Ana menu
|
Ümit Beyazdağ (Dr. Agit) İlerleme, devrim ve Kitle fanatizmi "İyinin mahsum olması gerekir. Gerçekten de devrimin büyüklüğü Parlak ülküye göz kırpmadan bakmaksa, yıldırımlar arasından Pençelerinde kanla, ateşle uçmaksa, ilerlemenin güzelliği lekesiz Olmaktır...” Victor HUGO Kitle Fanatizmine dayalı devrimsel gelişmelerle toplumu dönüştürme projeleri ve bu çerçevede geliştirilen ideolojik tezler, dünyamızın her yönüyle yeniden şekillendiği bu süreçte çağdışı fikirler olduğu kadar, yaratacağı gelişmelerinde kalıcı olmayacağı, temel bilimsel doğrular karşısında çözüleceği açıktır. Devrimlerle ortaya çıkan sonuçlar üzerinden inşa edilen hiç bir toplumsal modelin başarı şansının olmadığı ve peş peşe çözüldüğü görülmektedir.Şüphesiz bu sonuç sadece bazı uygulama yanlışlıklarıyla izah edilebilecek bir sonuç olmadığı gibi, “yeni dünya düzeni” ismiyle kapitalist emperyalist sisteminde bir zaferi değildir. Bunun en temel sebebi, her türlü hareketin kendi doğal gelişim dinamikleri üzerinde geliştikçe kalıcı ve faydalı sonuçlara yol açbilme gerçeğidir. Bu anlamda, devrim düşüncesi, zaman zaman kitlelerin özgürlük taleplerinin bir yansıması olarak bazı düzenlerin kökten sarsılması anlamında yararlı sonuçlar ortaya çıkarsada, genelde yol açtığı katı ideolojik karşıtlıklar üzerinden geliştirilen pratik anlamdaki yıkımlar ve soyut teorık belirimlerin hayatın gerçeği yerine konulduğu determinist pratikleştirmeler, kendi doğal gelişim seyrinin dışında zoraki dayatmalarla bütünleştiğinde zararı karından daha büyük bir sonucu ortaya çıkarmaktadır. Bugün, iktidarı hedefleyen katı ideolojik yapılara sahip toplumsal hareketlerin giderek marjinalleşmesinin ve sahip oldukları kitle gücünü yitirmelerinin en temel sebeplerinden biri, bu hareketlein esas mücadele yönteminin kitle fanatizmine dayanıyor olması ve bilim çağıyla beraber kişinin, birey bilincini kazanarak, bir nesne konumuna indirgenen fanatik pozisyonu aşıyor olmasıdır. İletişim çağının yarattığı olanaklarla ortaya çıkan eğitimli birey kimliği, fanatizmin en büyük panzehiri olarak bu toplumsal projelerin başarısızlığında büyük rol oynamıştır.PKK KADEK Kongra- Gel’ de dünyanın diğer alanlarında ki benzerleri gibi bir bozulmayla beraber cözüm gücü olama şansını çoktan yitirmişse, çokça dillendirdiği demokratik mücadele yönteminden ziyade, eylemine yön veren devrim düşüncesiyle hareket etmesi nedeniyledir. Oysa özünde devrim düşüncesi, demokrasi düşüncesinin karşısındadır. Şöyle bir tarihe baktığımızda Fanatik kitlelerin gücü, genelde toplumsal yenilgilerin derin ruhsal tahribatlar yarattığı süreçlerde bır çıkış yolu olarak değerlendirilmek istenmiştir. Birinci dünya savaşından malup çıkan Alman Toplumu, Hitler gibi bir paronayak delinin arkasından giderek, tarihin en vahşi çılgınlıklarının yaşanmasının öznesi ve nesnesi olmuş, incinen ruhunu bu biçimde tamir etmeye çalışmıştır..Kitlelerin, efsunlanmışcasına zaman zaman ortaya çıkan radikal fanatik tutumları yaşanan tarihsel süreçlerin ortaya çıkardığı bir toplumsal hastalık durumudur. Dışardan gelecek tehlikeler öyle büyüktürkü, bundan kurtulmanın tek çaresi katı bir kenetlenmedir. Ve doğru yanlışa bakılmadan bir kült, yada tabu yaratılarak ve bunada olağan üstü nitelikler bahş edilerek, tek birey ve giderekte düşünen birey olmaktan çıkıp, yaratılan tabu ıle ozdeşleşen yeni bir toplumsal kimlik edinilir. Bu noktadan sonra her şey bu toplumsal kimlik içindir. Birey ölmüştür bu noktada. PKK de yıllardır “ biz başkan APO’ nun yanlışlarınında militanıyız” sözünün övünülerek kulanılması ve nerdeyse bir şiar haline getirilmesi, başka nasıl izah edilebilinir ki? Kürt toplumu yüzyıllardır yaşadığı ağır toplumsal yenilgilerden, uygarlıkla arasındaki mesafenın yol açtığı eğitimsizliten, sömürgeci sistemin dayattığı kimliksizleştirme çalışmalarından ve toplamda, yaşadığı ezilmişlikten dolayı bir kurtuluş yolunu sürekli aramıştır. Tarihinde göstermiş olduğu sayısısz direniş örneği, bunun en büyük kanıtıdır. Fakat Kurtuluş alternatifi olarak beliren bir çok hareket, bu toplumsal gücü doğru değerlendirip kurtuluşa götürme yerine, en iyi niyetlisi bile kendini vazgeçilmez bir toplumsal bileşke kimlik olarak topluma yansıtarak, bu gücü hep fanatik bir araç olarak kullanmak istemiştir. Toplumun en dinamik kesimleri her türlü fedakarlığı göstererek akın akın mücadeeye seferber olurken, bu toplumsal potansiyel giderek araç pozısyonuna indirgrnmiş, ve ilerlemenin sert adımları olan bu devrim mücadelesinde, belki biraz ilerleme sağlanmış ama insanlar çokta incinmiştir.gelinen aşamada PKK Kongra -Gel, bu toplumsal diriliş potansiyelini önce parti, ama giderekte lider kültü çevresinde toplayarak, araç olarak kitle fanatizmini kullanıp lideri ve partiyi ebedi iktidar gücü kılmak amacına ıindirgrnmiştir. “Her şey parti ve önderlik için“ söylevi bütün eyleminin hereket noktası olmuştur. Lider en olağan üstü vasıflarla donatılmış bütün zor süreçlerin evsanevi yaratıcı tanrısal gücü olmuştur. Kendi başbakanı idam mahkumu olarak yargılandığı süreçte eşine yazdığı mektup için bile kelime sınırlandırması getiren devlet, bir numaralı düşmanı olarak kabul ettiği kişinin örgütünün rahatlıkla yönetebilmesine, savaş kararları çıkarabilecek ve türkiyede parti kuracak kadar direktif ve perspektifler vermesine nasıl müsade ediyor? sorusu bile sorulmaz. Çünkü o tanrıdır mezarda bile iş yapar. İşte fanatizmin sınırsız sorgusuz bağımlılığı... Bugün halk olarak aşmamız gereken en temel hastalıklarımızdan biri fanatizimdir.Yaşadığımız büyük toplumsal acıların kayanğı iman edercesine sorgusuz sualsiz kabuller yada bu paranın diğer yüzü olan lanetlyerek red etmelerdir. Fanatizm, nefrette olduğu gibi sevgide de ölçüsüz ve dengesizdir. Severken öldürmek deyimi fanatik sevgi ve nefretin ölçüsüzlüğünü özetler. PKK de, İlerleme adına mensuplarının yapmış oldukları ve bugun çetecilk ismiyle bir çok biçimde mahkum edilen ve yine bağlılık ve sadakatin giderek bağımlılığa dönüştüğü bir çok eylem sevgi ve nefretteki ölçüsüzlüğün en açık belirtileri. Sevdiğimiz halk adına halka verilen zararları şu veya bu biçimde hepimiz yaşadık. Fanatizm, kendiliğinden bitmiş, meyve vermeyen, vermesi de mümkün olmayan, vermediği gibi, sulanıp çapalanmasa bile diğer ürün veren bitkiden kat kat daha fazla çoğalan, çoğaldıkça diğer bitkinin hayat alanını daraltan bir ayrık otudur. Ama buna rağmen fanatizmin günübirlik değişim değeri (fiyatı) ucuz ve sürümü çok daha kolay olduğu için daha çok o sulanır, gübrelenir ve gürbüzleştirilir. İşte fanatizm hastalığının en belirgin septomları. Fanatizmin lügatinde "alternatif" diye bir şey yoktur. Dünya onun için tek boyutludur ve bu boyutta kendisidir. Fanatizmde inanç ; eğer dinden kaynaklanıyorsa taassuba, parti felsefesinden kaynaklanıyorsa partizanlığa, ideolojiden kaynaklanıyorsa bağnazlığa dönüşmeye mukadderdir. Fanatizm, kendine güvensizliğini korkuyla kapatmaya çalışır, korktuğu ölçüde de korkutur. Bunun için fanatizmin vazgeçilmez aracı şiddettir. Fanatizmin lügatinde soru işareti yoktur. O, bu işaretin sadece noktasını kullanır. Bütün cümleleri noktayla biter fanatizmin. Fanatizm için öğrenme "ezberleme", öğretme ise "dikte etme"dir. Fanatizm, karşısında diktafon cahiller güruhunu buldukça mest olur. Ezberci eğitim ve öğretimin belki de en kötü yanı, cahil bırakmasından öte potansiyel fanatik yetiştirmesidir Fanatizm bütün sevimli olabilecek kavramları deforme eder, tanınmaz bir hale getirir, deyim yerindeyse eciş bücüş bir biçime sokar, ya faydasız, ya fonksiyonsuz ya da zararlı bir kalıba girmesine neden olur. Fanatizmin elinde milliyetçilik şovenizme, inanç taassuba, takım taraftarlığı holiganizme, parti sempatisi partizanlığa, yönetmek hükmetmeye, ciddiyet asıksuratlılığa, disiplin de zorbalığa dönüşür. Yukarda, bazı alıntılarlada sıraladığımız bu septomlar, fanatizim hastalığının, toplum olarak bizimde yaşadığımız belirtileridir. Fakat yaşadığımız süreçte halk olarak bu hastalıktan kurtulmanın kendi özgür bakış açımızla kabul ve redlerimizi oluşturmamızın olanaklarınada sahibiz. Fanatizmin yalanı çabucak yutarcasına sorgusuz kabulleri geride kalmıştır artık. Tabular sorgulanmaya bir kez başlandımı, kırılıp tuz buz olan bir cam gibi kendini bir arada tutması mümkün olmaz ve ömrü bir atımlık barut gibi yanar ve söner. Ve Adorno’nun da dediği gibi “ Bir zamanlar liberal bir iletişim aracı olan yalan, her bireyin kendi çevresinde buz gibi bir atmosfer oluşturarak, bu atmosferin sığınağı içinde semirmesini sağlayan küstahlık yöntemlerinden biri haline gelir.” Fanatizmi körükleyen kişiler genelde insanlara mesafeli davranan kişilerdir.Ve onlarında şöyle bir hastalığı vardır. “ Kendisinin başkalaından daha iyi olduğunu sanmak.” Ve “Topluma yönelttiği eleştiriyide kendi özel çıkarını gizliyen bir ideoloji olarak istismar etmek. Kurt halkı fanatik yöntemlerin tümünü;dinden kaynaklı fanatizmi, parti felsefesinden kaynaklı partizanlığı, ideolojiden kaynaklı bağnazlığı, yönetmek adına hükmetmeyi, ciddiyet adına asıksuratlılığı redetmelidir. Özgür düşünen, doğruyu yanlışı kendisi seçen bir yaklaşımla, bütün egemen uygarlıklarda karşı durulmaz bir eğilim olarak duran insanlığı kendine indirgeme eyilimine karşı durmalıdır.Halkımızın bu süreçte ne tapılması gereken yeni tanrılara nede lanetlenmesi gereken yeni şeytanlara ihtiyacı yoktur. İhtiyacımız olan bizi kullaştıran, yeni gönüllü köleler yaratan bir sistem değildir. Böyle sistemler zaten fazlasıyla vardır. İhtiyacımız olan bu sistemleri aşarak bireyin gerçek anlamıyla özgür ve mutlu yaşamasına katkı sunacak olan, özgür bilimsel düşünce ve onun örgütlü gücüdür.... agit@pwdnerin.com 2004-11-18 http://www.welatparez.com Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz Konuyu tartismak icin tiklayiniz |
"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"Yezdan HAT Dersén Kurdî 13Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor. International News2008-11-13
2008-11-11
2008-11-10
2008-11-09
2008-11-08
2008-11-07
2008-11-06
2008-11-05 Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32 |