Ana menu
|
Hüseyin Kaytan Türk Genelkurmayına Dikkat! Dışa kapalı toplumlar kendilerinden fazla birşey olduklarını, ve bir parçalarının kendi dışlarında başka insanlar halinde varolduğunu anladılar. Bugün kendisinden fazla olduğunu anlamak; aynı zamanda geçmişte eksilmiş olduğunu anlamaktır. Bu, toplumlarda bir ruhsal kırılmaya yol açıyor. Bireylere olan da aynı şeydir; kişiler, bedensel bir cisimleşmeden daha fazla olduklarını ve ancak dışarısı ile tamamlandıklarında anlamlı olabileceklerini kavradılar. Bilinç, yarım olduğunu ve ancak belirsiz bir gelecekte tamamlanacak bedeninin şimdiki yarısında kendi farkında olduğunu biliyor. Öteki yarısı, belirsizlikle çevrili sezgilere ve içgüdülerin insafına kalmıştır. Hem toplumsal bilinç, hem de bireysel bilinç, bu biçimiyle karmaşık görünen bir "ortam" oluşturuyor. Hem toplumların, hem bireylerin zihinleri her an dışarıdan kendi boşluklarına bugüne kadar yabancı oldukları veriler süzüyor; ve kendi dışında boşluklar keşfettiği her anda, bunları kendi özgün seçenekleriyle dolduruyor. Bireylerin aşırı geçirgen bir zarla çevrili oldukları bir eriyik haline geldikleri böyle bir ortam içeriden yönetilemez; en azından aşırı yönetilemez; ama yalnızca etkilenebilir. Oysa yine böyle bir ortam her zaman dışarıdan kolaylıkla yönlendirilebilir. Nispeten küçük dünya güçlerinin ve bireylerin büyük zayıflığı, çıkmazı da burada oluşuyor; eğer çok aşırı iyimser değilse, hiç kimse kendisini özgür hissedemez. Özgürsüzlük, çağdaş insanın temel duygularından biridir. Temel duygusu özgürsüzlük olan insan, bu dayanılmaz duyguyu örtmek için ideolojiyi giyinir. Bununla ortaya çıkan yanılgı, yoksullarla zenginlerin sınıf savaşımında bile, özgürlük mücadelesini bir mülkiyet mücadelesine çevirdi. İdeolojilerin özgürlük dediği şeyin, mülk sahibi olma özgürlüğü olduğu anlaşıldı. Sorun, dünya anlayışına, düşünce sistemine ilişkin temel bir eksiklikti. Sosyalist mücadelelerin yücelttiği ideoloji, her zaman başlangıçta emperyalist bir anlayışın sonucu olarak oluştu. Gördüğü dünyanın, içinde olduğu evrenin ancak kendi yararına olan yanlarına gözlerini açmak, bunun dışında kalan herşeyi inkar etmek. Kurbağaların sadece siyah beyaz görmeye ihtiyaçları vardır; böylesi onların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gereklidir. Ama bugün insan artık bundan daha fazla birşeydir; onun bir tür olarak yaşamını sürdürebilmesi için, ideolojik bir fikirsel çevreden daha fazlasına ihtiyacı var. Belki de, bütün bilgi disiplinlerinin doğru sentezinden doğacak yeni bir bilim olacaktır bu. Yine bu, şimdi genelgeçer olan ve kapitalist çağın ideolojisi olarak doğan bugünkü sentetik bilim olmayacaktır. Elbette onun yaşamsal ve gerçeğe yaklaştıran içerikleri inkar edilemez; fakat bu bütün ideolojiler için geçerlidir. Yeni bir bilgi disiplini elbette icat edilecek birşey değil; ama o, yaşamsal zorunluluklardan ortaya çıkıyor. Fikirsel bir çevre, her zaman yaşamsal-doğal bir çevre ile içiçe bir "ortam" olarak gelişir. Bugünkü dünyanın doğal-yaşamsal çevresi, artık ideolojik fikirsel çerçeveye sığmamakta ve ideoloji, insan yaşamı için verimli bir fikirsel çevre oluşturmamaktadır. İdeoloji, bilincin sömürgeleştirilmesinin bir ürünü olarak, aşılmaktadır. Onun hala birçok insan toplulukları içinde yaşam bulması, hala geçerli olması, aşılmadığını göstermez. Tam tersine, insanın özgürsüzlük duygusunun temel bulduğu ideolojinin çözümlenmesi, güçlü bir özgürlük arzusu da yaratıyor. En genel anlamda küresel insan için geçerli olan bu çerçevede; biz Kürtlerin mevcut durumları çözümlenmeye değer. Siyasal olarak hemen hemen statüsüz olmalarının da bir sonucu olarak, Kürtlerin fikirsel çevreleri esnektir. Çok ilginç bir biçimde, halk olarak parçalanmış olmaları, şoven rejimlerin sürekli baskısı altında bulunmaları, kapitalist uluslaşma çağında Kürtler için büyük bir dezavantaj iken, yirmibirinci yüzyılın dünyasında hem fiziksel, hem de fikirsel bir çevre oluşturmada bir avantaja dönüşme eğilimindedir. Dünyanın yeni tarihinde, Kürtlerin sadece siyasal bir güç olarak rolleri olmayacak; ama daha da önemlisi fikirsel olarak da, geçmişte insanlık düşüncesinde Sümerlerin ve Yahudilerin oynadıkları rol düzeyinde etkili olmaları beklenebilir. Bu aynı zamanda, çok uzun vadede, küresel düzeyde bir zihinsel devrimde Kürtlerin önemli bir rol oynayacakları anlamına da gelir. Kürtler, bugün yalana bile bile tahammül etmeyecek ve gerçeğe en azından yaklaşmayı arzu edecek kadar gururlu olmayı hakediyorlar. Bu hak, şu ünlü siyasetçilerin ve sözümona büyük adamların güçlerinden kaynaklanmıyor, ama onlara bu gücü sağlayan sıradan Kürt insanların gerçek ve doğru olana ulaşmak için büyük emek sarfetmiş olmalarından ve yaşamlarını şu ya da bu cephede feda etmiş olmalarından kaynaklanıyor. Türk devletinin ve özellikle Kemalist ordunun Kürt fobisi bu noktada bir anlam buluyor. Onlar boşuna Kürtlerden korkmuyorlar. Gerçekten de bu halk, en azından bölgedeki dört büyük devletin asli birer içeriği olarak olağanüstü hareketlidir ve güçlü bir özgürlük duygusuyla yeniliğe, devrime açıktır. Güney Kürdistan'daki güçlü gelişme ideolojik bir bakış açısıyla iddia edildiği gibi temelsiz değildir. Daha şimdiden görmezden gelinemeyecek derecede güçlü bir toplumsal sistem oluşmaktadır. Aşiret temelinde gelişen örgütsel ilişkiler, giderek sağlam bir ulusal tarza doğru evriliyor. Halk inisiyatifi güçlüdür ve güncel olarak etkilidir. Kuzey Kürdistan Kürtleri de, her ne kadar geçen yüzyılın son çeyreğinde özel harp dairesinin ve Türk derin devletinin yoğun faaliyetlerine konu olmuşlarsa da, her zaman diri bir güç olmuştur. Ancak bugün Kuzey Kürtlerinin önemli bir büyük dezavantajı, yoğun ideolojik bir çevreyle kuşatılmış olmalarıdır. Geçen yüzyılın son çeyreğinde bu ideolojik oluşmanın önemli toparlayıcı etkileri oldu. Kendi çocuklarını gerilla savaşına gönderen halk, bu yolla güçlü bir siyasal düzey oluşturdu. Bu siyasal güçlenmede PKK hareketinin ideolojik yaklaşımlarının da önemli bir rolü oldu. Ancak bugün, aynı ideolojik yaklaşım çok ilginç bir biçimde Kuzey Kürtleri için inisiyatif kırıcı bir rol oynamaktadır. İdeolojik yaklaşım başlangıçta gerilla savaşı için nispeten elverişli bir düzey yaratırken, bugün aynı yaklaşım neredeyse tamamen "gerçekleri görmezden gelmenin" aracına dönüşmektedir. Üstüne üstlük, genelde yaşanan yalnızca ideolojik samimi yaklaşımlar değil, daha çok onun istismarıdır. Yaklaşımların anlık olarak değer kazandığı günümüzde, özellikle dev dünya güçlerinin bölgemizde, ülkemizde sıcak hareket halinde olduğu bugünlerde, büyük siyasal hareketlerin en önemli zaafı, olayların analizini ideolojik kalıplarla yapmak olacaktır. Operasyonel olmayan herhangi bir düşünce bu koşullarda kaybedecektir ya da en iyimser ihtimalle uydulaşmaktan kurtulamayacaktır. Bu noktada, Türk Genelkurmayı Kürtleri kontrol etmek için, bu ideolojik yaklaşımın negatif etkilerinden yararlanmakta ve neredeyse bütün Kürt toplumunu bu yolla denetimde tutmak istemektedir. Kemalist strateji, her zaman anti-Kürt bir strateji oldu ve bugün de bu anlamda fazla bir değişikliğe uğramadığı görülüyor. Halk inisiyatifiyle bir bakıma zorla alınan bazı göstermelik hakları da, Türk devleti kendisi bahşetmiş gibi göstermektedir. Oysa durum tam tersinedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken temel husus şudur: Türk Genelkurmayı, Kürtlerin önemli bir güç olduğunu görmekte ve ancak onu kendi çıkarlarına göre yönlendirmek istemektedir. Kürtlerin Kürtlerle çatışmaya girdiği her yerde, mutlaka Kemalist bir yönlendirme aranmalıdır. Türk Genelkurmayı, önümüzdeki süreçte, Kuzey Kürtlerini Güneye karşı kullanmayı düşünmektedir. Mevcut durumda, Güney Kürtlerinin kendi toprakları üzerinde inisiyatif kazanmasına, özellikle Musul ve Kerkük ve çevresinin kısmen de olsa Kürtlerin denetimine girmesine büyük öfke duymaktadır. Sorun, tam da Türk devletinin Kemalist yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Mustafa Kemal'in bütün toplumu harmanlayarak tek bir Türk ulusu oluşturma yaklaşımı, Kürtlerin hala statüsüz olmaları dışında artık işlememektedir. AKP'nin güçlü bir halk tabanına dayanan iktidarı, Kemalist yaklaşımın Türkiye'de iflas ettiğini gösterdi. En azından Kemalist ideolojinin hiç de Kürtlerin hayrına olmadığı apaçıktır. Sorun Kürtlerin devlete düşmanlık yapıp yapmaması değildir; ama Türk Genelkurmayının Kürtleri kendi çıkarları doğrultusunda, ve özellikle Kürtlerin kendi zararlarına, dilediği gibi yönlendirme yaklaşımı sorunun özünü oluşturuyor. Şunu özel olarak vurgulamak gerek: Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Kürtleri her zaman kullanılmaya mahkum bir zavallılar topluluğu olarak değerlendirme hakkı yoktur. Sayıları, teknik veya teorik güçleri ne olursa olsun; Kürtler Türkiye Cumhuriyeti devletinin yüce emellerinin basit bir aracı olmayacak. Bir "çekirdek devlet" olan Türk Genelkurmayı, son derece basit bir tarzda Kürtleri kullanmayı düşünerek bir halkı aşağıladığını düşünüyor olabilir. Oysa bu Kürtlerin değil, aynı zamanda bir şirketler topluluğu olan Türk Ordusunun bir zaafıdır. Onlar Kürtleri hafife almakta yanıldıklarını görmekte, ama buna bir türlü inanmak istememektedirler. Kürtlere Kürtlerin de onurunu gözeterek yaklaşım göstermeyen tutum, daha baştan onursuz bir tutumdur. Genelkurmayın tutumu budur. Türk Generalleri, mevcut hiç bir ülkeyi tehdit olarak algılamıyoruz derken, devletlerarası sistemin asli bir ögesi olarak konuşuyorlar; ve dünya siyasetinde hatırı sayılır bir yer tutuyorlar. Gerçekten de bölgede etkilidirler. Türk askeri ve sivil istihbaratı, Kürtlerin yoğun olarak bulunduğu diğer her üç ülkede de etkilidir ve birçok durumda siyasete yön verici olabilmektedir. Generaller, "uluslararası terör"ü tehdit olarak algıladıklarını söylerken, bunun ne anlama geldiğini iyi biliyorlar. Bu söylem, "güvenlik ihracatı" temelinde yapılanmış bir ordunun, yüce devletin ve uluslararası sermayenin emrinde amansızca insan kanı dökebileceğini bildiriyor. Ama kör olan biri bile, devletlerin desteği olmaksızın uluslararası terörün mümkün olamayacağını görmek zorundadır. Mevcut ve "terör" kavramı altında tanımlanan tüm uluslararası örgütler, temelde devletlerin istihbarat örgütlerinin meşru olmayan çocukları olarak dünyaya gelmişlerdir. Türk devletinin ve silahlı kuvvetlerinin bu anlamda sicili hiç de temiz değil. İyi bir gözlemci, Türk derin devletinden yola çıkarak El Kaide gibi bir örgüte kadar uzanan bir ilişkiler zincirini tesbit edebilir. Burada vurgulanması gereken diğer nokta da, Türk derin devletinin Irak'taki direnişi alttan alta desteklemesidir. Elbette o bunu Arap halkının hayrı için değil, ama Kürt gücünü olabildiğince geriletmek amacıyla yapıyor. Türkiye'nin birçok eski Sovyet ülkesinin ve Orta Asya'nın derinliklerinin üzerindeki, daha bugünden oldukça güçlü inisiyatifinin oluşturduğu hakimiyet zincirini sadece yepyeni bir güç olan Kürtler zayıflatabilir. Bu Kürtlerin niyetlerinden ileri gelmiyor; ama doğalarının bir gereği olarak oynamak durumunda kaldıkları yenilikçi rollerinden kaynaklanıyor. Kemalist rejim, Adolf Hitler'e ilham vermiş ideolojisiyle, dünya sistematiğinde devredışı kalmak zorunda olan suni, zorlama bir rejimdir. Çağdaşlık makyajını çok başarılı bir tarzda yapan ve gerici bölge rejimleriyle ciddi bir ittifak içinde bulunan bu rejimin aşılması ne kadar başarılabilirse, bölge halkları da o kadar rahat bir nefes alma imkanına kavuşacaklardır. Elbette bu yalnızca bir Kürt-Türk sorunu değil, ama küresel sorunların önemli düğümlerinden biridir. Dolayısıyla, Türk derin devleti karşısında inisiyatif oluşturacak bir Kürt gücü, dünya çapında etkili olacak ve yeni küresel şekillenmeyi insanın gerçek anlamda insanlaşması açısından etkileyecektir. www.hueseyin-kaytan.de 2004-11-22 http://www.welatparez.com Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz Konuyu tartismak icin tiklayiniz |
"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"Yezdan HAT Dersén Kurdî 13Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor. International News2008-11-13
2008-11-11
2008-11-10
2008-11-09
2008-11-08
2008-11-07
2008-11-06
2008-11-05 Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32 |