Welatparez.com 

 
Nizamettin Taş (Botan Rojhilat)
Kürt Halkının Çıkmazı

Kürt özgürlük mücadelesi üç cepheden kıskaca alınmıştır:

---Abdullah Öcalan şahsında kemalist operasyona tabi tutulmaktadır.

---Kürt basını-Kongre Gelin tekelinde olan-Türk solunun marjinal yazarlarının denetimine geçmiştir.

---Kongre Gel yönetimi;asimilasyon cenderesinden geçmiş kişiliklerin tasallutu altındadır.

Türk devleti; Kürt özgürlük mücadelesine karşı son derece tehlikeli bir operasyon geliştirmektedir. Türk ordusunun Abdullah Öcalan şahsında geliştirmek istediği bu operasyon bir intikam hareketine dönüşmüştür. Operasyonun askeri karakteri tali plandadır. Gerillaya karşı lokal düzeyde imha amaçlı operasyonlar devam etmektedir. Ancak bu stratejik saldırıdan çok taktik bir yaklaşımı ifade etmektedir. Gerillanın varlığı ve gerçekleştirdiği eylemler Türk ordusu tarafından yedeğe alınmış ve Kürt özgürlük mücadelesine karşı ulusal ve uluslararası planda kendi stratejik amaçları için kullanmaktadır. Kürt hareketlerinin terör listelerine alınarak dünyadan tecrit edilmesinin temel gerekçesi olarak gerillanın gerçekleştirdiği eylemler gösterilmektedir. Türk ordusunun Güney Kürdistan’a müdahale etmesinin, gerillanın konumlanması dışında, hukuki hiçbir dayanağı kalmamıştır. Ulusal sorunun çözümü ve demokrasinin geliştirilmesi önünde engel teşkil eden esas güç kemalizm ve Türk ordusunun siyaset üzerindeki ağırlığıdır. Kemalizm ve ordunun siyaset üzerindeki ağırlığı hızla aşılmaktadır. Terörizm gerekçesi dışında Türk ordusunun siyaset üzerinde tekel kurmasını sağlayacak hiçbir savunma mekanizması kalmamıştır. Bu ve buna benzer pek çok nedenden dolayı, artık, gerillanın varlığı ve gerçekleştirdiği eylemler Türk ordusu tarafından büyük bir tehlike olarak görülmemektedir. Tam tersine kendi stratejik amaçları doğrultusunda azami derecede kullanmaktadır. Bütün gerilla güçlerinin yurtdışına çıkmasını önleyen ve sınırlı sayıda birliğin dağlarda kalmasını sağlayan Türk ordusudur. Ateşkesin bozularak savaşın yeniden başlamasını isteyen Genel Kurmay başkanlığından başka bir kurum değildir. Genel Kurmay Başkanlığının izni alınmadan Abdullah Öcalan’ın cezaevinden talimat göndermesi kesinlikle mümkün değildir.

Türk devletinin Kürt özgürlük mücadelesine karşı geliştirdiği imha operasyonlarının askeri karakteri tali plana düşmüştür. Taktik düzeyde sınırlı bazı operasyonlar geliştirmesine ve gerillanın gerçekleştirdiği eylemleri kendi politik amaçları doğrultusunda kullanmasına rağmen, Türk devletinin Kürt özgürlük mücadelesine karşı geliştirdiği esas strateji askeri değil ideolojik ve siyasi içerik taşımaktadır. Çünkü mevcut koşullarda Türk ordusunun askeri operasyonları ve gerillanın gerçekleştirdiği eylemlerin stratejik açıdan hiçbir değeri yoktur. Bunu Türk devleti çok iyi bilmektedir. Bundan dolayı ateşkes kararının bozulmasını memnuniyetle karşılamakta ve gerilla eylemlerinden azami derecede yararlanmaktadır.

Türk devleti Kürt özgürlük mücadelesine karşı Abdullah Öcalan şahsında bir operasyon düzenlemektedir. Operasyonun esas amacı; Kürt halkının on binlerce şehidin kanı pahasına elde ettiği tüm kazanımları yok etmeyi içermektedir. Abdullah Öcalan’ın devrim adına yola çıkarken Türk sömürgeciliğine karşı geliştirdiği tüm argümanlar yine onun ağzından Kürt özgürlük mücadelesine karşı kullanılmaktadır. Bu bir intikam harekatıdır. Türk devlet geleneği bir kez daha konuşturulmaktadır. Düşmanlarını teslim alarak devletin hizmetine koşturma yaklaşımı, Türk egemen sınıflarının yüzlerce yıldır uyguladıkları bir gelenektir. Osmanlı imparatorluğunun kuruluş ve gelişiminde olduğu gibi üç kıtaya yayılması ve bu geniş coğrafya üzerinde yedi yüz yıl egemenlik kurmasının belirleyici gücü teslim alınmış devşirmelerin oynadığı roldür. Türkiye Cumhuriyeti aynı geleneği devam ettirmektedir. Türkiye cumhuriyetinin ideolojik alt yapısını oluşturan ve Türk ulusal bilincini ve Türkçülük akımını geliştiren, Ziya Gökalp gibi diğer azınlıklara mensup devşirmeler ile teslim alınmış Komünist partisi üyeleridir.

Abdullah Öcalan şahsında uygulanan senaryo; geçmiş uygulamalardan çok daha kapsamlı ve askeri operasyonların başaramadığı tasfiye harekatını tamamlamayı hedeflemektedir. Bu bir tükürdüğünü yalatma harekatıdır. Türk sömürgeciliğine karşı ideolojik, politik ve örgütsel cephede geliştirilen tüm argümanların aslında bilimsel olmadığı, devrimin bir hayal olduğu ve bunca dökülen kanın bir macera uğruna akıtıldığı bizzat Abdullah Öcalan’a itiraf ettirilerek özünde Kürt halkına pişmanlık aşısı şırınga edilmektedir. Devrim “liderinin” şahsında son iki yüz yıldır belirli aralıklarla meydana gelen Kürt isyan geleneği nihai olarak bitirilmek istenmektedir. ‘Uğrunda binlerce şehit verdiğiniz lideriniz, bağımsızlığın ve ulusal değerlerin hayal olduğunu söylüyor. Artık mücadele vermenizin hiçbir anlamı yok” mesajı verilmektedir. Bunun için Abdullah Öcalan’ın ağzından Kürt özgürlük mücadelesinin temel değerlerine saldırılar yapılmaktadır.

Abdullah Öcalan’ın esir düştükten sonra yaptığı ilk değerlendirmelerde Kürt isyanlarını gericilikle suçlaması ve kemalizme övgüler dizmesi tesadüf değildir. Ulusal kurtuluş mücadelesine başlarken sömürgecilik tarihini değerlendirerek devrime giriş yapmıştı. Kürt halkının direniş tarihine sahip çıkarken kemalizmin ulusal imha ve inkar politikasına karşı yoğun ideolojik mücadele ve daha sonra gerilla savaşı vermişti. Türk devleti Abdullah Öcalan’dan intikam almak için, ulusal kurtuluş mücadelesine başlarken, kullandığı tüm temel argümanları, kendisine inkar ettirerek kök söktürmektedir. Kürdistan devrimini temel dayanaklarından yoksun bırakarak, karşı devrim harekatına çarpıcı bir görüntü vermektedir. PKK’nin sömürgeciliğe karşı izlediği stratejinin ters yüz edilmiş tecrübesini kullanan Türk devleti; öncelikle Kürt özgürlük mücadelesinin dayandığı tarihsel mirası ortadan kaldırmak istemektedir.

Gündemde olmamasına rağmen Abdullah Öcalan’ın hemen tüm görüşme notlarında geçmiş isyanları ve onun bir devamı olarak Güneyli Kürt örgütlerini işbirlikçilik ve emperyalizmin ajanı olarak suçlaması ve buna karşılık en fanatik Atatürkçüleri dahi utandıran ısmarlama Kemalizm değerlendirmelerinde bulunması, Türk devletinin, Kürt halkının temel değerlerine ve onun kazanılmış haklarına karşı nasıl tehlikeli bir strateji izlediğini açıkça göstermektedir. Abdullah Öcalan “benim düşüncelerim iktidarda, ancak ben hapisteyim” derken bir doğruyu ifade etmektedir. Abdullah Öcalan’ın düşünceleri iktidardadır; çünkü kendisi sadece fiziki olarak değil düşünce bazında da hapsedilmiş ve iktidarda olan mantık yapısı artık Kürt halkının değil, iktidarda olan kemalistlerin bakış açısını yansıtmaktadır.

Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununun çözümünü kemalizmin çıkış yıllarına dayandırması aynı oyunun değişik bir versiyonudur. Burada Türk devleti kemalizmi Abdullah Öcalan’ın ağzından aklamak istemektedir. Kürt isyanlarına gericilik etiketi ve İngiliz işbirlikçisi sıfatı yapıştırılmadan kemalizmin ulusal inkar ve imha siyasetinin aklanması mümkün değildir. Geçmişte benzer bir rolü Sovyetler Birliği yerine getiriyordu. Kürt isyanlarının gericilikle suçlanarak dünyadan tecrit edilmesinde Sovyetler Birliğinin yaklaşımı belirleyici olmuştur. Geçmiş isyanlara karşı Sovyetler Birliğinin oynadığı rolü, günümüz koşullarında Abdullah Öcalan oynamaktadır. Abdullah Öcalan’ın bir Kürt ve devrim önderi olarak ulusal kurtuluş mücadelesine ve onun geçmiş ve günümüz koşullarında elde ettiği tüm kazanımlara karşı konuşlandırılması ve konuşturulması çok daha inandırıcı olmaktadır.

Abdullah Öcalan geçmiş Kürt ayaklanmalarını değerlendirirken gerçekte bu isyanların karakterini açığa çıkarmak için değil, kemalizmin ulusal inkar politikasına kılıf bulmak amacı ile yapmaktadır. Kemalizm Kürt halkının beyninde ve yüreğinde mahkum olmuştur. Türkiye’nin bir kez daha kemalizmi Kürt halkının vicdanına yedirmesi mümkün değildir. Ulusal inkar politikası her cepheden yarılmaktadır. Güney Kürdistan’da federasyona dayalı yeni yapılanma Türk devletini çılgına çevirmiştir. Türk devleti ayağının altındaki toprağın hızla kaymakta olduğunu dehşet içerisinde izlemektedir. Aleyhine dönen çarkı durdurmak için, ulusal inkar politikasından vazgeçmek yerine, sonuçta kendisine ve daha çok Kürt halkına zarar vermesi kesin olan tehlikeli bir planın peşine düşmüştür. Türk devleti ulusal inkar politikasını devam ettirmenin can simidi olarak Abdullah Öcalan’a sarılmaktadır. Bunun için Türkiye gündemini işgal etmemesine ve hiçbir yeri bulunmadığı halde her hafta bıkıp-usanmadan kemalizme övgüler dizen ve Kürt halkının temel değerlerini aşağılayan açıklamalar yaptırılmaktadır. Abdullah Öcalan’ı bu tür açıklamalara zorlayan mantık, sadece intikam amacı ile değil, aynı zamanda Kürt halkının sahip olduğu tüm kazanımları yok etmek için kullanmaktadır. Geçmiş isyanları işbirlikçilikle suçlayan Abdullah Öcalan, bununla yetinmeyerek Güney Kürdistan’daki federasyona göndermeler yapmakta ve bu oluşuma karşı olduğunu açıkça söylemektedir. Abdullah Öcalan’ın federasyona karşı olduğunu açıkladıktan aylar sonra yayınlanan milli güvenlik belgesinde ilk defa Kongra Gel birinci tehdit olmaktan çıkarılmış ve Güney Kürdistan’daki federasyon oluşumu baş düşman ilan edilmiştir.Türk devletinin yıllardır Abdullah Öcalan’ın ağzından geliştirdiği stratejinin vardığı sonuç budur. Abdullah Öcalan Güney Kürdistan’daki federasyona karşı olduğunu söylemektedir. Görüşme notlarını okuyan binlerce yurtseverin ağzından şu itirazlar yükselmektedir: “Sana ne”.Yirmi dört Arap devleti ve bir çok Türk cumhuriyeti orta yerde dururken ve bu devletlerin tümü dünyanın en gerici ve hiç birisinde demokrasi bulunmazken bir Kürt liderinin üç şehirden oluşan yeni bir oluşuma karşı bu kadar kin gütmesini Kürt halkı anlamakta zorluk çekmektedir. Arap, Fars ve Türk devletleri bu küçük oluşumu boğmak için elinden gelen her türlü oyunu zaten yapmaktadır. Bu yetmiyormuş gibi bir de Kongre Gel cephesinden olumsuz bir tavrın takınılması Kürt özgürlük mücadelesini derinden etkilemektedir. Abdullah Öcalan güya Güney Kürdistan’daki federasyon ikinci İsrail olma yolunda hızla ilerlediği ve bunun halklar arasında boğazlaşmalara neden olacağı için karşı çıktığını ifade etmektedir. Tarihsel ve güncel gerçekliği bu kadar tahrif eden başka bir değerlendirme olamaz. Filistin politikasını eleştirmekle birlikte hangi Arap devleti veya Türki cumhuriyet İsrail devletinden ileridir. Ya da hangi Arap devleti demokrasiyi kendi içinde İsrail’den daha fazla uygulamaktadır. Mevcut durumda bırakalım ikinci olmayı Kürdistan’ın beşinci İsrail olması Kürt halkı açısından çok daha ileri bir konumu ifade etmiyor mu? Benzer bir çarpıtma katliam konusunda yapılmaktadır. Kürdistan tarihi; sömürgeci devletlerin yaptıkları soykırım düzeyinde katliamlar ile doludur. Halepçe katliamı halkımızın hafızasında tüm canlılığını korurken Kürt cephesini halklar arasındaki boğazlaşmaların suçlusu olarak göstermenin inandırıcı hangi tarafı vardır.

Egemen devletlerin halklar arasındaki boğazlaşmalardan hiçbir korkuları yoktur. Çünkü katliama uğrayacak tarafın sadece Kürt halkı olacağını gayet iyi bilmektedir. Türkiye, İran ve Suriye devletlerinin en büyük korkusu halklar arasında meydana gelecek herhangi bir çatışma değil, Güney Kürdistan’da federasyona dayalı yeni yapılanmanın diğer parçaları etkilemesinden duydukları endişedir. Güney Kürdistan’ın egemen devletler tarafından baş düşman ilan edilmesinin kendileri açısından haklı gerekçeleri vardır. Irak müdahalesinden sonra Güney Kürdistan’da meydana gelen gelişmeler ve kazanılan yeni mevziler diğer parçaların kaderini değiştirecek niteliktedir.

Türk devleti; Körfez savaşından sonra meydana gelen gelişmeleri doğru temelde okuyan PKK’nin 90-93 yılları arasında gerilla savaşı ve serhıldan hareketini zirveye çıkardığını gayet iyi bilmektedir. Irak müdahalesinden sonra ortaya çıkan yeni koşullar Kürt halkı açısından Körfez savaşından çok daha ileri düzeyde imkanlar yaratmıştır. Güney Kürdistan’da ortaya çıkan federasyon çözümü; ulusal inkar politikasını tarihe gömdüğü gibi Kürt özgürlük mücadelesinin yeni bir perspektifle harekete geçmesi ve tecrit duvarını aşarak ulusal birlik temelinde güçlü müttefikler edinmesinin eşsiz fırsatını yakalamıştır. ABD’nin Irak müdahalesi ve Güney Kürdistan’da federasyona dayalı yeni yapılanmanın bölge ve Kürdistan’ın diğer parçalarına etkisi asıl önümüzdeki dönemde görülecektir. Kürt halkının ortaya çıkan yeni koşulları doğru değerlendirmesi halinde sadece Kürt sorunu çözümlenmekle kalmayacak aynı zamanda bölgenin en demokratik ülkesi durumuna gelecektir. Bu konuda tek engel Kongre Gelin takındığı olumsuz tutumdur.Güney Kürdistan’a karşı takındığı düşmanca tavır diğer parçalardaki suskunluğun ve ortaya çıkan elverişli koşulların yeterince değerlendirilmemesinin temel nedenidir.Abdullah Öcalan’ın verdiği demeçler ve Kongre Gel’in olumsuz pratiği Kürt yurtseverliğini bitirmenin eşiğine getirmiş ve halkın serhıldan ruhunu dumura uğratmıştır. Irak müdahalesinden sonra Kürdistan’ın her dört parçasında halkın siyasal-eylemsel kalkışı ulusal birlik temelinde zirveye ulaşabilirdi. Halk çözüm için gerekli olan bilinç ve özverili her çabaya hazır bir potansiyele sahipti. Güney Kürdistan’da kazanılan yeni mevziler diğer parçalara moral ve cesaret aşılamış ve harekete geçilmesi halinde ileri düzeyde gelişmelerin sağlanacağına dair güven vermişti. Nitekim Kongre Gel’in her türlü bozguncu ve irade kıran tutumuna rağmen Doğu ve özellikle Güneybatı Kürdistan’da halkın isyan duyguları bendini aşan bir taşkınlığa dönüşerek silahlı çatışma düzeyine çıkmıştır. Güneybatıdaki taşkınlık Irak müdahalesi ve Güney Kürdistan’da ortaya çıkan yeni kazanımların doğrudan yansımasıdır. Planlı ve yaratıcı bir pratiğin sergilenmesi halinde Güneydeki kazanımların diğer parçalara taşırılması çok daha ileri düzeyde gelişmelere yol açacak ve böylece hem diğer parçalarda çözüm gündeme girecek ve hem de federasyonun savunulması daha kolay olacaktı. Kürt halkının gücünü dost-düşman herkes bilmektedir. Sadece Avrupa Birliği’nin değil aynı zamanda Güneydeki federasyonun yolu ve savunulması Diyarbakır’dan geçmektedir. Bunu düşman dahi bilmesine rağmen Abdullah Öcalan ve Kongre Gel bir türlü anlamak istememektedir. Kongre Gel’in menfi tutumu en azgın şoven kesimlerden bile daha fazla zarar vermiştir. Halkın moral, cesaret ve iradesini Kongre Gel’den başka kıracak hiçbir güç yoktur. Türk ordusunun dayatması sonucu Güneyli güçlere ve federasyona karşı sergilediği düşmanca tutum yüzünden diğer parçalardaki yurtseverliği ve ulusal birlik ruhunu öldürmüş ve Irak müdahalesinden sonra ortaya çıkan elverişli tüm koşulları heba etmiştir. Türk ordusunun elinde bir taşeron örgüt gibi hareket eden Kongra Gel Kürt halkının kafasını karmakarışık yaparak mücadele azmini en alt düzeye indirmiş ve Güney Kürdistan’daki kazanımları bölge devletlerinin her türlü tasarrufuna açık hale getirmiştir.

Kongra Gel; Güney Kürdistan’daki federasyona, düşmandan daha sert tavır takınmasını “ilkel milliyetçiliğe” karşı mücadele adı altında gerçekleştirmektedir. Oysa sergilediği düşmanca tutum “ilkel milliyetçiliğe” değil, Kürt halkının stratejik kazanım ve ulusal birlik yaklaşımına karşı bir tavırdır. Çünkü Güney Kürdistan’daki federasyon yapılanması herhangi bir partinin değil, tüm Kürt halkının ve dört parçanın ortak mücadelesi sonucu gerçekleşmiştir. Federasyona karşı cephe almak; başta Kuzey Kürdistan olmak üzere diğer parçalarda gelişen ulusal kurtuluş mücadelesi ve onun temel kazanımlarını inkar etmek anlamına gelmektedir. Kongra Gel’in Kürt halkını kimliksiz bırakmanın diğer bir adı olan demokratik cumhuriyet tezini ısrarla savunması bunu açıkça göstermektedir. Kongra Gel; Türk ordusunun dayatmaları sonucu, Kürt halkını kimliksiz bırakma sürecine almıştır. Bunu “demokratik cumhuriyet ve özgür yurttaş” gibi Kürt halkı açısından bir değer ifade etmeyen, içi boş kavramların arkasına sığınarak yapmaktadır. Bu sloganlar Kürt halkını hedefsiz bıraktığı için mücadele dinamizminden uzaklaştırmaktadır. Özgür yurttaş hareketinde Kürt halkının kimliği ve ulusal birlik anlayışı yoktur. Kongra Gel demokratik cumhuriyet tezini savunarak Kürt halkının yurtseverlik ruhunu öldürmekte ve ulusal birlik uğrunda verilen tüm çabaların altına dinamit sokmaktadır.

Kongra gel; Türk devletinin ısmarladığı “demokratik toplum hareketini” geliştirmekte ısrar ettiği için Kürt halkını yurtseverlikten uzak ve kimliksiz bir pratiğe mahkum etmektedir. Tarihinin en elverişli iç ve bölge koşullarını yakalamasına ve mücadele dinamizmi hayli yüksek olmasına rağmen, Kürt halkının mevcut durumda bir yılgınlar topluluğunu oynaması ve iradeden yoksun bir duruşu sergilemesi Kongra Gel’in demokratik olmayan ve kimliksizliği dayatan yurtseverlik karşıtı tutumundan kaynaklanmaktadır. Ulusal kimlikten yoksun bir demokrasi olamaz. Kongra Gel özgür yurttaş hareketi adına yurtseverliği içeriğinden yoksun bırakmaya çalışmaktadır. Kürt halkının damarlarına yurtseverlik yerine kemalizm şırınga edilmektedir. İliklerinden boşalan Kürt halkı mücadele azmini giderek yetirmektedir.

Türk devletinin dayatmalarına teslim olan ve kemalizmi Kürt halkına yedirmeye çalışan Kongra Gel; milyonlarca insanı mücadele değerlerine ters bir pratik içerisine sokmaktadır. Halk bundan büyük bir sıkıntı duymaktadır. Duygusal bağlılıktan dolayı açık tavır koymaktan zorlanan yüz binlerce Kürt, kemalist çizgiyi benimsemek yerine mücadeleden uzak durmayı tercih etmektedir. Kürdistan’da küskünler ordusu hızla büyümektedir. Bu bir tuzaktır ve Türk devletinin Kongra Gel üzerinde sürdürdüğü operasyonun bir sonucu olarak gerçekleşmektedir.

Kürt halkı Türk devletinin Kongra Gel üzerinden sürdürdüğü bu kıskaca düşmemelidir. Kongra Gel; PKK’nin binlerce şehit vererek kazandığı mücadele değerlerini artık temsil etmemektedir. Mücadele değerlerini bir taşeron örgüt gibi Türk ve bölge devletlerine peşkeş çekmekte bir sakınca görmeyen Kongra Gel’in kemalist çizgisine karşı açıkça tavır koymalı ve yurtsever demokratik mücadeleye sahip çıkmalıdır. Kongra Gel’in Kemalist çizgisi aşılmadan Kürt halkının binlerce şehit vererek elde ettiği temel kazanımlar korunamaz.

PWD; Kürt halkını, Türk devletinin eritme politikasına karşı direnmeye, kendi ulusal kimliğine sahip çıkmaya ve yurtsever demokratik çizgi etrafında kenetlenmeye çağırmaktadır.

Devam edecek...

2004-12-19

http://www.welatparez.com


Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz
Konuyu tartismak icin tiklayiniz

"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"


Yezdan HAT

Dersén Kurdî 13

Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor.

Dersén Kurdî - hemu

International News

2008-11-13

2008-11-11

2008-11-10

2008-11-09

2008-11-08

2008-11-07

2008-11-06

2008-11-05

Valid XHTML 1.0 Strict


Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32