Ana menu
|
Apoyu asmanin dayanilmaz mecburiyeti veya tenekelere vurmak 1925 özgürlük savasinda Kürt kuvvetleri Silvani almis Diyarbakira dogru ilerlerken yolda Türk ordusuyla karsilasiyorlar. Bizim Kürtlerin elindeki silahlarin cogu 1800lerden kalma tufekler iken Türk tarafinda Kürt savascilarinin cogunun varligindan haberi bile olmadigi "axirmakine"ler var. Iste susmaz bilmeyen bu otomatik silahlarin görültüsü karsisinda bir Kürt savasci yüksek sesle etrafina bagirarak: "léxin lao, imanémida fiseké wan kediyane li tenekadixin" demis ("Vurun, imanimda fisekleri bitmis tenekelere vuruyorlar"). Abdullah Öcalan ile ilgili son yillarda o kadar konusulup tartisildiki artik insanin "tenekelere vuruyorlar" diyesi geliyor. Bu sadece taraftarlari icin degil, karsitlari icinde gecerlidir. Hatta halen Aponun yolunda ve cizgisinde olanlar icin bu anlasilir bir durum. 30 yildir söylem, metod veya herhangi birseyleri degismedi ve degisecegide yok. "Apoculari" anlamak kolayda Apoyu cözmüs oldugunu, neyi temsil ettigini bilen ve bildigini iddia eden insanlarin halen Kürt ulusal davasiyla ilgili her konuda Apoya endeksli olmaya devam etmeleri hem anlasilmaz bir durum hemde Kürt halki ve özgürlük mücadelemiz acisindan cok tehlikeli bir durum yaratiyor. Kürt toplumu, tüm parcalariyla artik Apoyu tartismayi degil, onu asmayi tartismali, bunun yollarini ve cözümlerini bulmali. Aksine Kürt ulusal davasinda stratejik ve entelektüel darliklari, cikmazlari ve kisirdöngüleri asmamiz mümkün olmaz. Cünkü Apo sürekli insiyatife sahip olan kisi rolünde ve bizlerde onun davranis ve sozlerine reaksiyon temelinde davranmak durumunda oluruz. Böyle oldugu sürecede direk veya dolayli gündemi sürekli Apo belirlemis (veya ona belirletilmis) olur ve yaratilmasi gereken özgür düsünce ve tartisma, fikir yaratma ortamini yakalayamayiz. Özellikle belirteyimki Apoyu asmanin gerekliligi salt onun kisiligi veya cizgisiyle ters düsmenin eseri degil ve olmamali. Cünkü neresinden bakilirsa bakilsin ve hangi amacla olursa olsun, bir halkin gecmisini, gelecegini, dinamiklerini, birikimlerini, entelektüel cercevesini ve icerigini, kisaca herseyini bir kisiye veya cizgiye dayandirmak, bunda somutlastirmak, belli dönemler olumlu görünsede, sonuc itibariyla o halka felaketten baska hicbirsey getiremez. Apoyu asmanin dayanilmaz mecburiyeti burada yatiyor iste. Yani varsayalimki "apocularin" tüm dedikleri dogru ve herseyi, hepimizi Apo yaratti. Varsayalimki Apo degilde "bavo"dur. Ama bir baba bile belli bir noktadan ve yastan sonra cocuklarinin kendi hayatlarini kendi dogru bulduklari sekilde kurmalarina ve yasamalarina izin vermezmi veya bunu yapmasi gerekmezmi? Hele hele bu baba cocuklarini yoketmekle ugrasmaktan baska birsey bilmeyen bir dusmanlarinin elinde esirse. Her evlat belli bir yastan sonra babasindan ayrilip kendi ve ailesinin refahini ve mutlulugunu kendi belirledigi yol ve yöntemlerle saglamaya calismazmi? Bir baba kendisini cocuklari icin fedami eder yoksa cocuklarinimi kendisi icin feda eder? Hayati boyu babasinin sözünden, izinden, yolundan cikmayan, onun mali, mirasi östüne oturmaktan, onu övmekten baska bir sey yapmayan evlat babasina ve ailesine ne kadar hayirlidir? Apoyu asmanin dayanilmaz mecburiyeti burada yatiyor iste. Süphesiz Aponun, "apoculugun" Kürt toplumu ve ulusal mücadelesi özerindeki etkileri isin uzmanlari tarafindan arastirilip her türlü bilimsel analizlere tabi tutulmali ve Kürt kamoyuna sunulmali. Bunu herseyden önce Apo ve PKK semsiyesi altinda ülkesinin ve halkinin ozgurlugu icin canini veren onbinlerce sehite, bunlarin ailelerine, yerinden yurdundan edilen milyonlarca Kürte borcluyuz. Genel anlamda tarihimizin bircok karanlik noktayla dolu son 30 yillik dünemini aydinliga cikarmak hem bilimsel etigin hemde yurtseverligin yükümledigi bir görev olarak algilanmali aydinlarimiz tarafindan. Ama bu gecmisi aydinlatmak, gelecek icin dersler cikarmak temelinde olmali. 30 yildir nerdeyse herseyimizi kendisine endekslendirmis kendisiyle özdeslestirmis bir olguyu asmak elbetteki oyle kolay degildir. Ama mutlak yapilmasi gereken bir olmazsa olmazdirda ayni zamanda. Apo kendisi bu isin onun omuzunda bir yök oldugunu defalarca belirtmistir. Kendimizi ondan onu kendimizden kurtarmaliyiz. Gecmisimizide gelecegimizide onun ipotegine birakmamamiz lazim. Bu bir yere kadar onu tartismayi gerektiriyor olabilir. Ama tüm enerjimizi buna verip tenekeye vurmayi gerektirecek bir durumda degildir. Fakat biz hala "top nerde hepimiz orda" mantiginda israr ediyor gibiyiz. Top Aponun ayaginda oldugu icin, veya sürekli topu ona attigimiz icin hepimiz birden onun ayagindaki o topa atliyoruz. Yarattigimiz o velvele ve toz duman icinde cogu kez hem kendimizi ve birbirimizi yaralayip incitiyoruz, hemde topu elde edemiyoruz. Cünkü tüm sahayi ona bos birakip manevra alani olarak sunuyoruz. Oda, tecrübesinede dayanarak sürekli herkesi pesinden kosturuyor, uygun görmedigi zaman topu eline alip fol var demekten tutalim, oyuncu oldugu macta hakemlik östlenip sari ve kirmizi kartlar dagitmaya, istedigini oyun disi etmeye kadar. Bunlara onun gerektiginde topu taca, seyirciye veya karsi takima vermeside eklenebilir. Yani sonuc olarak onun her davranisi bir kural diger herkesin davranislari kuraldisi. Hal böyle oluncada yigit olan beri gele. Buyur o sahada top oyna. Bu durumdan kurtulmak icin ya Apoyu oyundisi etmeli veya baska bir sahaya gecip onsuz oynamali. Terim yerindeyse eger top oynamak isteniyorsa bu bir mecburiyettir. Peki Apoyu nasil asabiliriz? Gelecegimizi, gündemimizi nasil onun tekelinden cikartabiliriz? Öncelikle belirteyimki bu yazinin amaci bu konuda "sihirli degnek" sunmak veya kendi fikirlerimi dayatmak degildir. Amacim bu konuyu tartismaya acmaktir. Herkesin bu konuda degisik fikirleri vardir veya olabilir. Aydiniyla, örgütüyle, dernegiyle, sanatcisiyla, bireyiyle bu fikirleri masaya yatirip en kisa zamanda bir post-apo ortamina gecmemiz icin bir cagridir bu yazinin amaci. Onun icin baskasindan bekledigini once kendin yap prensibine uyarak fikirlerimi kisaca 3 ana baslik altinda sunmakla yetinecegim: 1. Aposuz düsünelim ve onun göndemini genel ulusal göndem olarak algilamaktan vazgecelim: Kürt kavramiyla ilgili her konuda Aposuz düsünmeye baslamamiz lazim. Yazdiklarimizi ve düsündüklerimizi onun dedikleriyle karsilastirmaktan vazgecmenin zamani gelmis gecmistir. Onu elestirmekten tutalimda, yazdigimiz yazilarda ondan uzun alintilara yer vermeye kadar. Yapabildigimiz Apoyu elestirmekten veya onun dediklerini cözmekten öteye gidebilmeli. Apo ne demis, nasil demis, ne dusunuyor? Asalim artik bunlari. Onun degindigi her konuyu evirip cevirmekten, ilgilenmekten vazgecelim. Onun önemli buldugu olgulari degilde, kendi onemli buldugumuz olgulari ele alalim. Bu sekilde özgur bir tartisma, fikir gelistirme, cözümler bulma ortami yaratabiliriz. Kürt kamoyu, örgütleri, aydin cevreleri ve sahsiyetleri Aponun dediklerine cevap yetistirecegine, kafa yoracagina bu rolleri degistirmeli. O siyasete deginse bizler felsefeye o felsefeye deginse biz tarihe o tarihe deginse biz kulture deginelim. Eger o hepsine deginse bizler..ne bileyim…top oynayalim! Ama onun sahasinda degil! Yeterki gündemi ona birakmiyalim. Yoksa Apocu veya anti-apocu olmaktan öteye gecemeyiz. Temeli salt apoculuk olan bir cikis noktasinin Kürt toplumuna verebilecegi bir sey olmadigi gibi salt anti-apoculukta bizi biryere götüremez. Bu iklemleri astigimiz taktirde ihtiyac duydugumuz cogulcu, demokratik, özgür ve yaratici düsünce ve strateji saptama ortamini yakalayabiliriz. 2. Halkimizi hor görmeyelim ve halkimiza güvenelim: Halk yiginlari (bir aydina ve kimi cevrelere ne kadar abes gelsede - ki aydin ve bu cevrelerin meselesi baska bir yazi konusu olarak kalsin) kendi "anti-bilimsel" yöntemleriyle gercekleri görüp kavrama yetisine sahiptirler. Kaldiki toplum psikolojisinin ABCsi ve tarih, bize halk yiginlarinin ve dinamiklerinin pek nadiren ("bilimsel") gercek ve dogrular temelinde harekete gectigini veya hareketsizlestigini gösteriyor. Buna ragmen PKK nin disindaki nerdeyse her kesim Kürt halkinin zamaninda PKKye yaklasmasini halkin bilincsizligine vs. bagliyordu. Is "bu halk birsey bilmiyor, görmüyor, anlamiyor. Beyni yikandigi icin PKKye destek veriyorlar" noktasina varacak kadar sig ve gerceklikten soyutlandi. Pek acik secik söylenmez ama bircok kesimin yaklasim temeli bu olmustur. Genellestirmiyorum ve somut olarak kimseyi kastmiyorum ama kimilerinin elinden gelse halki yargilayip mahkum edecekler. Kendilerini bu halkin tek seckin, asil ve "isigi görmüs" mensuplari veya örgütleri olarak algilayip saga sola akil verirler. Ve halkin birgün mutlaka onlarin "dahiligini" görüp yoldan cikmis bir evlat gibi birgun yalvararak kendilerine geleceginin hayallerini kuranlar bile var. Bu yaklasim ve elestirdikleri Apocu yaklasim arasinda fark olmamasi bir yana. Böyle yaklasimlar, halka gitmektense halkin bize gelmesini beklemeye götürür. Ve bu baglamda belli önemli süreclerde halka verebileceklerimizi vermekten alikoydugu gibi önemli konjüktürel imkanlari halkimizin cikarlari icin kullanacagimiz yere kacirmamizada neden oluyor ve tarihimizde cokca olmustur. Bu cevrelerin yuregindeki yurtseverlikten ve bircok konudaki dogru fikir ve tespitlerinden tabiki suphe edilemez. Sorun yaklasim ve metod olayidir. Nietchevari, dagin tepesinden bakmak halkimiza kaybettiriyor. Kürt halkini, bilincsiz, cahil, kör ve birsey anlamaz önyargisindan vazgecilmeli. 1999den beri sürecte gösteriyorki halkimiz görüp, anliyabiliyor. Bu eger apo ve Apoculuga bu kadar sartlandirilmis PKK militanlarinin büyük kismi tarafindan görülüp anlasilabiliyorsa bilinsinki halk tarafindan daha kolay görülebiliyor. Yoksa bu dönemden beri ayrilmalarin katilimlardan daha fazla olmasini(kendi verileri), onbinlerin katildigi "eylemlere" artik sadece binlerin, hatta yüzlerin katilmasini nasil aciklayacagiz? Henüz tümden kopusun gerceklesmemesi halkin gercekleri görmeyip anlamadigindan kaynaklanmiyor. Bunun sosyal ve psikolojik aciklama ve nedenleri var. Dikkat edilirse Türk genelkumayi bu konuyu o kadar ciddiye aldiki nerdeyse tüm yatirimini psikolojik savasa yapti. Ve hatta asil basarili oldugu noktada burasiydi. Yani Türk genelkurmayi bile halkimiza daha büyük ciddiyetle ve gercekcilikle yaklasti denilebilir. Halki sözümona Apoya ve PKKye karsi "bilinclendirmek" "gercekleri görmesi icin" sözkonusu sosyal ve psikolojik engelleri ortadan kaldirmak adina apoyu elestirmek ve sürekli göndemlestirme stratejisini tekrar gözden gecirilmeli. Onun sürekli göndemde olmasini ve göndemimizi belirlemesini isteyen ve saglayanin Türk genelkurmayi olmasi gercekligi aslinda baska hicbir neden gerektirmiyor. Yukarida yazilanlara mizahta eklenebilinir. Tarih boyunca, korkuya, kuvvete "dokunulmazliga" ve daha bircok seye karsi en büyük silah mizah olmustur. Mizah bu baglamda bircok konuda toplumsal terapi islevini de görecektir. Kürtlerin genis ve derin mizah kültürüde gözününde bulundurulursa mizah bu baglamda önemli bir yer tutar. 3. PKK ve Aponun gercek tarihini yazmak: 30 yil onbinlerce insanin emegi ve fedakarligini, tüm bir halkin yurtseverligini onun ipoteginden cikartmak icin bu yapilmali. Bunuda kanaatimce en iyi sekilde yapabilecek kurum PWD dir. Gecenlerde Hidir Yalcinin bu konuda cok makul bir yazisi vardi. PWDli arkadaslar ayrildiktan sonra cesitli baglamlarda bazi konulari dile getirdiler. Bunlarin devami hem dilegimiz hem beklentimizdir. PWDnin kendine yüklemis oldugu misyonlarindan biride bu konuda öncü olmak ve herseyi tüm yalinligiyla Kürt kamoyuyla paylasmaktir. Bu ayni zamanda PWDli arkadaslarin yaratmak istedigi alternatif icin bir kilometre tasida olacaktir. Yukarida degindiklerim belkide herkesten cok onlar icin gecerlidir. Ama sadece onlar degil, hepimiz icin gecerli. Gecmisimizi aydinlatmak ve gelecegimizi kurtarmak adina. Özgürlük sadece fiziki bir olay degildir, ayni zamanda ruhsal ve düsünsel bir yasam bicimidirde. Dolayisiyla apoyu ve "apoculugu" asabilmenin önsartlarindan biride herseyden önce kendi paradigma ve sablonlarimizdan cikip kendimizi asabilmektir. Sakin en büyük sorun burda yatiyor olmasin? Saygilarimla 2004-11-21 http://www.welatparez.com Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz Konuyu tartismak icin tiklayiniz |
"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"Yezdan HAT Dersén Kurdî 13Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor. International News2008-11-13
2008-11-11
2008-11-10
2008-11-09
2008-11-08
2008-11-07
2008-11-06
2008-11-05 Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32 |