Ana menu
|
Osman Öcalan Müzakereleri özgürlük antlaşmasıyla sonuçlandırmak mümkündür 17 Aralık tarihinden itibaren, verilen müzakere kararı sonucunda Türkiye yeni bir değişim aşamasına girmiştir. AB ile müzakereler süreci kesin değişim demektir. Bu güne kadar olanlar hazırlık niteliğinde atılması gereken adımlardır. İçine girilen süreçte ise Türkiye yeniden yapılandırılacak A dan Z’ye her şey baştan düzenlenecektir. Müzakere kararı çözümden çok Türkiye’nin sorunlarını görüp, tartışılabilecek noktaya getirmektir. Mevcut durumda sorunların hiç birisi çözümlenmemiştir. Kürt halkının özgürleşmesi dahil siyasal, ekonomik, sosyal vs. sorunlar çözüm bekliyor. Türkiye “sesiz devrim”e inanarak, gelinen noktayı esas alıp köklü girişimlere yönelmezse hayal kırıklığına uğrayacaktır. İşin özü herkes açısından uzun ve çetin geçecek bir maratonun startının verilmiş olmasıdır. Dışta AB, içte ise Kürtler ve Türkiye’nin demokratik güçleri bu maratonu koşacaklardır. Başarılı bir mücadelenin koşulması halinde bütün tarafların kazanması sonucuna ulaşılacaktır. Müzakerelerin başlatılmasına karar verilmesi, eski Türkiye’nin yerine yenisinin yaratılmasına karar verilmesidir. Mevcut Türkiye kimse tarafından kabul görmüyor. İçinde bulunduğumuz dünya, bölge ve ülke koşulları, değişimi dayatıyor. Irak’a yapılan müdahale bütün rejimlerin önüne eskisinin aşılması, yeninin kurulması işini koymuştur. Ne milliyetçi ne de dinci ve solcu kesimlerin feryatları eskinin yaşatılmasına yetmeyecektir. İçine girdikleri direniş, iktidar ve muhalefet güçleriyle aşılmaları, tarihsel bir ihtiyaç olarak kendisini dayatan rejimleri yaşatamayacaktır. Bu nedenledir ki ABD öncülüğünde Irak somutunda gerçekleşen müdahale bölgenin bütün ülkelerini hedeflemekte. Bazılarının onun etkilerinden kurtulması düşünülemez çünkü rejimler artık kimsenin ihtiyacına cevap veremez durumdalar. İşte Türkiye bu rejimlerin içindedir. ABD’nin öncülük ettiği cephe kadar AB de hem Türkiye’nin hem de bölgenin değişimini istemekte. Bölgemizde demokratik değerler temelinde değişimi isteyen iki gücün arasındaki fark yönteme ilişkindir. AB askeri seçeneği dıştalamakta, siyasal, ekonomik ve sosyal girişimleri esas almaktadır. Ancak demokratik değerleri yerleştirme konusunda ısrarlıdır. Bu konuda islam alemi içinde Türkiye hedef ülkedir. Onun üzerinde Ortadoğu ülkelerini demokrasi ile tanıştırmak, etkilemek ve yerleştirmek ön görülen doğrultudur. AB açısından demokratik değerleri taşırmak için Türkiye bölgesel işleve sahiptir. Diğer taraftan ABD bölgenin yeniden yapılandırılmasında önemli bir yeri işgal eder. Irak merkezli değişim konseptinin başarısında Türkiye’nin kaydedeceği gelişmeler işin kolaylaşmasını sağlayacaktır. Uluslararası güçler Ortadoğu’nun verimsizleşen rejimlerini demokratik değerler temelinde yeniden yapılandırmaya yönelmişlerdir. 20. yy’da siyasal olarak nasıl ki diktatörlükler ihraç ediliyordu, bugün demokrasinin ihracı gündemdedir. Devletin doğuşu, gelişiminin zirveye varması ve dünya çapında yerleşmesi Ortadoğu kaynaklıdır. Onun felsefesi, ideolojisi ve kurumlaşması bu toprakların ürünüdür. Savaş, ticaret vs. yollarla devletleşmeye ait değerler dünyaya ihraç edilmiştir. Günümüzde ise Ortadoğu’ya demokrasinin ihracı ile karşı karşıya bulunmaktayız. Demokrasi felsefi, ideolojik ve kurumsal gelişimi ile Avrupa kaynaklıdır. Bilim ve teknikte süreklileşen devrimin üretimde verimliği doruğa çıkarmasıyla ilgili olan demokratik değerler, Avrupa sistemine kavuşarak dünyaya yayılma durumundadır. Bu nedenle Avrupa demokrasinin ihracatçısı, Ortadoğu ise ithalatçısıdır. Gerek Türkiye’de, gerekse Ortadoğu’da demokratik gelişmenin sağlanmasında dış dinamiklerin rolü önceliklidir. İç dinamikler tali planda rol sahibidirler. Bununla birlikte dış ve iç dinamiklerin uyumu ve bir birini tamamlamasıyla yürütülecek mücadele sonuç verici olacaktır. Günümüzün küçülen dünyasının gerçekleri de eklenince bu formül ayakları üzerinde oturur. Bütün bunlara rağmen geçmişte gerçekleşen devrimlerin iç dinamiklere öncelik veren formülünde diretmek, suyun akışının tersine kürek çekmektir. Türkiye’nin demokratik değişime uğramasında AB ve ABD’nin girişimleri esastır. Brüksel – Ankara-Diyarbakır (Amed) hattında gösterilecek çabaların Washington’un güçlü katkılarıyla sonuç vermesi söz konusundur. Değişim konusunda Brüksel, Washington ve Diyarbakır kararlıdır. Ankara ise istekli konumdadır. Burada önem kazanan herkesin üzerine düşen rolü oynamasıdır. AB ve ABD tarafından yapılan girişimlerin komplekse kapılmadan desteklenmesine ihtiyaç vardır. Özellikle Kürtlerin böyle davranması gerekmektedir. Demokrasi Kürt halkının özgürlüğünü mümkün kılacaktır. Aynı zamanda Kürtlerin özgürlük mücadelesi gerçek demokrasinin önünü açacaktır. Kürtler açısından demokrasi ile özgürlük etle tırnak misalidir. Biri olmadan diğerini gerçekleştirmek mümkün değildir. “Özgürlüksüz demokrasi olamayacağı gibi demokrasisiz özgürlük de olamaz formülü her durumda geçerlidir. Güney Kürdistan federasyonunun kuruluşuyla özgürlüğünü gerçekleştirme alanında katetiği mesafe; Türkiye de Kürt halkının demokratik gelişme ile özgürlüğün elde etmesinin ve bunu bütün Kürtlere mal etmesinin mücadele koşullarını alabildiğine güçlendirmiştir. AB’ye katılım için müzakereler süreci bütün Kürtleri ilgilendirmektedir. Türkiye’de çözüm, Kürdistan’ın diğer parçalarında özgürlük mücadelesinin kazanımlarının güvencesi olma işlevini görecektir. Güney Kürdistan’da federatif çözüm için bu daha geçerlidir. Demek oluyor ki AB’nin Türkiye ile müzakere kararına varması, Kürdistan’ın dört parçasında yaşayan halkımızı yakınan ilgilendirir. Dolayısıyla özgürlük hareketi içine girilen süreci büyük bir ciddiyetle değerlendirmek, doğru stratejik ve taktik yaklaşımlarla çok yönlü bir mücadeleye girmek zorundadır. AB’nin verdiği müzakere kararı demokratik gelişmenin başlangıcını ifade eder. Ulaşılan karar Lozan antlaşması gibi varılan son nokta değildir. Türkiye’nin her sorunu bir bir ele alınacak, görüşülerek çözüm getirilecektir. Yıllarca sürecek görüşmelerde Kürtler hep gündemde olacaklardır. Verilen kararda Kürtler konusuna örtülü değinilmesi bir olumsuzluk olmakla birlikte, bu gerçeği değiştirmez. Geride bırakılan süreçte açık bir taraf haline gelememenin bir çok nedeni vardır. AB için söylenebilecek şey, konuyu Kürt tarafında muhatap oluşturmadan ele almasıdır. Kendi cephesinde yaptığı tek taraflı değerlendirmelere dayanan girişimler Türkiye üzerinde kısmen etkili olmuştur. Asıl olan Kürt tarafının kendisinin muhatap haline getirememesidir. Kongra- Gel’in yaşadığı olumsuz değişim sonucunda siyasi iradenin zaafa uğraması, bir çok yurtsever çevrenin kötürüm konumdan kurtulamaması ve Kürt siyasetinin demokratikleşmede başarısız kalması sonucu, AB’nin muhatap olacağı bir güç ortaya çıkmamıştır. AB yetkililerinin Diyarbakır’a yaptığı ziyaretler ve Kürtler adına AB nezdinde gerçekleştirilen bir kaç zayıf girişim, Kürtleri taraf düzeyine çıkarmamıştır. Kürtler muhatap olacak yeteneği göstermemişlerdir. Bu durum Kürt özgürlük hareketinin Türkiye ile paralel bir pozisyonda etkinlik geliştirmesini önlemiştir. Böylece müzakere kararı verilirken Kürtler zayıf konumda kalmışlardır. Dolayısıyla halkımızın özgürlük sorunu belgelere açıkça ve doyurucu biçimde yansıtılmamıştır. Türkiye’nin yeni süreçte en zor adım atacağı konu, Kürtlerin özgürlüğünü kabul etmektir. Şimdilik esas aldığı dolaylı çözümde diretecek ve olanak bulursa örtülü inkar yaklaşımını egemen kılacaktır. Kaldı ki dolaylı çözüm örtülü inkarcılıkla örtüşüyor. PKK önderliğinin yönlendirdiği yapıların ulusal çizgiden uzaklaşması buna fırsat tanımışken, Türkiye’nin makul bir çözüme gelmesi güçtür. Özgür yurttaşlık gibi Kürtlerin özgürlüğünü gündem dışına iten bir yaklaşımın özgürlük hareketine içten dayatıldığı ve etkili olduğu koşullarda, örtülü inkar Türkiye’nin izleyeceği tutum olacaktır. Daha da halkın büyük desteğini arkasına almadıkları müddetçe, yurtsever demokratik güçler ciddiye alınmayacaklar. Bir başka ifade ile demokratik siyasi, irade oluşturmadıkça örtülü inkar yaklaşımı aşılmayacak ve gerçek çözüm gündeme girmeyecektir. Geçmiş sürecin zayıf pozisyonu aşılarak başlayan yeni süreç güçlü karşılanmak isteniliyorsa, demokratik siyasi iradenin oluşması yaşamsal sorundur. Büyük fedakarlıklarla yürütülen çabalara rağmen mevcut siyasi yapılar ( silahlısı–silahsızı) sınıfta kalmışlardır. Onlarla devam etmek yenilgiye yatırım yapmak demektir. Bu da özgürlük davasının kaybedilmesi anlamına gelir. Daha da somut ifade edilirse, DEHAP-HAKPAR ve gerisindeki güçler başarısız kalmışlardır. Aynı yapılarla yeni süreci karşılamak doğru olmaz. Söz konusu yapıların aşılması ve Kürt siyasetinin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Yurtsever demokratik yaklaşıma sahip bir siyasal partiyle başlamak ilk adım olarak büyük önem taşır. Geniş halk kitlelerin desteğini alması halinde bu parti demokratik sivil toplum örgütlerinin katkılarıyla güçlendirilerek siyasi irade boşluğunu doldurabilir. Kurulacak parti Kürt kimliğini kararlıca sahiplenmenin yanı sıra, yurtsever ve demokratik karakteri esas almalıdır. Diğer taraftan geniş toplumsal kesimlere hitap ederek örgütleyip harekete geçirmesi bir başka önemli husustur. Parti kuruluşunun irili – ufaklı yurtsever güçlerin katılımıyla gelişmesi için üçüncü boyutudur. Böylesi niteliklere sahip bir parti sivil toplum örgütlerinin vereceği güçle her platformda Kürt halkını temsil edebilir. Siyasi irade boşluğunun doldurulmasının merkezinde parti olurken, sivil toplum örgütlenmeleri tamamlayıcı işlev göreceklerdir. Örgütsel alanda bağımsız yurtsever ve demokratik karakterli Kürt kimliğinin tanınmasını kararlıca savunan ve yığınları kucaklayan bu örgütlenmeler olmadan partinin tek başına siyasi irade boşluğunun doldurması güçtür. Siyasi parti ile sivil toplum örgütlenmeleri bir birini besleyerek siyasi irade gelişimini sağlanacaktır. Müzakereler başlama kararı ile birlikte Türkiye ortamı demokratik mücadele için daha da uygun hale gelecektir. Gerek siyasi parti gerekse sivil toplum örgütlenmeleri büyük ölçüde özgür gelişme koşullarını kavuşacaklardır. Burada önemli olan örgütlenmenin yanında halkın demokratik eylemliğinin ortaya çıkarılmasıdır. Çözüm, örgütlenme kadar kapsamlı eylemliğe ihtiyaç duymaktadır. Yeni süreçte halkın demokratik eylemi son derece önem kazanacaktır. Kürt halkının siyasi iradesini oluşturup demokratik eylemini geliştirmesi halinde müzakereler süreci özgürlükle sonuçlanacaktır. Ne açık, ne de örtülü inkar yaklaşımı etkili olacaktır. Yurtsever demokratik çizgide mücadelesini geliştiren halkımız kazanacaktır. İnkarcı Lozan antlaşması yerini özgürlük antlaşmasına bırakacaktır. 2004-12-21 http://www.welatparez.com Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz Konuyu tartismak icin tiklayiniz |
"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"Yezdan HAT Dersén Kurdî 13Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor. International News2008-11-13
2008-11-11
2008-11-10
2008-11-09
2008-11-08
2008-11-07
2008-11-06
2008-11-05 Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32 |