Welatparez.com 

 
PKK Sisteminin aşılması mümkün müdür?
Yurtsever Demokratik Devrim

İnsanlık 21. yüzyıla girerken sorunlarına çözüm arıyor. İdeolojik, siyasal, sosyal, kültürel ve diğer yaşam alanlarında çok yönlü çabalar sarfediyor. Tarihsel deneyimler sonucunda sorunlarının çözümünü demokraside görüyor. Otoriter rejimler yerine demokrasiyi koymak istiyor, bedeller ödeyerek ona ulaşmaya çalışıyor. İnsanlığın yaşamın her alanına ilişkin demokratik girişimleri ve aldığı mesafe egemen rejimlerin varlıklarını nasıl sürdürecekleri konusunda onları güç durumlarla karşı karşıya bırakıyor. Dünyanın tabi olduğu süreç en sancılı bir biçimde Ortadoğuyu kapsamına alıyor. Büyük Ortadoğu projesi kapsamında Irak'a müdahale ile başlayan süreç hızından birşey kaybetmeden işliyor.Egemen statükonun sergilenen direnişe rağmen sarsılması, parçalanması ve dağılması sürüyor. Kürt halkı bu süreçte derinden etkileniyor ortaya çıkan fırsatları çözüm için değerlendirmeye çalışıyor

Kürdistan'ı sömürgecilikten daha ağır bir egemenlik altında tutan rejimler değişim sürecini frenleyip durdurmak amacıyla direniyorlar. Türkiye dahil egemen güçler, Irak somutunda en incesinden en kabasına kadar bütün yollarla bunu yapıyorlar. ABD'nin önderliğindeki dış dinamiklerin etkin olduğu değişim sürecinde bir taraftan büyük tarihsel birikimi arkalarına alan rejimler ve guruplar diğer taraftan gelişmiş teknolojiye dayanan güçler hesaplaşıyor. Rejimler yeni keşfetmişcesine islamiyetin ve milliyetçiliğin bayrağını dalgalandırıyorlar. Milliyetçilik ve fanatik dinsel güçler kutsal ittifaklar kuruyor, marjinal sosyalist kesimleri bu ittifaklarına katıyorlar. İster iktidar isterse muhalefet olsun klasik güçler; çıkarlarına uygun gördükleri yerde demokrasi söylemine sığınmaktan geri durmuyorlar. Buna karşılık, ABD ve uluslararası müttefikleri durumu yeniden gözden geçiriyor, mevzilerinde tutunmanın yanında daha kapsamlı hamlelere hazırlanıyorlar. Aynı zamanda bölge ülkelerinin demokratik güçleri güçlenmelerinde Bush tekrar başkan olması halinde Ortadoğuya mudahaleyi yeni boyutlara taşıması kuvvetli ihtimaldir.

Çerçevesini koyduğumuz gelişmelerin seyri içinde Türkiye önemli özgünlükler taşımaktadır. İki sistem, iki iktidar bir arada yaşamaktadır. Kemalist milliyetçilik ve reforme edilmiş islam ümmetçiliği bunlara ideolojik kaynaklık etmektedir. Biri aşırı merkezci, diğeri esnek merkezi yönetim biçimini esas almaktadır. Birinci sistemin ve iktidarın yürütücü gücü TSK, ikincisinin yürütücü gücü AKP'dir. TSK temsil ettiği sistemi ayakta tutmak için restorasyon yolunu, AKP sistemini güçlendirmek için reform yolunu seçmiştir. Taraflar çelişkilerini sert çalışmalara vardırmama konusunda duyarlı ve dengeci bir yaklaşımın içindeler. AKP ABD'nin sayesinde halktan aldığı güçle kurduğu dengeyi korurken AB'ne tam üyelik görüşmeleri sürecinde dengeyi lehine değiştirme hesabı yapmaktadır.

TSK ise bürokrasi, yargı, CHP, sivil toplum örgütlerinin desteği ile dengeyi koruma, fırsat bulması halinde ağırlığını artırmanın peşindedir. Bu cephenin temel siyasi gücü; CHP'nin yaşadığı çalkantı gelişmelerin Kemalist cephenin aleyhine seyretmesinin işaretini vermektedir. AKP'nin AB'ye tam üyelik görüşmeleri kararından güç alarak galebe çalması mümkündür.

AKP'nin değişim programının başarıya gitmesi hayati değerdedir. Türkiye'nin sorunlarını çözmesinin yolu daha kapsamlı ve derinlikli reformlar yapmaktır. Reform sürecinin başarısızlığı yıkım getirecektir. Uluslararası güçlerin ekonomik ve siyasi güçlerini harekete geçirerek müdahele etmeleri kaçınılmaz olacaktır. Bunun bilinci içinde olan Türkiye değişim yolundan sapamaz. Ne TSK ne de başka bir güç bunu göze alabilir. Türkiye'nin kaderi "reformlarla değişecektir" espirisine göre belirlenmiştir. Aşırı merkezci sistemin restorasyona uğratılarak yaşatılması şansı kalmamıştır. Seksen yıllık sistem gözü önünde boy atan AKP öncülüğü tarafından tamamen aşılma noktasına doğru seyretmektedir. Altı çizilmesi gereken husus önümüzdeki dönemde değişim süreci hızlanacaktır. Eğer AB'den ciddi destek görürse AKP üstlendiği rolü yerine getirmek için daha istekli davranacaktır.

Geniş Ortadoğunun çekirdeğini oluşturan ve Kürdistan'ı egemenliğinde bulunduran dört devletin farklı biçimlerde değişim sürecine tabi tutulmaları, Kürtlere ciddi özgürlük fırsatları sunmaktadır.Özellikle Irak ve Türkiye de ortaya çıkan gelişmeler, büyük ölçüde çözümün lehinedir. Gerisi Kürt özgürlük hareketinin yeteneğine kalıyor. İçinde bulunulan koşullarda Güney ve Kuzey Kürdistan öncelik arz ediyor. Çözüm yeteneği buralarda olabildiğine yakıcılık kazanıyor; ve de etkin olan güçlerin izlediği poltikalar belirleyici işleve sahiptir. Güney Kürdistan da çözüm önemli mesafeler kaydetmiş durumda gerek KDP ve YNK gibi etkin güçler, gerekse sınırlı güç sahibi örgütler belli bir uyum içinde federasyon çözümünü başaramaya çalışıyorlar.İç ve dış tehlikeler ortamında federasyonun kuruluşu hızlanan bir tempoyla gelişmektedir. İki etkin örgütü iktidar savaşına girişmesi hatasına düşülmese, fedarasyonun kuruluşunu kısa sürede tamamlaması mümkündür. Demokratik içeriğinin güçlendirilmesi halinde fedarasyon halkımızın özgürlük taleplerine cevap verecektir. Demokratik Kürdistan Fedarasyonu bütün Kürtlerin "kabesi" olacaktır.

Doğu ve Güney-batı Kürdistan parçalarında çözüm yeni gelişmelere endekslidir. Rejimlerin gelişmeler tarafından aşılma noktasına gelmeleri çözümü gündeme koyacaktır. Şimdilik çok yönlü hazırlık doğru politikadır. acil çözüm girişimlerine ihtiyaç duyulan alan Türkiye ve Kuzey Kürdistan'dır. Kuzey Kürdistan da koşullar çözüm yolunda mesafe alınmasına elverişlidir.Türkiye iç ve dış gelişmeler sonucunda eski politikalarını sürdüremez duruma gelmiştir. AB'ye girme amaçlı reformlar çözüm olanaklarını güçlendirmiştir. Çözümün gelişmesi özgürlük hareketinin doğru politikalar belirleyip uygulamasına kalmıştır. Ne var ki; PKK'nin kurduğu sistem, çözümü engelleyen bir handikap yaratmıştır. Değişim arayışlarının başarıyla sonuçlanmaması onu çözümü engelleyen konuma düşürmüştür. Diğer taraftan bu sistemin rejime entegre olma girişimi bunu pekiştirmiştir. PKK'nin yarattığı tıkanma hem güney Kürdistan da federatif çözümü hemde Doğu ve Güney-batı Kürdistan parçalarında yürütülen mücadeleyi olumsuz yönden etkilemektedir. Onun Kürdistan genelinde etkin oluşu ve mücadeleyi denetiminde tutma çabaları riski daha da artırmaktadır.

PKK'nin kurduğu sistemin aşılması çözümün olmazsa olmaz gereğidir. Bu görüşü bir çok örgüt, çevre ve kişi dillendirmektedir. Sıra "kedinin boynuna zili kim takacak" konusuna gelince işler değişmektedir. Sorun PKK ile mücadele etmek değildir. Bunu birçok kimse gecesini gündüzüne katarak yapmıştır. Hala yapmaya da devam etmektedir. Ancak bu mücadelenin ciddi sonuçlar doğurduğu söylenemez. Gerek sistemin içinde gerekse sistemin dışında yapılan muhalefet etkisiz kalmakta, özgürlük hareketinin bu sisteme mahkumiyeti kalıcılaşmaktadır. Tam bir kaosa giren sistemin aşılmasının koşulları olgunlaşırken sonuç almak kolay olmayacaktır. Doğru tespitler yapılmaz ve etkili politikar belirlenip uygulamaya geçirilmezse kaosun getireceği sonuç gerileme ve zayıflama ile sınırlı kalacaktır. Eğer bu sistem aşılmak isteniyorsa, onun özellikleri doğru tespit edilmek ve alterrnatif politikalar gündeme konulmak zorundadır. Bugüne kadar yapılmayanın güçlü biçimde yapılması gerekmektedir. Buna göre sistemin özelliklerini ve alternatif politikaları şöyle belirleyebiliriz:

1) yabancı egemenlik inkarcı karakterinden dolayı Kürt Halkının geleneksel sistemini dağıttığı gibi yeni bir sistemin oluşumuna fırsat vermiyerek varlığını kalıcılaştırmayı amaçlamıştır. Türk egemenlik sistemi, Kürt ulusal gerçekliğini Türk ulusal yapısı içinde eritmeyi stratejik yaklaşım haline getirmiş, bunun gerektirdiği politikalar başta şiddet olmak üzere her türlü yöntemle uygulanmıştır. sistemin karakteri ve uyguladığı politikalar Kürt halkını her bakımdan dağıtmış, direniş dayanaklarını bırakmamıştır. Aşiret türü örgütlemeler ise içi boşaltılarak işlevsiz hale getirilmiştir.

PKK yabancı egemenliğin bu yönünü doğru tespit etmiş, ona Kürt Halkının direnebileceği bir sistem oluşturarak yanıt vermiştir. İdeolojik, siyasal, askeri, kültürel, basın-yayın ve diğer alanlarda örgütlenerek direnişin olanaklarını yaratmıştır. Toplumun örgütsüz olduğu bir durumda normal mücadele işlevsiz kalır. Bu noktada önem kazanan konu toplumu sistem sahibi kılmaktır. PKK daha işin başında sorunu yerinde tespit edip cevap verdiğinden gelişme kaydetmiş ve siyasi ortamın egemen gücü olmuştur. Buna karşılık tabanı da fazla olan örgütler süreç içerisinde etkisizleşmiş ve marjinal konuma mahkum kalmışlardır. Bir kere inisiyatifi ele alan PKK kurduğu sistemin otoriter karakterinden dolayı kimseye mücadele olanağı vermemiştir.

Özgürlük haraketine damgasını vuran PKK'nin sistemi otoriterdir. Demokratik boyut her zaman tali planda kalmıştır. İşine gelmediği yerde zayıf demokratik boyut bir kenara atılmıştır. Özgürlük hareketinin tabi tutulduğu sözkonusu sistem bugün işlev göremez duruma gelmiştir. Dolayısıyla gelişme yaratamamak ve çözüm üretememektedir. Diğer taraftan ister geçmişi eskiye dayanan isterse PKK den kopan çevreler olsun ne otoriter ne de demokratik bir mücadele sistemi yaratamadılar. Halkın kendisine dayanak yaparak mücadelesini geliştireceği olanaklar ortaya çıkarmadılar. Bunun nedenini PKK'nin kimi zamanlarda şiddeti barındıran tutumuyla izah etmek yeterli cevabı oluşturmaz. Kürt halkı herkesi izledi, daha iyi bir mücadele sistemi oluşturulmadığından tekrar takrar PKK de karar kılmıştır. Şayet demokratik karakter taşıyan bir mücadele sistemi yaratılsaydı halkın evet demesi kesindi. Ne var ki PKK'nin dışındaki örgüt ve çevreler birçok doğru değerlendirmeye rağmen mücadelenin ihtiyaç duyduğu sistemin kuruluşuna yönelmediler.

PWD özgürlük hareketini demokratik bir mücadele sistemine kavuşturma idiasındadır. PKK'nin otoriter sistemini demokratik değişime uğratmak için yürütülen çabaların sonuç vermemesi, demokratik bir sistemi oluşturma gereğini ortaya çıkarmıştır. Bir diğer ifadeyle demokratik düşüncenin yaşama geçirilmesi PWD'nin özgünlüğüdür. Yoksa bir çok örgüt, çevre ve birey demokratik düşüncelere sahiptir. Sorun demokratik mücadele sisteminin yaratılmamasıdır. İdeolojik, siyasal, ekonomik, kültürel, diplomatik, vs mücadele yaşamının her alanına dönük sistematize olmak, bunu demokrasi kriterlerine oturtmak özgürlük hareketinin hayati ihtiyacıdır. Bütün yurtsever demokratik potansiyelin mevcut pozisyonu bırakarak, yaratacağı demokratik sistem, otoriter sistemi aşabilir. Aksi halde yurtsever demokratik potansiyelin çürümesi yaşanacak bir yere kadar zayıflamış otoriter sistem özgürlük hareketini denetlemeye devam edecektir. O zaman acik görev; yurtsever demokratik poansiyelin demokratik bir sisteme kavuşturulmasıdır. Bunun için gereken yoğunluğun ve çabanın ortaya konulmasıdır.

2) Otoriter sistemlerin özelliklerinin başında gelen konu, süreklileşen ve bireyde somutlaşan yönetim yapısı PKK içinde geçerlidir. PKK "önderliksel bir hareketiz" derken bunu ifade etmektedir. Sistemin sayın Abdullah Öcalan'ın etrafında kurulduğu bilinmektedir. Mücadelenin stratejik ve taktik ihtiyaçları etrafında kurulduğu bilinmektedir. Mücadelenin stratejik ve taktik ihtiyaçları onunla yaşam kaynağı bulur. Esaret koşullarında konseyin gerçek bir yönetim haline gelememesi en fazla vekalet eden bir düzeyi yakalanması bu nedenledir. Özgürlük hareketinin bireysel önderlik üzerinden yürütülmesi sorunlar yaratmıştır. Yönetim sorunu PKK'nin gündemini işgal edegelmiştir. Stratejik ve taktik önderliği farklı kurumlar olarak örgütleme yaklaşımı başarıya ulaşmamıştır. Yönetim alanında inisiyatifsiz kalındığında ise "yönetim olunamıyor" suçlaması yapılmış, yaşanan yetersizliklerin sorumluluğu başkasına mal edilmiştir. Yönetim yetkisi verilenler sıkışık bir durumda alabildiğine zorlanmışlardır.

Bireysel önderlik sisteminde sayın Abdullah Öcalan'ın şahsında somutlaşan önderlik sevapların, yönetim yetkilerini kullanamayan yönetim üyeleri ise günahların sorumlusu olmuşlardır. Bu önderlik tarzı, sorumsuzluğa yol açarken işlerin sürüncemede kalmasını ve sorunlara kalıcı çözümlerin bulunmamasını getirmiştir. Hareket genişledikçe sorunlar ağırlaşmış, yönetim sorununun çözüme kavuşturulamaması giderek daha fazla tıkanmalar yaratmıştır. Çözüm aşamasına gelindiğinde tıkanma zirveye çıkmıştır. Sayın Öcalan'ın tutukluluk koşulları bunu beslemiştir. PKK'deki bireysel önderlik her dönemde yönetim ihtiyaçına bir ölçüde cevap verirken diğer yurtsever kesimler bu sorunu gündemlerine bile almamışlardır. Ne otoriter ne de demokratik bir yönetim oluşturamamışlardır. Örgüt, çevre ve bireyler esas anlam PKK'nin önderlik tarzını eleştirmekle yetinmişlerdir. Bu da özgürlük hareketini demokratik bir önderliğe kavuşturmaya yetmemiştir. Kürt halkı önderliksiz kalmaktansa tercihini PKK önderliğini benimsemekten yana koymuştur.

Özgürlük hareketinin çözümü ortaya çıkarabilmesi için bireysel önderliğin yerine kurumsal bir önderliğe ihtiyacı vardır. Bireye değil, kuruma dayalı ve demokratik ölçülere göre örgütlenmiş bir yönetim ihtiyaç duyulan önderliği ortaya çıkaracaktır. Demokratik yönetim tarzında kurum kalıcı olurken bireylerin değişmesi ise dinamizm katacaktır. Şu veya bu kadronun önderliksel çalışmaya etkin katılım sağlaması demokratik ölçüler içinde gerçekleşecektir. PWD girişimi böylesi bir yönetim tarzını geliştirerek önderlik sorununu çözmeyi esas alacaktır. özgürlük hareketi demokratik yönetim tarzına kavuştuğunda mücadelenin en geniş kitleleri kucaklayıp, çözümü gerçekleştirmesi kesinleşecektir.

3) Bir sistemin temel taşı, yarattığı kadro kişiliğidir. Kürdistan da yabancı egemenliğin Kürt halkını sistemsiz bırakması, bireyde kişiliksizliği ortaya çıkarmıştır.Kuzey Kürdistan da egemen ulusa tabi olma eğiliminin güçlü oluşu bunun ifadesiydi. 1970'lerde ulusal kimliğinden uzaklaşarak egemen ulus kimliğini benimsemenin yaygınlığı kişiliksizlik olarak sonuç vermişti. Böylesi bir dönemde PKK nasıl bir kişilik yaratılmalı sorusuna kendi cevabını oluşturdu. Aile dahil toplumu red eden, ne olumlu ne de olumsuz yönlerine değer biçmeyen, özel yaşamı gündeminden çıkaran, ulusal değerler yerine sınıfsal amaçlara kilitlenen ve her şeyini her an feda edecek bir kişilik yaratmaya yöneldi. Yoğun çabalarla bu çerçevedeki bir kişilik yaratma alanında önemli mesafeler aldı. Ortaya çıkan kişilik toplumun içinde bulunduğu duruma kıyasla ileride bir düzeyi ifade ediyordu. Fedailik diyebileceğimiz bu kişiliğe dayanılarak diriliş devrimi yürütüldü.

1990'ların başlarına gelindiğinde diriliş devrimi esas anlamda gerçekleşti. Kürt halkı, bütün kesimleriyle kimliğine sahip çıkacak duygu, düşünce ve tutumu koyabilecek gelişme düzeyine ulaşmıştı. Artık mücadelenin kurtuluş süreci kendisini gündeme koymuştu. Yeni süreci önceki sürecin kişilik ölçüleriyle karşılamak mümkün olamazdı. Yaratılan gelişme üzerinde çok yönlü, toplumla özümseyen bir kişilik oluşumu ihtiyaca cevap verebilirdi. Ne var ki PKK kendisinde ısrar ederek yeni sürecin kişiliğini yaratma çabasına girmediği gibi bu konuda kaydedilen gelişmenin zamanla yozlaşmasını getirecek bir tutuma mahkum oldu. Bugün gelinen nokta fedai kişiliğinin yozlaşmasıdır.

Özgürlük hareketinin PKK dışında kalan kesimleri kişilik konusuna eğilme gereği görmediler. Deyim yerinde ise sorunu gündemlerine almadılar. Ne sorunu tespit edebildiler ne de cevap oluşturabildiler. Genel geçer bir yaklaşım içinde mücadelenin kadro ihtiyacını karşılaya çalıştılar. Onların bu yaklaşımı gün geçtikçe etkinliklerini yitirmelerine sebeb oldu. Yarattıkları birikimler PKK'nin etkinlik alanına kaydı. Elit kesim zayıflayan bir etkinlikle varlığını bugünlere getirebildi.

Yurtsever demokratik kişiliği yaratabilmek için hem PKK'nin yozlaşan kişiliğini hemde diğer kesimlerin bu konudaki çabasızlığını eleştirmek yerindedir. PWD girişimi ise yurtsever demokratik kişiliği geliştirebildiği oranda özgürlük hareketini çözüm yolunda ilerletebilecektir. Belirtilen çizgide kadrolaşma ve kitleselleşme acil görev durumundadır. Demokratik değişim bu konuda sağlanacak gelişmeyle hayat bulacaktır. PWD oluşumunda yer alanlar dahil özgürlük hareketinin tüm kesimlerinde yer alan kadro yapısının yeniden biçimlenmesi kadar halkın demokratik bir doğrultuya çekilmeside çözüm gücünü ortaya çıkarmanın gereğidir. Tabi ki böylesi ciddi bir görev yerine getirmek için kimsenin kendisini pir u pak görmemesi ve özeleştirel bir tutumu esas alması gerekir. Yeniden yapılanmanın önünü açmak için özeleştirel yaklaşım hem örgüt hem de bireyler açısından bir ihtiyaçtır.

4) Özgürlük hareketine egemen olan sistem kaçınılmaz olarak halkın yaşamınıda etkiler. PKK'nin öngördüğü yaşam biçimi kollektif yaşam biçimidir. Kollektivizm hem kadro ve savaşçı yapısına hem de geniş taraftar kitleye dayatılmıştır. Hareketin çalışanları en üstten en alta kadar kollektif yaşama mahkum edilirken taraftar kitleye yer yer pragmatik yaklaşılmıştır. Özel yaşamın bu sistemde önemi yoktur. Eğer başarabilirse halkı da kollektif yaşamın cenderesine alacaktır. 2000'li yıllarda uç veren özel yaşam" PKK'nin yeniden inşası" nın gündeme girmesiyle ortadan kaldırılmıştır. Örgütsel yaşamın daha sıkı bir kollektif yaşama tabi tutulması planlanmıştır. Bütün çabalara rağmen PKK, taraftar kitlesini bu yaşama ikna edememiştir. Örgütsel yapı ile taraftar kitlesinin yaşam tarzında farklılık gittikçe derinleşmiştir.

Kollektif yaşam örgüt yapısına cazip gelmemektedir. Mücadelenin daha ilk yıllarında sıkıntılara neden olmuştur. Ancak 1990'lara kadar insan enerjisini ortak amaca yönelmede bir ölçüde işlev görmüştür. Gerek mücadelenin büyüyen kapsamı gerekse real sosyalizmin dağılmasının etkileri kollektif yaşamın işlevselliğini büyük ölçüde oradan kaldırmıştır. Buna rağmen PKK kollektivizm de ısrar ederek kadro, savaşçı ve çalışanların performansını geriletmiştir. En küçük özel yaşam arayışı bile yozlaşma diye algılanmış ve yaptırımlara tabi tutulmuştur. İnsanların tercihleri ciddiye alınmamıştır. Ya mahkum edilmiş ya da sürünceme de bırakılmıştır. Katı kollektif yaşamda ısrar örgüt yapısının performansının yanında verimliliği de düşürmüştür. Sorumsuzluka birlikte atalet, didişme, yakınma, moral bozukluğu, amaçsızlık ve benzeri davranış biçimleri egemen hale gelmiştir. Daha da önemlisi geniş yurtsever kitle kollektif örgütsel yaşama rağbet etmemiş ve ondan uzak durma yolunu seçmiştir. Bu nedenle örgütsel sorumluluklar yüklenmekten kaçınmıştır. Bir taraftan bazı kesimler bir yolunu bularak örgütsel çalışmalardan çekilirken diğer taraftan örgütsel yaşama katılım en alt sınırına inmiştir. Büyük kitle tabanına karşılık örgütsel daralma üst noktaya varmıştır.

Demokratik değişim eğiliminin güçlü dayanışmaya dayanan özel yaşam geliştirme çabaları kollektif yaşamda direten muhafazakar sosyalist kesim tarafından yoğun saldırılara maruz kalmıştır. Real sosyalizmden ödünç alınan kollektif yaşam hem eski hem de insa çabaları yürütülen "yeni PKK" için vazgeçilmezdir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da yurtsever örgüt ve çevreler özgürlük hareketinin esas alacağı bir yaşam tarzı sunmamışlar. Toplumda egemen olan yaşam tarzını benimsemişlerdir. Küçümsenmiyecek bir yurtsever birikimin dağınık ve etkisiz kalmasında, aynı görüşü paylaşanların ortak çabaya yönelmemelerinin altında bunun rolünü görmek mümkündür. Demokratik sistemin temel ilkesi dayanışmadır. Güçlü dayanışmaya dayanan özel yaşamın esas alınması halinde özgürlük hareketi gelişme sürecine girecektir. Örgütsel alanda özel yaşamın esas, kollektif yaşamın tali planda kaldığı ve dayanışmanın ağırlık kazandığı bir yaşam tarzı mücadeleyi alabildiğine güçlendirecektir. Kadro ve diğer çalışan yapı mücadeleye katılımı ve verimini kat be kat arttıracaktır. Yurtsever kitlenin örgütsel sorumluluklar yüklenmesinin çekinceleri ortadan kalkacak, herkes gücüne göre katılım sağlayacaktır. Böylece özgürlük hareketinin geniş halk kitlelerinin aktif desteğiyle başarıya yürümesi mümkün olacaktır. Seyircilik yerini oyunculuğa bırakacaktır.

5) İşlevsel bir örgütlenme tarzı her zamandan daha fazla kendisini dayatan acil bir ihtiyaçtır. Özgürlük hareketinin mahkum edildiği sistem geçerliliğini yitirmiştir. PKK'nin örgütsel sistemi, halka inisiyatif tanımayan, güdümlendiren, seyirci ve sıradan katlımcı konumuna düşüren bir sistemdir. Milyonlara varan kitle, sistemin bu özelliklerinden dolayı örgütsel çalışmalara girmekten ısrarla kaçınıyor. Örgütlenerek katılımdan çok dışta kalarak destek vermek öne çıkan eğilim olmaktadır. Özel yaşam karşıtlığının yanında aşırı güdümlendirme kurulan kitle örgütlerini marjinal bırakmaktadır. PKK'nin etki alanında bulunan kitle sayısı on milyona yaklaşırken örgütsel sorumluluğu kabul edenlerin sayısı binlerle ifade edilebilir. Bu büyük bir çelişkidir.

PKK'nin sisteminde kitle nesnedir, bilinç düzeyi yükselse de mücadelenin öznesi haline gelemez. O hep üstün dediğine bakan, karar sürecinin dışında bırakılan ve pratik yapma "hakkı"ndan başka hakkı olmayan pozısyona tabidir. Kitlenin tartışma çerçevesi üstün belirdiği kavramakla sınırlıdır. Bu sınırı aşanlar bozgunculukla suçlanırlar. Diretilirse "tasfiyecilik" suçlanmasına maruz kalınır. Mücadelenin öznesi halıne gelemeyen geniş kitleler, halıhazır bir tutumu benimser, örgütsel çalışmaya katılmazlar. Dıştan destek ise tatmin eden bir düzeye varmaz. Dolayısıyla kitle yapısı, ağırlıklı olarak aktif değil pasif güç konumunda çakılıp durur. PKK en iyi durumda bile taraftar kitlesinin yarısını, yurtsever kitlenin dörtte birini harekete geçirebilir. Seçimler bu gerçekliğin kanıtıdır. Siyasal kitle eylemliliğinin marjinal düzeyde kalması aynı nedenle açıklanabilinir.

PKK'nin dışında kalan kesimlerin durumu daha vahimdir. Ne örgütler ne de siyasi ve toplumsal çevreler ciddi bir kitle hareketini yaratamamışlar. En iddialı çabaları bile birkaç bin kişiyi eyleme kaldıracak sonuçlar doğuramaz. Süreklileşen bir eylemlilik çabasına sahip değiller örgüt ve eylem çizgileri yaşamsal olmaktan uzaktırlar. Daha da önemlisi bunun nedenlerini görüp aşmak için ozeleştiride bir tutuma ihtiyaç duymazlar. Sanki, sorumluluk sahibi değillermiş gibi konumlarını aşmanın çabası içine girmezler. Böylece onlar bir başka cephede siyasal kitle eylemliliğini frenlemişlerdir.

Kürt halkının bilinç birikimi ve mücadele deneyimi küçümsenmiyecek bir düzeye ulaşmıştır. Yurtsever kitleyi mücadelenin öznesi; karar alıcısı ve eylemcisi yapan bir çizgi izlenirse siyasal kitle hareketi büyük boyutlara çıkacaktır. Çözümün ihtiyaç duyduğu baskı gücü oluşacaktır. Kaldı ki demokrasinin özü toplumun çeşitli kesimlerinin örgütlenmeleri etkin olduğu oranda demokratik gelişme yaşanacaktır. Bu çerçevede PWD girişiminin esas alacağı yaklaşım, marjinal konumda olan sivil toplum örgütlerinin inisiyatif kazanmalarını, güdümlülükten kurtularak bağımsızlaşmalarını ve yenilerinin kuruluşuna gidilmesini sağlamak biçiminde özetlenebilir. Örgütlerin değil, halkın sivil toplum örgütlerinin geliştirilmesine hayati değer biçecektir.

6) Kürt halkının özgürlüğüne kavuşması, iç dinamikler kadar dış dinamikları işlev görmesiyle mümkündür. özgürlük hareketine egemen olan sistem dış dinamikleri devre dışı bırakmıştır. Son yıllarda tamamen tecrit durumuna yol açmıştır. Dış alan izlenen politikalar sonucunda Türk devletine bırakılmıştır. "Dostsuz Kürtler" PKK sisteminin ürünüdür. Kürt sorununun olgunlaşan çözüm koşullarına rağmen böyle bir sonucun ortaya çıkması vahimdir.

Dünyamızın geçirdiği değişim Kürtlere sorunlarını çözüm fırsatları sunmaktadır. Dünyanın liderliğini yapan ve merkezi islevine sahip olan AB'nin hala PKK somutunda özgürlük hareketini terörizm olarak değerlendirmeleri sadece Türk devletine dost oluşlarıyla izah edilemez. Başta gelen neden PKK'nin gerçeklere göz yuman mantıktan yoksun politikalarıdır. Gelinen noktada bir kaç kişi dışında hiçbir güç ve kurumla ilişkinin kalmaması, kesin bir ifadeyle yanlış tutumların ürünüdür diyebiliriz. Irakta milliyetçi ve fanatik islami güçlerin felluce ve necef kentlerindeki direnişlerine sempatiyle bakan anlayış sahiplerinin doğru politikalar izlemeleri beklenemez.

Kürt halkının uluslararası desteğe acil ihtiyaç vardır. Dünyadan tecrit olunarak çözüm gerçekleştirilemez. Kendini esas alan ve öngördüğü ölçüleri dayatarak dış ilişki ve destek arayışına girmek daha işin başında başarısızlığa davetiye çıkarmaktır. Tam tersine uluslararası ilişkilerde ilgili güçlerin politikalarını ciddi biçimde hesaba katan yaklaşımlar içinde olmak gerekir. ABD, AB ve birçok güçle ilişki aranırken böylesi bir yaklaşım hayati önemdedir. PWD inşa sürecinin bir aşamasında bu doğrultuda yoğun çabalar içine girecek ve yaşanan tecritin aşılmasını acil görev olarak önüne koyacaktır.

7) Kürt özgürlük hareketi tek partili sistem ölçülerine göre şekillenmiştir. Siyaset sahnesinde çok sayıda örgüt ve çevre olmasına rağmen çok partililiğin gerektirdiği yakşımlar ve ölçüler özümsenmemiştir. Gücüne göre birinin diğerini teşhir ve tecrit etme tutumu egemendir. Bu konuda PKK herkesten daha çok etkilidir. Kendi dışındaki kesimlere tahammül gösterememiştir. Şiddet dahil her türlü yöntemi kullanarak tasfiyeci bir yaklaşımın sahibi olmuştur. Ancak bu yaklaşım farklı yöntemler kullanma temelinde egemen yaklaşım olagelmiştir.

Tek partili sistem, başta iç çatışmalar olmak üzere büyük zararlar ve olumsuzluklara yolaçmıştır. Ulusal birliğin gelişmesini sınırlarken toplumsal dinamiklerin harekete geçirilmesini frenlemiştir. Halktan önce örgütlerin güç kazanması, bu yaklaşımın dayandığı mantıktır. Artık bu yaklaşımı kökten aşmanın zamanı gelmiştir. Çok partililik özgürlük hareketinin vazgeçilmezi olmalıdır. Teşhir ve tecridin yerine doğrultuyu esas alacak, siyasetin zenginleşmesi ve ortak mücadele espirisinin yerleşmesi için kararlı davranacaktır. Dolayısıyla PKK'nin siyasal yaşam üzerindeki hegemonyasını yıkma çabasını süreklilileştirecektir.

Sonuç olarak özelliklerini çerçeve düzeyinde koyduğumuz özgürlük hareketinin tabi tutulduğu PKK ağırlıklı sistemin aşılması çözümün yolunu açmanın kesin bir gerekliliğidir. PKK'nin yanısıra ona karşıt çevrelerin yaklaşımlarıda çözümün önünde engel oluşturmaktadır. PKK'nin damgasını vurduğu otoriter ve üretimsiz sistemin devamı zaman kaybıdır. Egemen sistemde PKK'nin ağırlığı nedeniyle onun üzerinde durduk. Diğer kesimlerin durumuna sınırlıda olsa izah getirmeye çalıştık. Nereden bakılırsa bakılsın PKK'nin büyük payı yadsınmadan özgürlük hareketinin sistemi tümden sorgulanarak aşılmak durumundadır. Kurulu kemikleşmiş cepheler dağıtılmalı demokratik sistemin yaratılmasının önü açılmalıdır.

PWD girişimiyle özgürlük hareketinin saflarında bir devrim başlatılmıştır. Amacı demokratik sistemin özgürlük hareketine egemen kılınmasıdır. Başlatılan devrimin karakteri yurtsever ve demokratiktir. Dayandiği güç bütün yurtsever demokratik birikimdir. PKK dahil örgütlerin ve örgütler dışında bulunan sözkonusu birikimin aktifleştirilmesi başarıyı getirecektir. Böylece PKK'nin otoriter sistemini aşmak yerine demokratik sistemi koymak mümkündür.

YAŞASIN YURTSEVER DEMOKRATİK DEVRİM

4 EYLÜL 2004
PWD İNŞA KOMİTESİ

2004-09-05

http://www.welatparez.com


Bu yazi hakkinda gorusunuzu belirtmek icin tiklayiniz
Konuyu tartismak icin tiklayiniz

"Bu millet (Turk) koyunun gen yapisina en yakin millet!"


Yezdan HAT

Dersén Kurdî 13

Bu dersimiz de Isaret zamirlerini anlatacagiz.Bir nesneyi yada kisiyi gösterirken yada ona isaret ederken,isaret edilen nesne veya sahsin yakinda mi,uzakta mi,disi mi yoksa eril mi oldugunu bize ima eden sözcüklere ihtiyac duyulur her dilde.Tabi ismin yerine de kullanildigi için yine bunlara (Cînav) deriz ama görevleri itibariyle isaret zamiri deniliyor.

Dersén Kurdî - hemu

International News

2008-11-13

2008-11-11

2008-11-10

2008-11-09

2008-11-08

2008-11-07

2008-11-06

2008-11-05

Valid XHTML 1.0 Strict


Fatal error: Call to undefined function: tableheader() in /home/w/welatpar/www/articles/includes/page_bottom.php on line 32