyi tutarlı bir tarzda savunmaya hakları da vardır. Buna saygı duyulabilir. Ama ardından şu soru gelmelidir: Eğer gerçekten amaçladığın buysa, bunun yöntemi gerilla savaşı değildir; gerçekten böyle bir fikirde tutarlıysan, demokratik anlamda örnek olursun ve kitlesel mücadeleni verirsin; buna ancak şapka çıkarılabilir. Ama yapılan bu değil; Kuzeyde kitleler yıllardı! r aralıksız pompalanan "komplo" teorileriyle depresif hale getirilmiştir. Gerilla, kendi kendisini kemiren soyutlanmış bir güç haline getirilmiştir. Ve mevcut yöneticiler tarafından gelecekte nereye yönelik kullanılacağı belli değildir. Öte yandan çok açık olan şu var: Bu gerilla, mevcut konseptiyle, Türkiye rejimi için kesinlikle bir tehlike oluşturmuyor. İşte bu noktada sağduyu sahibi olanın sorması gerekir: Ne adına Kürt ve Türk halkının çocukları birbirini vuruyor? Vurulan ister asker olsun, ister gerilla, ya da sözümona "hainler" olsun; ne adına? Birkaç politik rantçının nevrotik duyguları tatmin olsun diye mi bu halkın en seçkin evlatlarını öldürteceksin? Genelkurmay görevlilerinin maaş ve ikramiyeleri, operasyon ihalelerinden aldıkları rant az geliyor diye mi birbirimizi vuracağız? Yoksa Kuzeydeki Kürt gücü anlamsız biçimde manipule edilerek, Kürtlerin elin! e belki de bir daha geçmeyecek bir fırsat heba edilsin diye mi? Öyle ya, bir mantığı olmalı mutlaka. Gerilla bağımsız ya da en azından federatif, özerk bir Kürdistan'ı amaçlarken, Türk veya Kürt olsun halkın çocuklarının birbirlerini kırmaları, bir trajedi olsa da, bir anlama sahipti. Oysa şimdi Kongra Gel'in gerilla konsepti, kusura bakmasınlar ama, kendi içinde tutarlı bir komedi bile değil. Şimdi Kongra Gel yöneticileri, "ben yönetiyorum, sana ne oluyor" diye soracaklardır. Bunun karşısında bu halkın sağduyusu seslenmelidir: Gerillaya ömürlerini vermek üzere gelen binlerce genç, Kürtlerin cesaret ve onur anıtlarıdır. Ve bunları nasıl değerlendirdiğinin hesabını bu halka vermek zorundasın. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi ordusuyla yürütemediği gizli çıkarlarını mı koruyacaklar; yoksa K_ fcrdistan'a mı hizmet edecekler?

Bu noktada hemen bir anımı aktarayım: Sanırım 1 yıl kadar önceydi, Mahmur Mülteci Kampında bir sanat merkezi inşasına başlamıştım. Kamp adı üstünde mülteci, yarın kalkıp gidebilir, ama onlar gitse de çevrede Güneyli Kürtler yerleşik, sanat merkezi onlara kalacak. Şu anda hala etkili Konsey üyelerinden bir arkadaşımızla bu konuda tartışmıştık. "Kimin için yapıyorsun bu binayı?" diye sormuştu. "Halk için" demiştim. Gülmüştü: "Halk için ha? Niye sen hayır kurumu musun?"

Bugün yaşıyoruz, yarın olmayabiliriz. Ortada gözden kaçırılmaması gereken iki önemli olay var ve bunları Kürt tarihine doğru not düşmek önemli: Biri Sipan arkadaşın vurulmasıydı, bu arkadaş İran Kürtleri içinde yeni bir hareketin öncülüğüne hazırlanıyordu. Kongra Gel yönetimi, İran istihbaratının isteği doğrultusunda bu arkadaşımızı katletti. Ve failler yakalanmadığı için bunu inkar etti. Kemalê Sor, Suriye Kürtlerinin öncülüğüne hazırlanıyordu. Aynı Kongra Gel yönetimi, Suriye (ve belki de Türk?) istihbaratlarının isteği doğrultusunda Kemalê Sor'u katletti. Bu kez failler yakalandı. Gizleyemiyor, ama hiç "biz yaptık" da diyemiyor. Peki arkasında duramayacağın, üslenemeyeceğin eylemi neden yapıyorsun? O zaman senin meşru olmadığın açıkça ortaya ! çıkıyor. Çok açık olarak, bu eylem Suriye rejimine hizmet

ediyor. Önemli bir nokta da şu: Kongra Gel yönetimi böylece, Kemalistlerden aldığı temel bir özelliği, Kürt düşmanı rejim ittifaklarının hizmetinde yürürlüğe koyuyor: Alternatifleri yok etmek. Oysa Kürtlerin hayrına olan bir hareket, alternatifler yaratma hareketi olmalıydı. Ulusal birlik de bunu gerektirir. Ulusal birlik, bir alternatifler birliğidir, yoksa kuruyup katılaşmış tek bir hareket saçmalığı değil. Bu eşyanın doğasına aykırıdır. Ondan sonra da depresif örgütümüz "demokratik" bir söylem tutturmaya çalışıyor. Bunlara çok açık olarak söylenecek tek bir laf var bu noktada: Yalancılar. Bu halkı aldatamayacaksınız.

Hazretler böylece İran ve Suriye'deki Kürt hareketini öncüsüz bıraktıklarını düşünüyorlar. Ve sırada Kuzey vardır. Kuzeyde şu anda en önemli alternatif de, PWD'dir. Bu nevrotik çete anlayışından beklenmesi gereken, şimdi de PWD öncülerine yönelmeleri. Kemalê Sor'u vuranlar da bu doğrultuda planlamalar olduğuna ilişkin bilgi vermişlerdir. İşte kırılma noktası dediğim budur. Böyle bir eylem, baltayı kendi ayağına vurmaktır ve bu konuda duyarlı olunmalıdır. Özellikle ve öncelikle Kongra Gel içindeki yapı buna duyarlı olmalıdır. Bu tarzda alternatiflerin yokedilmesi, Kuzeyde Kürt hareketinin yokedilmesinden başka hiç bir anlama gelmez. Bu sadece ve sadece, şimdilerde çarpıcı biçimde tekrar özel savaş örgütünü yenilemeye çalışan Mehmet Ağar gibi derin devlet faşistlerini! n çıkarına uygun olabilir. Kongra Gel yöneticileri, eğer yenilginin depresyonu onları çok zorluyorsa, adam gibi kendi kafalarına sıksınlar kurşunu. Tarihsel bir hareketi yerel faşist rejimlerin çıkarlarına kullanacaklarına, nispeten onurlu diye nitelenebilecek böyle bir eylemi tercih etsinler. Yenilgi psikolojisi kişilere hastır; bu halk yenilmemiştir, yenilmeyecektir. Kazanan sizler olmayabilirsiniz; ama önemli olan bu değildi ki; önemli olan bu halkın kazanmasıdır. Öyleyse bu halkın en değerli evlatlarının neden kanına giriyorsunuz? Kişisel olarak, bütün Kürt halkı önünde, Kongra Gel yönetimini tekrar tekrar çok açık uyarıyorum: Ya bu cinayetleri durduracaksınız, ya da Kürt tarihinde sonuna kadar lanetleneceksiniz.

2005-03-12

http://www.welatparez.com


Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz
Konuyu tartismak icin tiklayiniz

"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"


Yezdan HAT

Dersén Kurdî 13

Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor.

Dersén Kurdî - hemu

International News

2008-11-13

2008-11-11

2008-11-10

2008-11-09

2008-11-08

2008-11-07

2008-11-06

2008-11-05

Valid XHTML 1.0 Strict


Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32