Ana menu
|
Metin ESEN Yürümenin sancıları- 16 Kahrolası süreç, bugün geldiğimiz noktada çok aşağılara ve gerilere savrulmuş durumdayız! Kuzey Kürdistanlı siyasi kadroların, başta TİP içinde Doğu gurubu olarak ve ardından DDKO’ların oluşum süreciyle başlayan mücadelesinin en temel yanı ve ağırlığı Kürdistanın bir ülke Kürtlerin de bir ulus olduğu gerçeğiyle yol çıkarak Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Kendisinin Tayın Etme Hakkını savundular. Bu uğurda hesapsız bedel ödediler. Ağır ve acımasız saldırılara uğradılar.. on yılları kapsayan cezalarla hapishanelerde tutuldular. Kürdistanın sömürge durumu dört devletle sınırlı olmadığı o dönem Lozan tartışmalarında ve incelemelerinde ortaya çıkmasına rağmen 1920 Serves antlaşmasının uluslar arası mutabakatı bilince çıkarılarak Türk sömürgeci devletinin iki yüzlü ve aldatmacalarını bu belgelerle teşhir ederek Kürt ulusunun var olan hakları ulusal temeli esas alan politik mücadele ile savunma yerine daha çok ona yabancı ideol! ojik düzeyde ele alındı. Kürt ulusunun var olan kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkı ideolojik programlar düzeyinde savunuldu ve yetersizliği de burada ortaya çıktı. Çünkü, ulusal mutabakatı esas alan mücadele daha etkin ve birliği temel alan argümanları içerirken, ideolojik düzeydeki mücadele ise daha çok parçalanmayı esas alan bir biçim içinde düşünce düzeyinde ki birliktelikleri öne çıkarmıştır. Doğal olarak düşünce düzeyindeki birlik esası ideolojik programlarla düzenlenerek ulusaldan öte sınıfsal yanı daha fazla ağırlık taşıdı. Süreç içinde ulusal mücadelenin esası ve zorunluğu kendini dayatınca düşünce düzeyinde savrulmalarda baş gösterdi. Düşünce düzeyindeki savrulmalar üç temelde ortaya çıktı. Birincisi, “sosyalist” bloğun çökmesi ve kendini kapitalist ulus devletler düzeyine fırlatması düzeyindeki gelişmesi oldu. İkincisi,Ceza evlerine düşen siyasal kadrolarımız farklı bir ulusun bireyleri düzeyinde cezayı yaptırımlara uğraması ve! sömürge mahkemelerinde giderek ait oldukları ulusun ulusal ki! mliğini savunması düzeyinde ortaya çıktı. Üçüncüsü,yurt dışına akan kadroların siyasal bilinçlerinin sosyal yaşamlarının altında ezilmesiyle olmuştur. Yurt dışı sosyal yaşam açısından sınırsız bir imkan sununca sol görüntü içinde sağa savrularak tümüyle liberalizmin ağı içinde boğuldular. Birde on beş yıllık “gerilla” mücadelesinin sonucundaki yıkımda eklenince işlerin boyutu da o derece ortaya çıktı. Bu on beş yıllık “gerilla” mücadelesinin en büyük ve en ağır kazanımı, seksen yıldır Kürt ulusunun bağımsızlık ve özgürlük özlemi olan hedefi bir kere daha karartılarak yeniden Kemalizmi ideolojik düzeyde Kürdistan’a taşınması oldu. 1990 sonrasından günümüze kadar gelen süreç içinde Kuzey Kürdistanlı anti-sömürgeci güçlerin siyasal kadroları giderek savrulmaya başladı. Bu savrulma çok ağır tahripkar bir temel oluşturdu. İdeolojik düzeydeki savrulma doğal olarak kendi içinde temel kadroları da ezdi.. kişisel kariyer, likidasyonlar temel ağırlık teşkil ederek ulusal müc! adelenin devrimci mevzilerini de parçaladı ve bu parçalanma derinleştikçe Türk devletinin uzun vadede hesapladığı temelde hazırlanmış oldu. Tabi sorun burada da bitmiyor elbet, sorun çok boyutlu bir şekilde gelişiyor. Bir taraftan Türk Devletinin AB’ine adım atma süreciyle başlayan temel adımlardan biri ve esası Apo ve şürekasıyla sürecin kangrene dönüşümünü daha da ağırlaştırmak; bu ağırlaştırmanın temel argümanı ise suni gündemler yaratarak Kuzey Kürdistanlı anti- sömürgeci muhalefeti boğmak ve bu güçlerin yeniden ayağı kalkmasını tümüyle yok etmek. Diğer bir savaş biçimi de psikolojik düzeyde devreye girmiş durumdadır. Kürt ulusal kurumları başta olmak üzere siyasal kadrolarımıza karşı da bir saldırı cephesi gelişmektedir. Tüm bu olup bitenlere rağmen, halen Türk sömürgeci devletinin yapısında değişim olduğunu veya olacağını savunan ve bu konuda ölü güvercinleri havaya fırlatarak “barış” “kardeşlik” “demokratik cumhuriyet” “eşit yurttaş”lık kavramlarıyl! a süreci sulandırarak kendimizi aldatmaktan öteye Kürt ulusuna! kötülük ettiğimizin farkında da mı değiliz? Kuzey Kürdistanlı anti- sömürgeci güçler yeni bir barikatla karşı karşıyadır.Bu barikat “Demokratik hakların(!) “ savunulması adı altında Türk devletinin üniter yapısına dokunmadan Milli Misak-i sınırlar içinde Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Kendisinin Tayin Etme hakkını,Türk ulusal bütünlüğü içinde kalınarak“demokratik” bir takım “hakların” boyutuna sığdırılması barikatıdır ve bu da Türk sömürgeci devletinin eliyle hazırlanmış İmralı konsepiyle uygulamaya sokulmuş uzlaşmacı ve teslimiyetçi bir hatla geliştirilmektedir. Yurtsever insanlarımızın ve siyasal kadrolarımızın ulusal bilinci bulanıklaştırılması hedeflenmektedir. Bu hedefe ulaşılmasında başta İmralı konseptisi olmak üzere Türk sosyal şovenlerin desteğiyle Kemalizmin yeniden reorganizasyonu yapılmaktadır. Bu anlamda Türk devletinin sömürgeci yapısında bir santim değişme, bir milim oynama söz konusu değildir ve üstelik Türk devleti kendi sömürgeci yapısını çağın koşullarına ! uyarlayarak sürdürmektedir. Yeni, yeni alanlar açarak, yen, yeni hedefler yaratarak, yeni, yeni araçlara baş vurarak yapmaktadır. Burada “değişen” \"yeni Kürtler”dir! İmralı konsptisiyle oluşan “yeni demokratik hareket”in yedek şarjörleri olan ve bu gün gündemin baş aktörü olmaya soyunan ve kendilerini bir bildiri ilanıyla hareket eden gizli “Demokratik Cumhuriyetçilerdir.. Geldiğimiz noktada ki yenilgimizin ağır sonuçları olan bu enkazın kaldırılması gerekmektedir. Bu enkazın kaldırılmasının en temel vinci Kürdistanın askeri işgalden arındırılması hedefi olan bağımsızlık mücadelesi ve Kürt ulusunun yegane özgürlü olan olmazsa olmazın bir tek koşulu Kürt Ulusunun Kendi Kaderinin Kendisinin Tayin Etmesini savunmaktır. Unutmayalım ki, Avrupa her ne kadar kendi içinde sınırları (geographiquement) ortadan kaldırmasına rağmen Ulusal anlamda kesinlikle ayrılığını ve ulusal varlığını sürdürmektedir, çünkü bu onların varlık temeli olmaktadır. Burada alt! - kimlik, üst- kimlik sorunu yoktur,aksine ulusların eşit hakl! ara sahi p olduğu ayrı ulus kimliği mevcuttur. Bunu görmeyecek kadar kör, anlamayacak kadar aptal olamayız. Bu ne idiyü belirsiz politikalar, düşünceler, ideolojiler her nedense bizim topraklarımızda peyda olmaktadır! Avrupa Ekonomik Topluluğu ikinci dünya savaşının sonu 1950’lerin başından itibaren Avrupa birliğine doğru adım atarken sürekli yaşadığı bir sancı vardır; bu sancının adı Devletler arası egemenlik savaşı!.. örneğin: 1992 – 1993 sürecine bir göz atarsak şunu görebiliriz. Bu dönemde AB’ine üye devletlerin o dönemde yaptıkları halk oylamasında bayağı zorlandıklarıdır.Danimarka önce katılmadı, fakat, daha sonra yapılan halk oylamasında çok az bir farkla ancak katılabildi.İsviçre bayağı zorlandı, Fransa çok az bir farkla atlattı, İngiltere ise borsa skandalıyla çalkalandı.Ve büyük birader olan Almanya kendi bankaları aracılığıyla Dünya borsasında haylı bir direniş gösterdi. Şu anda da her ne kadar görünürde belli bir istikrar sağlanmış(!) ise de bu sancının bittiği a! nlamına gelmiyor. Her ne kadar sınırlar yavaş yavaş ortadan kalkmasına rağmen, gene de bu ülkelere de ulusalcılık rüzgarı tüm şiddetiyle esmeye devam ediyor. Ekonomide birlik hızlandıkça toplumlarda ki ayrışma da bir o kadar ağırlaşmaktadır. Kendi içinde ulus devleti olma varlığını sürdüren bir Avrupa üyesi ülkenin nasıl olurda bir başka ulusun devletleşmesine karşı olur veya ukala almaz? Bunu biraz düşünmek lazım. Aynı Avrupa üyesi ülke olan Fransa ABD’nin Irak’a müdahalesine karşı dünya çapında savaş karşıtı bir hareketi oluştururken, kendisinin Endonozyadan, Afrika’ya kadar olan askeri işgalini savaş boyutu içinde sürdürmesine karşılık tek bir miting olmamıştır bu savaş boyut olan işgale karşı. Cote d’İvoir daki savaş neyin adıdır. Peki nerede o çok savaş karşıtı barış güçleri? Hani o ölü güvercinlerin havaya fırlatılmasıyla dünyada barışı savunan güçler? İşte bizim \"yeni Kürtler\" olan DC’ler de tıpkı bunlar gibiler havaya ölü güvercinler fı! rlatarak Türk devletinin uniter yapısına dokunmadan Milli-Misa! k-i için de kalarak Kürt ulusunun meşru olan KENDİ KADERİNİ KENDİSİNİN TAYIN ETME HAKKINI BİÇAKLAMAKTADIRLAR! Kuzey Kürdistanlı muhalefet Kürt ulusunun ulusal taleplerini bilince kazımak durumundular ve otuz yıldır fedakarlıkla sürdürülen mücadeleyi bir üst boyuta çıkarmak yerine daha aşağılara çekilmesine seyirci kalamazlar.. “Dünden bu güne kanrevan içinde ,kırıla-döküle geldik.” Çok ağır bedeller ödedik, derin yaralar aldık bu unutulmamalıdır. Onunun için Kürt ulusunun özgürlüğü ve Kürdistanın bağımsızlığı esastır.. bu hedefin gerçekleşmesinde ki mücadelenin araçları farklıdır ve her alanda savunulmalıdır. Kesinlikle hiçbir koşulda ödün verilmeyecektir.. Ne pahasına olursa olsun direneceğiz. 2004-12-25 http://www.welatparez.com Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz Konuyu tartismak icin tiklayiniz |
"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"Yezdan HAT Dersén Kurdî 13Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor. International News2008-11-13
2008-11-11
2008-11-10
2008-11-09
2008-11-08
2008-11-07
2008-11-06
2008-11-05 Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32 |