Welatparez.com 

 
Osman Öcalan
Başarının anahtarı siyesetin yenilenmesidir

Türkiye ve egemenliğindeki Kürdistan'ın büyük parçasında siyaset yeniden yapılanma sürecini derinden yaşıyor.Yakın döneme kadar etki sahibi güçler artık kimseye heyecan vermiyorlar. Geçmişin anılarıyla avunurken gelecekte etkili olmanın gerçekleşemez hayallerini görüyorlar. AKP'nin yıpranmasının kendilerine tekrar güçlenme olanağını yaratacağına dair yanlış hesaplar yapıyorlar. Oysa yenilenme yeteneğini gösteren AKP işi alıp götürüyor, meydanı kolay kolay kimseye bırakmayacağa benziyor. Hala siyaset sahnesinde bulunan CHP konumunu korumak için İsmail Cem ve arkadaşlarından medet umuyor. Yenilenmeyi bir tarafa bırakmış, artan iç muhalefet karşısında ayakta kalmanın teleşına düşmüştür. Kürt siyaseti ise içine düştüğü kaosu aşmanın çabalarını sürdürüyor. Dehap'ın yenilenmeyi içermeyen kapsayıcılık girişimi, eski yaklaşım ve politikalarla etkinlik kazanma çabaları ilgi görmezken, bugüne kadar marjinal kalmış çevrelerin fırsattan istifade misali çabaları halka güven vermiyor. Kürt siyasetini yenilenme iddiasıyla ortaya çıkan PWD girişimi ise örgütlenme sorunlarıyla boğuşuyor.

Siyasetin yenilenmesi sürecine girilmiş ama hala tamamlanmamıştır. Hem Türkiye genelinin hem de Kürt siyasetinin yeniden yapılanması gündemdeki yerini koruyor. Yenilenmenin başarıldığı alan islami eğilimdir. Türk ve Kürt ulusçuluğu alanları kaos içinde olup yenilenmeyi başarmış değillerdir. Türkiye Cumhuriyeti oluştuğunda toplumu etkileyen üç ana eğilim vardı. Türk ulusçuluğu, İslam ümmetçiliği ve Kürt ulusçuluğu toplum içinde egemen eğilimlerdi. Bunlardan Türk ulusçuluğu iktidar olurken islam ümmetçiliği ve Kürt ulusçuluğu muhalefette kalmışlardır. İki muhalefet eğilimi iktidardaki Türk ulusçuluğuna karşı isyan etmişlerdir. İsyanların son bulmasının ardında çelişki ve çatışma durumu farklı biçimlerde sürmüştür. Kemalist ulusçuluğun şiddet dahil aralıksız baskı uygulamalarına rağmen her iki muhalefet eğilimi ortadan kaldırılamamıştır. Gelinen noktada bu üç ana eğilim Türkiye'nin geleneğini belirlemenin mücadelesini yürütmektedir. Hangisinin sonuç alacağı yükselen değer olan demokrasi ile buluşmasına bağlıdır.

Kemalizmle ifadesine kavuşan Türk ulusçuluğu modernleşmenin kriteri olarak laiklik yaklaşımı ile islam ümmetçiliğine ve inkarla Kürt ulusçuluğuna savaş açmıştır. İslam ve Kürtlüğe nefes aldırmamış, en küçük kıpırdanmaların üzerine imha ile gitmiştir. Sözkonusu iki eğilimi ortadan kaldırmak için bütün gücünü seferber etmiştir. Siyaset, ekonomi, kültürel ve eğitsel alan onlara kapatılmıştır. Herkesi Türk ve laik yapmak için yaşam sıkı bir denetime alınmıştır. Kemalist ulusçuluk kurtuluş savaşı yılları hariç hiçbir esneklik göstermemiştir. Cumhuriyetin ilanı, hem islamiyete hem de Kürtlüğe savaş ilanı olmuştur. Bu durum karşısında dinî ve Kürt isyanları yaşanmıştır. Geleneksel ölçülerle haraket eden Türk ulusçuluğu tarafından hezimete uğratılmışlardır. Bu süreç 1940'lara gelindiğinde sona ererken Kemalist ulusçuluk kurumlaşmış ve siyasetin belirleyicisi haline gelmiştir. Bunu kabul etmeden siyaset olanaklı olmaktan çıkmıştır. Ya isyan edeceksin ya da siyasetin dışında kalacaksın. İsyanlar çıkar yol olmaktan çıkınca 1940'lardan 1970'lere kadar islami ve Kürtçü haraket uykuya yatmış dişe dokunur bir çaba sergileyememişler, zayıf girişimler ise etkisiz kalmışlardır.

1970'ler sonrasında iyice belirginleşen yeni sosyal zeminde ikinci büyük mücadele süreci başlamıştır. MHP'nin Turancı ulusçuluğu sosyalist harakete karşı belli bir gelişme kaydetsede Kemalist Türk ulusçuluğunu aşamamıştır. Yine radikal solun yükselişi, 12 Eylül darbesinin saldırılarıyla durdurulmuş ve radikal sol bir daha toparlanmamak üzere yenilgiye uğratılmıştır. Kürtçü ve dinî muhalefet etkili olmaya başlamıştır. Farklı gurupların öncülüğünde toplumsal muhalefeti geliştirmişlerdir. 12 Eylül askeri darbesinin baskıları geçici bir süre için gelişmelerini sınırlandırmıştır. Hatta toplumsal desteğe ihtiyaç duyan askeri rejim islami harakete palazlanma fırsatı tanımıştır. Kullanmak isterken kullanılır durumuna düşmüştür. İslami haraket askeri rejimin toplumsal destek bulma zaafından epeyce yararlanmıştır. Kürt ulusçuluğu ise direnişle varlık göstermek istemiştir. PKK öncülüğünde gelişimini sağlamıştır. 1990'lara gelindiğinde hem islami haraket hem de Kürt ulusçuluğu ivme kazanmış ve siyasal yaşamda etkili olmuşlardır. Ne varki bu iki eğilim kesin sonuçlar elde edememişlerdir. Fazilet partisinin kısa süreli koalisyon hükümetini saymazsak geldikleri nokta; siyasal yaşamın aktörleri arasına girecek güce ulaşmalarıdır.

1990'lar Türk ulusçuluğu, İslam ümmetçiliği ve Kürt ulusçuluğunun çağdaş ölçüler içinde belli bir güç dengesine ulaşmalarına ve mücadelelerine tanıklık eder. Egemen güç Türk ulusçuluğu muhaliflerini iktidardan uzak tutmanın yoğun direnişini sergiler. Üç gücün kimi zaman şiddetli çatışmalara varan mücadeleleri kesin sonuçlar vermezken krize düşmektende kurtulamazlar. Tam bir oligarşik rejim kuran Türk ulusçuluğu krize girer. Fazilet partisi aynı biçimde derin bir krize sürüklenir. PKK'de somutlaşan Kürt ulusçuluğu önderliğinin esaretini getiren gelişmelerle kolay kolay atlatamayacağı bir krizin içine düşer. Böylece her üç ana eğilim yeni yüzyılı krizle karşılarlar. Artık çağdaş mücadele ölçüleriyle krizin atlatılması mümkün değildir. Tek çıkış yolu yükselen değerler sistemi demokrasiyle köklü ve kapsamlı bir buluşmayı gerçekleştirmektir. Bunu başaran krizi atlatabilir ve gelişerek sonuç alabilir. Ve de demokrasiyle buluşmak siyasette yenilenmeyi gerektirir. Aksi halde kriz içinden çıkılmaz boyutlara vararak tüketme işlevini görür.

Türk ulusçuluğu 80 yılı aşan iktidarı boyunca sorunlardan kurtulamamıştır. Ne dini ne de Kürt ulusal muhalefetini ortadan kaldırabilmiştir. Yeni yüzyıla girerken oligarşik iktidar tarzını yürütemez duruma gelmiştir. Ordunun sahipliğine rağmen rejimin krizi derinleşmekte, siyasal yapısı tasfiye olmaktadır. Ulusçu siyasi partiler sağ, merkez ve sol yelpazesiyle tarihe karışmaktadır. Ayakta kalan CHP ise kriz içinde tükenişe doğru gitmektedir. Kendisini yenilemeyen bu partinin siyast alanından uzaklaşması kaçınılmazdır. Demokratik kesimlerin etkisiz kalmaları halinde o da aşılacaktır. Türk ulusçuluğu mevcut politikalarla iktidar şansının sonuna gelmiştir. Eğer şoven özelliğini bırakarak ulusal değerleri sahiplenme anlamında bir yurtseverlik yaklaşımını benimser ve demokratik değerlerle köklü bir buluşmayı gerçekleştirirse o zaman siyasal yaşamda varlığını sürdürebilir. Kürt ulusal gerçekliğine ve dini değerlere karşı saldırgan tutumunda diretirse mutlaka aşılacaktır. Dolayısıyla çıkış yolu şovenizmden arınarak demokrasiyle buluşmaktır. Bu temelde siyasi yenileme Türk ulusçuluğunun önünde duran ve yadsınamaz bir gerçekliktir. Ordunun "kollama ve kurtarma" operasyonları faydasızdır.

İslam ümmetçiliği değişimi başarma ve tamamlama sürecindedir. Siyasal planda "milli görüş" diye kendisini tanımlayan bu eğilim bugün ciddi bir değişimi yaşamaktadır. Fazilet partisinin kısa iktidarının ardından islami haraketin tam bir krize sürüklenmesi tesadüf değildir. Devletin baskılarıyla izah etmekte yeterli neden olmaktan uzaktır. Esas neden dünyada ve Türkiye'de demokrasinin bir yaşam tarzı olarak devreye girmesi karşısında islami haraketin cevap verememesidir. Demokratik değişim konusunda açılımın yapılmaması krizi gündeme koymuştur. Fazilet partisi ve islami çevrelerde yenilikçi akımın gelişmesi bunun ürünüdür. AKP ile ifadesine kavuşan demokratik değişim istemi islami haraketin krizini sona erdirmiştir. Demokratik içerikli reformlar çözümün kendisi olmuştur. Böylece islamın demokrasiyle buluşması islami haraketi iktidara taşımıştır. Diğer taraftan Türkiye siyasetinin bir boyutu yenilenmiş; Türk ulusçuluğunun yanısıra Kürt ulusçuluğunuda yenilenme gündemiyle karşı karşıya getirmiştir.

Kürdistan özgürlük haraketinin krizi içine girilen sürecin özellikleriyle bağlantılıdır. 1970'lerin ortalarında çağdaş ölçülere kavuşarak gelişme gösteren özgürlük haraketi 1995'lere gelindiğinde önemli bir güç olma düzeyini yakalamıştır. PKK de somutlaşan gelişme dirilişin gerçekleşmesi anlamına geliyordu. Bir diğer ifadeyle ulusal diriliş görevi tamamlanmıştı. Sıra yaratılan kazanımlar üzerinde çözüm görevini başarmaya gelmişti. Yeni görev; değişen dünya, bölge ve ülke koşullarında mücadelenin mevcut ölçülerini stratejik ve taktik yaklaşımlarını büyük oranda geçersiz kılıyordu. Demokratik değişim belirgin biçimde kendisini dayatıyordu. Bu durum karşısında Kürt siyasetinin egemen gücü PKK, söyleminde çekiç-orakı çıkararak yerine meşale koymak oldu. Deyim yerindeyse dağ, fare doğurdu. PKK dışında kalan Kürt siyasi çevreleri ise kötürüm konumuna düşmüşlerdi. Gelişmelere müdahale etme yeteneğini gösteremeyip, seyirci konumunda eleştiriler yapmakla yetindiler. Kaldı ki eleştirilerini bile halka duyuramadılar. Gerek içte gerekse dışta muhalefetsiz kalan PKK işlevini görmüş çizgisinde direterek özgürlük haraketini tıkanmaya mahkum etti.

1990'ların ikinci yarısı tıkanma yıllarıdır. KDP ile savaş gibi olumsuzluklar bu tıkanmanın sonucudur. Türk devletine karşı savaş ciddi gerilemeler yaşarken siyasal serhıldanın durması sözkonusudur. Diplomatik çalışmalar verimden düşmüştür. Her alanda inisiyatifin yitirilmesi belirginlik kazanmıştır. Bütün alanlarda egemen hale gelen tıkanma PKK önderliğinin esaretine yol açmıştır. Demokratik değişim yeteneğini ortaya koyamayan, işlevini yitiren çizgisinde ısrar eden iç ve dış muhalefeti bastıran PKK özgürlük haraketini büyük krize hazırlamıştır. Önderliğinin esareti hem tıkanmanın zirvesi hem de krizin başlangıcıdır. Özgürlük haraketinin gemisi karaya oturmuştur. Değişimi gerçekleştirmemenin bedeli kriz olmuştur. Bu sefer değişim, yeniden yapılanma kendisini bütün yakıcılığıyla dayatmıştır. Nitekim konu ciddi bir hazırlık yapılmadan gündeme alınmıştır.

Yenilenmenin nasıl olması gerektiği örgüt yapısına ve halka sorulmadan, tartışmaya açılmadan başlatıldı. İşin teorik boyutu PKK önderliğince ortaya konuldu. Ne zamanki değişim projelendirilip uygulamaya geçirilmek istendi, o zaman rededildi. Demokratikleşme ve yeniden yapılanmanın yerine Türk egemen sistemine uyarlanma yoluna sapıldı. Söylemin tersine bir çizgi benimsendi. Kürt kimliğinden uzaklaşma, otoriter yönetim tarzında diretme ve demokrasiye sırt çevirme bu çizginin özellikleri haline getirildi. Olan inkarın ince biçiminin kabulu çercevesinde geriye dönük bir değişimin yaşanmasıydı. Yani diriliş mücadelesinin kazanımlarının tasfiye edilmesi ve Türk ulusçuluğuna teslim olma sürecine girildi. Kemalizmin yüceltilmesinin altında bu gerçeklik yatmaktadır. İleriye doğru bir değişimin olmadığı noktada geriye doğru gidiş kaçınılmazdır. Nitekim PKK (Kongra-Gel) böyle bir duruma düşerken diriliş devriminin kazanımları büyük tehlike altına girmiştir. Çözümü bir tarafa bırakalım kazanımları korumak ciddi sorun haline gelmişti.

Kürt halkının özgürlük mücadelesinin kazanımlarına sahip çıkmak ve demokratik açılımı başararak yeniden yapılanmak için riskleri göğüsleyecek bir çıkışa ihtiyaç vardı. PWD girişimi bu ihtiyaca verilen cevaptır. Diline, tarihine, kültürel değerlerine sahip çıkmak, resmen ve fiilen kendi kimliğiyle yaşamak Kürtlerin tartışmasız yurtseverlik ölçüleridir. Milliyetçiliği aşmak adına bunları yadsımak veya tavizkar davranmak inkara kapıları açık tutmaktır. Aynı biçimde ülkenin zenginliklerini Kürt halkının hizmetine sokmak yurtseverlikten kaynaklanan bir tutumdur. Belirgin çerçevede yurtseverlik yaklaşımının halklar arasında ayrım ve düşmanlık yaratan milliyetçilikle alakası yoktur. Ne inkar ne de milliyetçilik kabul edilebilinir. Doğru yurtseverlik yaklaşımı bu iki yaklaşımdan kaynaklanan politikalara karşı tutum takınarak Kürt halkının özgürlüğünü savunmaktır. Kürt halkının çıkarlarını ve özgürlüğünü başka halklara zarar vermeden geliştiren yurtseverliğin demokrasiyle buluşması Kürt siyastinde yenilemeyi getirecektir.

Klasik isyanlar, yerini sessizlik dönemine o da yerini PKK'nin etkin olduğu çağdaş mücadele dönemine bırakmıştır. 1920-40 isyanlar, 1940-70 sessizlik ve inkar, 1970-2000 yılları arasındaki dönemi ise çağdaş mücadele ve diriliş dönemleri olarak kabul edilebilinir. İçinde bulunduğumuz dönem ise çözümü içermek durumundadır. Yurtsever demokratik çizgide Kürt siyasetinin yenilenmesi sınırlı çözüm adımlarını güçlendirecektir. Türkiye'nin AB'ye katılım görüşmeleri başlarken Kürt siyasetinin yenilenmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Buna rağmen siyaset zeminlerini kaybeden güçler kendilerini habire dayatıyorlar. Demokratik reformlarla yenilemedikleri siyasal alanı yeni güçlere kapalı tutmanın beyhuda çabası içindeler. Ancak engellemeler çok geçmeden aşılacaktır. Dünya, bölge ve ülke çapında olgunlaşan koşullar eski değil yeni güçlere gelişme şansı tanımaktadır. İşte PWD bu şansı kullanarak Kürt siyasetini yenileme görevine taliptir.

2004-10-28

http://www.welatparez.com


Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz
Konuyu tartismak icin tiklayiniz

"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"


Yezdan HAT

Dersén Kurdî 13

Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor.

Dersén Kurdî - hemu

International News

2008-11-13

2008-11-11

2008-11-10

2008-11-09

2008-11-08

2008-11-07

2008-11-06

2008-11-05

Valid XHTML 1.0 Strict


Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32