Welatparez.com 

 
Ümit Beyazdağ (Dr. Agit)
Güney’i Kuzey’den Savunmak...

Ahmet Altan, Aktüelde yayınlanan bir yazısında, “kapıdan ansızın giren kendi görüntüsü karşısında ünlü Fransız yazar Maupassant’in çıldırdığını ve bunun kendisini hep ürküttüğünü” yazmış. Düşünsenize, siz yerinizde oturuyorsunuz, ansızın kapı açılıyor ve bakıyorsunuzki, o da ne? Gelen sizsiniz. Doğrusu ürkmek için oldukça yeterli bir sebep... insan kendisiyle karşılaşmaktan hep ürker. Bir de bu durum, insanda en köklü duygu olan kendine acıma duygusuyla birleşince daha da anlaşılır olur. Zira insanın en köklü duygusu ne öfke, ne korku, ne de başka bir şeydir. İnsanın kendi kendine acımasıdır. Bunun içindirki, insan kendine hep uzaktır aslında. Nars’in suda yansıyan aksi karşısındaki şaşkınlığı, belki de kendisiyle karşılaşmaktan duyduğu ürküntünün yol açtığı bir şeydir. Ve sonucu ölümdür. Bir çok büyük düşünürün intihara eğilimli olmalarının ve bazılarının da intihar etmelerinin sebeplerinden biri de kendileriyle karşılaşmak değil midir? Çağdaş psikolojinin kullandığı en yaygın yöntem de, hastayı kendi gerçeğiyle karşılaştırmaktır. Kendisiyle yüzleşen hastanın iyileşmesi, kendisiyle karşılaşmanın yol açtığı şok durumunun etkisiyledir. Toplumun önemli bir kesiminin hastalıklı olması da önemli oranda aynı sebeptendir. Bir çoğumuzun kendi kendimizle uzlaşarak, kendimize söylemeye korktuğumuz bir çok yönümüzün, köşede bucakta kendimize bıraktığımız gizli saklılarımızın birileri tarafından bize söylenmesi, kendimizle karşılaşma anlamında yüzümüze vurulan bir şamar etkisi yaratır. Birey olmanın, gurubun güdük bir üyesi olmaktan çıkmanın en temel yolu, kendisiyle cesaretlice yüzleşebilmektir. Bu çok zordur ama gereklidir...

Kuzey Kürt siyaseti acilen kendisiyle yüzleşmelidir. Aksi durumda, Kürtler adına tarihin en büyük ahlak dışı siyaset yaklaşımı kendini çözüm adına kitlelere dayatarak, halkı kendi katline hizmet ettirmenin aracı olarak kullanmayı sürdürecektir. Kürtler buna hizmet etmemeli ve başta kendileriyle ve giderek de bu ahlak dışı siyaset anlayışıyla yüzleşmelidirler.

Bugün Irak seçimleri ardından Güney Kürdistan’da ortaya çıkan fiili ulusal özgürlük durumu karşısında, Kuzey Kürtlerinin sessizliği nasıl izah edilebilir? Kürtler, tarihlerinde bir çok kez yenildiler ama hiçbir zaman ulusal duygularını yitirmediler. Tasada, kederde ve sevinçte, kimi zaman yeteri kadar göstermeseler de, hep yüreklerde bir birliği yaşadılar. Bazen korkudan sevinçlerini ve acılarını yüreklerine gömseler de, bu gerçek Kürtler açısından hep geçerli oldu... fakat ne yazıkki, bugün Kuzey Kürdistan’da yaşanan durum hepimize acı veriyor ve bir kez daha bizi kendi kendimizle yüzleştiriyor. Tamamen devlet denetimindeki İmralı adasından konuşan Abdullah Öcalan, Güney Kürdistan’daki fiili durum karşısında kraldan daha kralcı bir düşmanlık tutumu takınarak, kendisine verilen görevi layıkıyla yerine getiriyor. Bugün Türk devletinin kırmızı çizgilerini savunurken, en milliyetçi-faşist kesimlerce dile getirilenlerden daha radikal biçimde, Güney Kürt oluşumuna karşı gösterilen düşmanca tutumun Kürtlük adına yapılmasından daha utanç verici bir durum olamaz. Aslında Abdullah Öcalan tarafından yapılan sümer rahip devleti ve bu devletteki gönüllü kölelik ilişkisinin çözümlenmesi, bu duruma denk düşen en uygun benzer özellikleri içeriyor. Bugün Kürt halkı neredeyse kendi celladını seven ve ona kölece hizmet ederek özgürleştiğini sanan bir duruma, yani gönüllü kölelik statüsüne çekilmek istenirken, Abdullah Öcalan ise bu statünün mimarı olarak rahipleri oynuyor.

Tabi burada en önemli husus, Güney Kürdistan’da yaşanan fiili ulusal özgürlük durumu karşısında Türkiye’de kopartılan kıyamet ve Kuzey kitlesinin sus-pus olma durumudur. Bir dönüp geriye bakalım... idam cezasının kaldırılması ve Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde yapılan yasal düzenlemeleri, yaptığı bütün olumsuz pratiklere rağmen hala Kuzey kitlesi üzerinde en etkili güç pozisyonundaki PKK tarafından harekete geçirilen kitle, bayram niteliğinde kutlayıp, sınırlı da olsa aynı kitle Abdullah Öcalan’nın sağlık durumu gibi dar kısır istemler için harekete geçirilirken, Güneyde ortaya çıkan gelişmeler ve Türkiye’nin bu durumdan dolayı iki-de-bir ağır tehditler içeren söylemleri karşısında, neredeyse ağzına bıçak vurulmuşçasına bir sessizliği yaşıyor. Bu da bir tarafa, toplumun sözde en aydın demokratik öncüleri olarak bu hareketin siyasal parti ve kurumlarına çöreklenen kesimler, Güneyde ortaya çıkan gelişmeleri ikinci bir İsrail devleti olarak tanımlamaktan ve onurlu Kürt liderlerini egemen Türk ağzıyla, ilkel peşmerge lideri olarak tanımlamaktan da geri kalmıyorlar.

Siyaset; ortaya çıkan fiili durumları doğru değerlendirme sanatıdır da. Bu konuda PKK’nin sınıfta kaldığı açık. Muazzam kitle gücüne, geniş maddi olanaklara rağmen, yani bir halk hareketi olarak gereken her şeye sahip olan PKK’nin, dünyaca terörist olarak kabul görmesi ve giderek devlete yamanan bir çizgiye çekilmesi, bunun en açık göstergesidir. Bu şüphesizki, PKK’nin izah ettiği gibi, sadece dış nedenlerden kaynaklı bir durum olamaz. PKK ve ona yön veren liderliğinin kendisiyle yüzleşmekten korkan hastalıklı gerçekliği, yaşanan başarısızlığın en önemli nedenidir. Bir zamanlar her önüne geleni reformist, ilkel milliyetçilikle eleştiren PKK’nin en radikal talebi genel bir af iken bile, hala kendisini dünyaya yön veren güç olarak görmesi, kendi gerçeğinden ısrarla kaçmasının en önemli işaretidir.

Kürtler halk olarak bağımsızlık talebini yüksek sesle dile getirmekten hiçbir zaman korkmamalıdırlar. Bu Kürtlerin bir hakkıdır ve Kürt lider Mesut Barzani’nin de belirttiği gibi, Kürtler için hiçbir zaman hayal olmamıştır. Kürtler adına siyaset yapan güçlerin farklı program ve talepleri olabilir. Ama bu, bağımsızlık talebinin halkın istemi açısından bir hak olma gerçeğini yadsımaz.

Işte bu noktada Kuzey kitlesine önemli görevler düşmektedir. Güney’deki kazanımların Türkiye’den yıkılmaya çalışılmasına karşılık en doğru tutum, Güney’i Kuzey’de savunmaktır. Bugün Kuzey Kürt kitlesinin en asli görevi budur. Abdullah Öcalan’nın özgürlüğü değildir, af değildir yada dil eğitimi yapacak bir kaç okul hiç değildir. Kuzey’deki Kürtler, Güney parçasındaki gelişmeleri koruma görevini duyarlılıklarıyla ve pratik eylemsel yaklaşımlarıyla üstlenmeliler.

Bugün Kürt siyasetinin temel önceliği, halkımız açısından ortaya çıkan Güney’deki fiili özgürlük durumunun niteliğini tartışmak değildir. Süphesiz bu halkımız açısından önemlidir. Ama bundan da daha önemlisi, tarihin en eski statüsüz halkının bir statüye kavuşma mücadelesini ne olursa olsun desteklemek ve soyut teorik söylemler, muğlak belirlemelerle düşmanca tutum içerisinde olanları doğru tanımaktır. Bugün yetkin toplum ütopyacılığıyla romantik söylemlerde bulunarak Kürtler için statüsüzlüğün teorisini yapmayı görev bilen çeşitli çevrelerin, halkın kafasını karıştırmak dışında bu halka vereceği biçbir şey yoktur. Ve ne yazıkki tam da bu nedenlerden dolayı PKK, kadrosu ve fanatik kitle yapısıyla tam bir kafa karışıklığını yaşamaktadır. Kitlenin bu durumu yaşaması normal karşılanabilecek bir durum olabilir, fakat, sözümona bir çok aydın çevrenin durumu anlamalarına rağmen, tamamen bireysel rantçı hesaplardan dolayı hala aynı tutumlarında ısrar etmeleri, Kürt yiğitliğine yakışmayan esef verici bir durumdur.

Gelelim ikinci İsrail söylemine.... Bölgede önemli bir devlet olan İsrail’in de şüphesizki bölgede çıkarları vardır. Yeniden düzenlenen dünyanın bu önemli bölgesinde Araplar içerisindeki zorlu durumuna nefes aldıracak çeşitli yapıların oluşmasını ister ve bunu kendi çıkarları için destekler de. Uluslararası ilişkilerin tümü çıkar yaklaşımı üzerinden gelişir. Israil’in de bu anlamda kendi çıkarlarını düşünmemesini beklemek şüphesizki ham bir hayalcilik olur. Ama bunda gocunacak hiçbir taraf da yoktur. Bu böyleyken, Irak’ta Kürtlerin statü kazamasını İsrail’in güdümündeki bir sonuç olarak yansıtmak, bölgedeki her öküzün altında buzağı arayan “Yahudi fobisi”nden başka bir şey değildir. Türkiye’nin kendi ülkesinde çözemediği Kürt sorununun, bölgede yaşanan gelişmelerle beraber, kendi koyduğu kırmızı çizgileri zorluyor olması, Türkiye’nin böyle bir fobiyi ısrarla öne çıkarmasını anlaşılır kılsa da, Abdullah Öcalan’ın “genel kurmayı uyarıyorum, bölgede ikinci bir İsrail kurulacak, acil tedbir alın” söylemi, damarlarımızdaki kanı donduracak kadar riyakarcadır.

Kuzey Kürt kitlesi ulusal tutum sahibi olabilmeli, Güney’de ortaya çıkan durumu ulusal bir kazanım olarak görüp sahiplenmelidir. Bunu hiçbir siyasal parti yada kurumun etkisi altına girmeden, ulusal onuru için yapabilmelidir. Kuzey kitlesi ve siyasal oluşumları, Türkiye’nin Güney’deki Kürt devleti karşısında gireceği her türlü düşmanca tutum karşısında aktif eylem yaklaşımı içerisinde olabilmelidir. Kuzey kitlesi Güney’e bakıp kendisiyle yüzleşmekten asla korkmamalıdır. Ama bundan da önemlisi, ulusal birlik ruhuyla Güney’i Kuzey’de savunmayı temel stratejik bir yaklaşım olarak benimsemelidir.

2005-02-05

http://www.welatparez.com


Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz
Konuyu tartismak icin tiklayiniz

"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"


Yezdan HAT

Dersén Kurdî 13

Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor.

Dersén Kurdî - hemu

International News

2008-11-13

2008-11-11

2008-11-10

2008-11-09

2008-11-08

2008-11-07

2008-11-06

2008-11-05

Valid XHTML 1.0 Strict


Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32