Welatparez.com 

 
Osman Öcalan
Kürt siyasetinde soğuk şavas

Dünyamızın soğuk savaş koşullarını aşmasının üzerinden 15 yıl geçti. Soğuk savaşın aşılma sürecini 1985’lere kadar uzatmak mümkündür. Kesin bir tarih vermek gerekirse Sovyetler Birliğinin dağıldığı 1990’lar daha gerçekçidir. 90’lı yıllar uluslar arası alanda işbirliğini esas alan politikaların etkili olduğu yıllardır. Soğuk savaşın dayattığı sistemlerin ve tek tek ülkelerin birbirlerini zayıflatarak gelişme çizgisinin yerini işbirliğine bırakması son 15 yılın öne çıkan doğrultusudur. Ne var ki, Kürt siyasetinde soğuk savaş hala aşılmış değildir. Çeşitli güçlerin varlığını ve gelişmesini diğerinin etkisiz kılınmasına dayandırılması bunun ifadesidir. Gelinen noktada artık soğuk savaşın sürdürülmesi koşullarını yitirirken aşılması da ciddi çabalara ihtiyaç duymaktadır. Kürt siyasetinde soğuk savaşın aşılması süreci, dünyanın 15 yıl gerisinde seyrediyor. Burada önem kazanan Kürt sorununun, çözümünü gerçekleştirmek için yeni başlayan süreci hızlandırmak radikal girişimlerle hem içte hem de dışta işbirliğine olanak veren siyasetlerin egemen kılınmasıdır. Soğuk savaşın düşmanlık üreten siyasetlerinin tarihin çöp sepetine atılmasını demokratik hamlelerle gündeme almak günün gereğidir.

Sömürge ülkelerin özgürlüklerine kavuştuğu 1970’lerin ilk yarısı Kürdistan’da modern ölçülere uygun olarak özgürlük mücadelesinin başladığı dönemdir. Dünya çapında özgürlük hareketlerinin geliştiği 1960-75 döneminde Kürdistan’ın Güney parçasındaki direnişin yenilgi ile sonuçlanmasının hemen ardından tüm parçalarda ulusak direniş çok sayıda örgüt ve çevrenin katkısıyla başlamıştır. Gerek güneydeki yenilgiye duyulan tepki gerekse ulusal kurtuluş hareketlerinin başarısı ulusal dinamiklerin harekete geçmesini sağlamıştır. Özellikle Kuzey Kürdistan’daki direniş dikkat çekicidir. Büyük parça uzun süren sessizliğini bozmuş, yeni bir direniş sürecine girmiştir. Bu direniş, Kürdistan genelini etkileyerek gelişimini sağlayacaktır. Daha da önemlisi öncü güçler, sosyalist ideolojik kalıpları esas alacaklardır. İster kökü geçmişe uzansın isterse yeni olsunlar tüm öncü yapılar kendilerini sosyalist olarak tanımladılar. Hiçbiri sosyalizm dışında bir ideolojik yaklaşım benimsemedi. Sovyet- Çin çatışması ideolojik alanda yaşanan tek ayrılıktı. Bazı örgütler Sovyetlerin bazıları da Çin’in sosyalist bakış açısına yakın dursalar da sosyalizm hepsinin ortak paydası durumundaydı. Ancak her örgüt kendisini sosyalizmin doğru temsilcisi görerek diğerlerini mahkum etmeyi varlık nedeni haline getirmişti.

Kuzey Kürdistan’da başlayan modern direniş hareketi, dünya çapında yaşanan soğuk savaşın sosyalist sistem cephesinde mevzilendi. Sosyalist sistemin yanında kapitalist sisteme karşı mücadele etmek iç ve dış politikalarının ana ekseniydi. Yanında yer alınan sistemin yardımda bulunmamasına rağmen bu yaklaşım korundu. Siyasal, askeri, diplomatik vs. alanlarda mücadelenin gidişatını söz konusu yaklaşım belirledi. Böylece sosyalist sistemce kabul görmeyen ve desteklenmeyen özgürlük hareketi dünyada yaşanan soğuk savaşın bir parçası haline geldi. Kapitalist sisteme çıkarsız düşmanlık mahkum olunan çizgi olarak gelişmelere damgasını vurdu. Diğer taraftan sosyalist sistemin içinde Sovyetler Birliği ve Çin’in etkinlik mücadelesi soğuk savaşın başka boyutunu oluşturuyordu. Özgürlük hareketinin birde bu nedenle iki cepheye bölünerek mevzi tutması işi daha çok karmaşık duruma getirmişti. Soğuk savaşın bu iki dış etkeni, ulusal direnişin öncü güçleri arasında uzlaşma ve işbirliğini dondurmuş, karşıtlık ve düşmanlık kültürünü beslemişti. Bununla birlikte, Kürt siyasetinde olumsuzlukların iç nedenlerden beslenmesi hep ön planda olmuştur.

Sosyalist ideolojik kalıplar öncü kesimlerin ilişkisini daha işin başında olumsuz bir rotaya soktu. Dönemin sosyalist anlayışında uzlaşma ve işbirliğine yer yoktu. Uluslar arası planda olduğu gibi ulusal planda da harfi harfine tabii olmak tek ölçüttü. Bu ölçüyü yadsıyana biçilecek konum kesinlik derecesinde düşmanlıktı. Dolayısıyla sosyalizm kılavuz edinen öncü yapıların yakın görüşler savunsalar da birbirilerini düşman ilan etmeleri kaçınılmaz kaderdi. Nitekim hiçbir örgüt diğerine olumlu yaklaşmaya gereksinim duymamış tır. Her biri gelişimini diğerinin tasfiyesine endekslemiş, bu doğrultuda caba sahibi olmuşlardır. Süreç içinde düşmanlık ilişkileri belirleyen ilke düzeyine çıkmıştır. Toplumsal gericiliklerin katkısıyla soğuk savaş Kürt siyasetinin hücrelerine dek hükmetmiştir. Zaman zaman ittifak arayışları ve yapılan ittifaklar yaşamsal değer taşımamışlardır. Tersine olumsuzlukların ağırlaşmasına katkıda bulunmuşlardır.

Kürt siyasetine egemen kılınan soğuk savaşta kimin payı fazladır sorusuna cevap vermek gerekecektir. Soruya verilecek cevap PKK olacaktır. PKK’nin anlayış ve pratiğinde başkasına yaşam hakkı tanımamak temel felsefe olma özelliğini korumuştur. Ne içinde nede dışında farklılıklara niteliğine bakmadan tahammül göstermemiştir. Bu durum onu Kürt siyasetinin egemen gücü yaparken dışında kalan kesimleri ise baskı altında tutulan muhalefet konumuna itmiştir. İktidarsız egemen güç ve muhalefet ulusal dinamiklerin işlev kazanmasına set çekmiştir. En iyi durumda bile ulusal dinamiklerin işlev kazanması alt düzeylerde gerçekleşmiştir. Hiçbir dönemde ulusal dinamiklerin top yekun harekete geçmesinin moral ortamı yakalanamamıştır. Soğuk savaş hem askeri hem de siyasal ve diplomatik mücadelenin gelişimini frenlemiştir.

İktidarsız egemen gücün yanında Kürt siyasetinin muhalefeti de soğuk savaşın bir parçası konumuna düşmekten kurtulamamıştır. Nasıl ki PKK onların varlık göstermesini engelleyerek mücadelede tekelini kurmuşsa, muhalefet konumuna düşürülen güçler ise geleceklerini PKK’nin etkisiz kılınmasına bağlamışlardı. Muhalefet kendi içinde de parçalı bir duruştan kurtulamadı. Birbirleriyle ciddi ve sürekli ittifaklar kuramadılar. Egemenlik kuranla muhalefet, ve muhalefet konumuna itilen güçler aralarında hep mücadele ettiler. özgürlük hareketinin bütün kesimleri hasmane bir tutumu benimsediler. Ender ittifak çabaları biçimsel kaldı. Sömürgecilerin ağır saldırıları bile ittifaklara vesile olmadı. Soğuk savaşın muhalefet cephesinde yer alan güçler, izledikleri politikalarla siyasetin egemen gücünü aşamadıkları gibi ulusal dinamikleri harekete geçirme yeteneğini de sergileyemediler. Tahribatlarda payları alt düzeylerde kaldı, ancak ciddi gelişmelerde yaratamadılar. Hatta gerileyerek tekrarı yaşadılar.

21. yüzyıla girildiğinde soğuk savaşın iç ve dış koşulları alabildiğine zayıflamış, Kürt siyasetinin yenilenmesi kaçınılmaz olmuştu. Yurtsever demokratik çizgide bir çıkışa ihtiyaç vardı. Çünkü tıkanma son haddine varmıştı. Ya yenilenme ile çözüme gidilecek yada sömürgecilerin saldırıları altında yozlaşma, çürüme ve tasfiye sürecine girilecekti. Tamda bu sırada Türk Devleti harekete geçmiş ve PKK’nin Önderini uluslar arası güçlerin desteği ile esir aldı. Siyasetin egemen gücünün önderlik alanında yediği darbe özgürlük hareketini büyük bir krizle yüz yüze bıraktı. Artık siyasetin yenilenmesi ertelenemez bir görev olarak gündeme girdi. Aksi halde tıkanan mücadelenin tasfiye olmasının önü alınamazdı. Lafı çokça edilen demokratik değişimin daha fazla ertelenmeye tahammülü kalmamıştı. Bir diğer ifadeyle Kürt siyasetinde tıkanma ve krize yol açan soğuk savaş süreci aşılmalı, demokratik siyaset dönemi açılmalıydı.

Böylesi bir dönemde PKK uzun bir karasızlık sürecine girdi. Demokratik değişimi söylem düzeyinde kabul etmekle birlikte pratik adımların atılmasına cesaret edemedi. Demokratik değişimi riskli gördü. Stalinist yapılanmasını bırakmamak için söylemin ötesine geçmedi. Demokratikleşmenin kendisini Sovyetler Birliği misali dağıtacağından korktu. Bu hiçte yabana atılacak bir korku değildi. Stalinist bir yapının demokratik değişimle yenilenme şansı son derece zayıftı. Diğer taraftan muhalefet konumuna düşen güçler, projeler oluşturup duruma müdahaleden çok seyirci tutumunu benimsediler. Elverişli koşulları doğru değerlendirme ve özgürlük mücadelesini geliştirme yeteneğini ortaya koyamadılar. PKK’nin içine düştüğü krizi, kendilerinin doğrulanması çerçevesinde yorumlayarak tatmin olma yolunu seçtiler. Halbuki PKK’nin krizi onlara hiçbir şey kazandırmıyordu. Daha fazla zayıflama vardıkları sonuçtu. Denilebilir ki, PKK kaybederken kendilerinin kazanması söz konusu değildir.

ABD’nin Irak’a müdahalesi Kürt siyasetinde uzatmalı soğuk savaşa son noktayı koydu. Müdahalenin yarattığı ortamda Güney Kürdistan’ın özgürlüğüne kavuşması, Kuzey Kürdistan2ı derinden etkilerken siyasetin yenilenmesi daha bir yakıcı hale geldi. AK-parti Hükümetinin sınırlı reform programı bu süreci hızlandırdı. Gelişmelerin baskısı altında PKK; içindeki yurtsever demokratik muhalefeti tasfiyeye karar verdi. Türkiye2nin oligarşik güçlerine dayanmanın arayışına girdi. Kemalizm yüceltilerek Türk Devletinden destek görme hesabına yattı. İdeolojik, siyasal ve örgütsel yozlaşma, çürüme ve dağılma doruğa çıktı. Yurtsever demokratik eğilimin olumsuz gidişatı önleme çabalarının başarısızlığı sadece PKK’nin zayıflamasıyla sonuçlanmamış, ulusal kazanımlar bir bütünen riske düşmüştür. Soğuk savaşın şekillendirdiği Kürt siyasetinin ana gücü değişim yeteneğini gösterememiş, meçhul bir akıbete doğru kürek sallamıştır.

PKK’nin yaşadığı trajedi yeni bir durum yaratmıştır. Halkın moralinin bozulmasına rağmen siyasetin yenilenme ve özgürlük hareketinin yükselişe geçme koşulları mevcuttur. Eğer gerekleri yapılırsa çözüm yolunda mesafe aldırtacak gelişmeler ortaya çıkarıla bilinir. ABD’nin Irak’a yaptığı askeri müdahalenin etkileri AB’nin müzakereler karar vermesiyle Türkiye üzerinde gerçekleştirdiği siyasal müdahalenin etkileriyle birleşince dış dinamiklerin işlevlerini yerine getirmesi kıvamına girmiştir. Gerisi duyarlılıkları artan iç dinamiklerin harekete geçmesine kalmıştır. Bu da demek oluyor ki Kürt siyasetinin restorasyona değil köklü reformlarla yenilenmesi şarttır. Fakat, önem kazanan yasal siyaset alanında reformlardan ziyade restorasyon çabaları öne çıkmaktadır. Yasal siyasal güçler ve onlara yön verenler restorasyonda karar kılmışlardır. DEHAP ve HAK-PAR gibi yapılar, sınırlı ve yüzeysel değişiklerle yollarına devam etmekte ısrarlıdır. İsim dahil değişiklik ve genişleme yaklaşımları makyajın ötesine geçemez. Çünkü geçmişlerini kapsamlı bir eleştiriye tabii tutmaya, yeni politikalar belirlemeye, mevcut örgütsel yapılarını dağıtıp yeniden yapılandırmaya yanaşmıyorlar.

DEHAP’ın ‘Demokratik Toplum Hareketi’ adı altında yapmak istediği restorasyondan öteye anlam ifade etmiyor. Mevcut örgütsel yapılanmanın korunmasına yönelik ısrar değişimin restorasyon düzeyinde kalmasını getirecektir. Diğer taraftan DEHAP’ın krize girmesini fırsat bilen HAK-PAR siyasetin demokratik reformlarla yenilenmesi yerine ortaya çıkan fırsatı kullanma eğilimindedir. Gelişme stratejisini ve taktiklerini DEHAP’ın çözülmesine dayandırıyor. İsim, program vb. alanlardaki değişiklikler reform niteliğini taşımıyor. Rakibinin ölümünün ardından mirasa konmanın hesaplarının yapıyor. Olup bitenlerden hareketle soğuk savaşın örtülü biçimde sürdürüleceği tespitine varmak mümkündür. Burada ne yapılmalı sorusu gündeme geliyor. Dipte yürütülecek tartışmalar ve örgütlemelerin bir süre sürdürülmesi oldukça yararlıdır. Kürt siyaset sınıfının halkla iç içe geçmişi, bugün ve gelecek üzerinde yoğunlaşması sağlıklı bir gelişmenin ortamını güçlendirecektir. Çok geçmeden yöresel ve bölgesel inisiyatifleri örgütlemek ihtiyaç haline gelecektir. Tamamlayıcı adım, yurtsever demokratik çizgide en geniş kesimleri kapsayan yasal kitle partisinin kuruluşudur.

Kürt siyasetinde soğuk savaşın örtülü biçimi de kabul görmemelidir. Restorasyon çabalarına karşı durulmalı demokratik reformların gerçekleştirilmesi için mücadele bayrağı yükseltilmelidir. Çok geçmeden restorasyonu aşmayan girişimler başarısızlığa uğrayacak, soğuk savaşın her biçimi, siyasetin demokratik temellerde yenilenmesiyle aşılacaktır.

2005-01-22

http://www.welatparez.com


Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz
Konuyu tartismak icin tiklayiniz

"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"


Yezdan HAT

Dersén Kurdî 13

Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor.

Dersén Kurdî - hemu

International News

2008-11-13

2008-11-11

2008-11-10

2008-11-09

2008-11-08

2008-11-07

2008-11-06

2008-11-05

Valid XHTML 1.0 Strict


Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32