Ana menu
|
Hüseyin Kaytan Kürtlerin bir bağımsızlık stratejisine ihtiyaçları var PKK olgusunun ortaya çıkışıyla paralel olarak, Türk devleti stratejik anlamda operasyonel davranan bir ülke konumuna geldi. PKK ile savaş süreci, aynı zamanda Azerbaycan, ve Gürcistan başta olmak üzere, Çeçenistan, tüm Türki Cumhuriyetler ve Afganistan'a kadar, başlangıçta istihbari, ardından ekonomik ve giderek diplomatik bir koordinasyon oluşmuştur. Bugün etkin olan bu koordinasyonun temelini, Özel Harpçiler, kontrgerilla, ve zamanın gizli anti-sovyet örgütleri atmıştır. Dolayısıyla Türkiye'nin bu ilişkilerinin karakterini, bu başlangıç adımları hala büyük ölçüde belirlemektedir. Mehmet Ağar bu süreci çok iyi bilen ve yürüten adamlardan biridir. Son aylar içindeki bir tartışmada, Türkiye Başbakanını kastederek, "o bu ülkenin ne kadar güçlü olduğunu bilmiyor" gibi sözler etmesi, bu ger! çeklere dayanıyor. Gerçekte bugünkü hükümette, bu derin devlet yapılanmasına aletrnatif olacak bir ilişkiler sistemi geliştirme isteği ve pratiği gözlenebiliyor. Ama yine de, her iki gücü birbirinden keskin hatlarla ayırmak hem mümkün değil, hem de anlamsızdır. Türkiye Cumhuriyeti, 1980 başlarından itibaren bölgede bir imparatorluk gücü olmanın temel taşlarını döşedi. Bugün ise bunun gelecekte nasıl şekillendirileceği konusunda zorlandığı görülüyor. Zorlanmanın esas olarak gerçekleştiği nokta, anti-sovyet özel harp kuruluşlarının tasfiyesinin gündeme geldiği noktadır. ABD stratejisinin eskimiş ve kendisine yönelme eğilimi taşıyan özel harp örgütlerini tasfiyeye yönelmesi, Türk-Amerikan çelişkisinin temelinde yatan nedenlerden en önemlisidir. ABD, bütün sosyalist ör! gütlerle birlikte, ama daha çok bunların engellenmesi amacğdyla oluşturulan özel harp örgütlerinin tasfiyesi üzerinden bir imparatorluk gücü olmaya çalışırken, Türk derin devleti ise tersine, aynı gayrı meşru zeminin korunması üzerinden bölgesel bir imparatorluk kurmaya çalışmaktadır. Türk medyasında egemen ağız haline gelen Anti-Amerikan söylem, dolayısıyla savaş karşıtı bir söylem değil, aksine savaşçı bir söylemdir. Avrupa'da ırkçı yaklaşımdan yakınan Türk unsurların önemli ölçüde ırkçı bir yaklaşıma sahip oluşunu andırıyor bu. İşte Irak'taki Türk savaş karşıtı söylemi, bu insani örtü altında, sınırlarını Kerkük-Musul-Süleymaniye hattına indirmeyi arzulayan bir Türk imparatorluk arzusunun savaşçı duygusunu gizliyor. Mevcut durumun tarihsel bir gerçekleşme olduğu gözden kaçmamalı. Yani birkaç stratejist kafa kafaya verip Türkiye'nin imparatorluk stratejisini oluşturmuyor. Oluşmakta olan sürecin çok derinde tarihsel temelleri, zeminleri var. Ve bu tarihsel zeminde Kürtlerin yeri, en optimal düzeyde bile sadece hizmetkarlıktır. Türk devletinin Kürt varlığını bu süreçte yarım ağızla da olsa, utanç verici biçimde "Türk" kavramı içinde telaffuz etmesi ve öte yandan da, eğer buna sadık kalınmazsa soykırımla tehdit etmesi, onun Kürtleri hala sadık ve dilsiz hizmetkarlar olarak görmek istediğini gösteriyor. Kaba bir deyişle, Türkiye Cumhuriyeti Musul-Kerkük-Süleymaniye hattı üzerinde, siyasal haritasını değiştirmese bile, en azından kendi çıkarları doğrultusunda doğrudan! etkinlik kuracak, ve bunu Kürtleri bu kadim topraklarındaki haklarından ederek yapacak, ama aynı zamanda da bu süreci gerçekleştirmekte Kürtleri kendi hizmetinde isteyecek. Elbette mekanizmanin diğer dayanakları Suriye ve İran'dır. Bu iki devletin de korkusu temelde ABD yayılmacılığından değil, ama Kürtlerin bölgede bir statü kazanmalarından kaynaklanıyor. Burada ilginç olan, yine mevcut ilişkilerin Osmanlı İmparatorluğu zamanındaki ilişki biçimini andırmasıdır. Bu ilişki sistematiğinde Suriye daha çok Türkiye'nin kuyruğuna takılacak, ama İran Türkler çatışmalı konumunda sürekli olarak Kürtleri kullanmak isteyecek ve her iki güç de Kürtleri hizmetkarlar olarak değerlendirecektir. Fars ve Türk gücünün tarihsel olarak Kürtlere biçtikleri rol, ya kendi saflarında hizmet etmeleri, ya da karşı saflardaki efendiye hizmet etmeleridir. Eğer Kürtler sadece kendileri için mücadele etmeyi seçerlerse, bu kez İran ve Türkiye bunları ezmek için elele verecektir. ! Bugün yeniden yürürlüğe girmiş olan, bu acımasız senaryodur. Gözden kaçan noktalardan en önemlisi de şu: Türkiye Cumhuriyeti bir yandan Güney Kürdistan'da bir devlet oluşumunu engellemeye çalışırken, öte yandan aynı oluşum içinde istihbari ve ticari olarak sürekli bir yayılma halinde. Mevcut geniş yelpazeli ticari girişin devletin özel örgütlerinin tamamen denetiminde olmasını beklemek gerekir. Bu da kapsamlı bir hazırlık demektir. İstihbari olarak Türkiye devletinin Irak'taki gücü inkar edilemez. Hatta bölgede en güçlü istihbarat alan ve aldığı istihbaratı değerlendirme mekanizmalarını sürekli işler tutan tek ülke Türkiye'dir. Şimdi Kürt oluşumları birbirlerini yan gözle kollarken, ve en önemlisi de Kuzeyde büyük ölçüde denetime girmiş Kürt hareketi yoğun bir kafa karışıklığı yaşarken, Türkiye Cumhuriyeti bölgesel imparatorluğa oynamasını nedense Kürt liderler gözden kaçırmış görünüyorlar. Şimdi asıl vurgulamak istediğim noktaya geliyorum: Bütün bunlar olup biterken, aynı zamanda biz Kürtler için çok değerli bir kurtuluş fırsatı da oluşmuş durumdayken, ve ortada anlı şanlı Kürt örgütleri ve liderleri varken, bir Kürt stratejisinin ortada olmayışıdır. Kuzeyde eskiden de zaten belirsiz olan strateji, bugün tamamen ortadan silinmiş ve yeniden hizmetkarlık statüsüne gelip dayanmıştır. Güney Kürdistan'da da aslında işler pek göründüğü gibi yolunda değildir. Bireysel politik etkinlik uğruna, Kürtlerin bağımsızlık talepleri görmezden gelinmekte ve esgeçilmektedir. Bunda Türk özel savaşının meşru olmayan yöntemlerle, suikast ve sabotjlarla Kürt liderlerini ve politikacılarını zorlamasının da çok büyük payını görmek gerekir. Bir Kürt stratejisi, iki ana temele dayanır: Bunlardan birincisi mevcut statü veya statüsüzlüğün somut çözümlenmesi, diğeri ise bağımsızlık perspektifidir. "Küreselleşmenin ulusal sınırları zorladığı günümüzde bağımsızlık" diye başlayan söylem, gerçekte zavallıca bir söylemdir ve yalnızca belirsizlik doğurur. Aksine, bağımsızlık, bir halkın kendine özgü gücünü oluşturma ve kendi iradesiyle, kendisi için hareket etme yeteneğidir. Bu olmaksızın, mevcut güçlerin şu veya bu düzeyde hizemtkarı olmaktan kurtulunamaz. Eğer Kürtler bağımsızlık perspektiflerini herhangi bir biçimde harekete geçiremezlerse, ABD, İsrail, Rusya ve Arap dünyası ile ilişkilerini yeniden düzenleme çabasında olan Türkiye, bölgede, özellikle Kürtler üzerinde aşılması y 'fczyıllar alacak bir imparatorluk egemenliğini yeniden tesis edecektir. http://www.hueseyin-kaytan.de 2005-01-16 http://www.welatparez.com Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz Konuyu tartismak icin tiklayiniz |
"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"Yezdan HAT Dersén Kurdî 13Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor. International News2008-11-13
2008-11-11
2008-11-10
2008-11-09
2008-11-08
2008-11-07
2008-11-06
2008-11-05 Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32 |